“BİZ YABANCI ALMIYORUZ!”

Erol Sunat

Ekonomik şartların olumsuz seyretmesi sonucunda işleri bozulan esnaflardan ikisi, dükkanlarını kapattıktan sonra, kendilerine iş aramaya başlamışlar.

Eskiden, ekmek aslanın ağzında derlerdi ya…

Piyasa malum olsa da, iş konusunda, ekmeği aslanın ağzından midesine,  hatta ta… bağırsaklarına kadar indirenlerin gayretleriyle oluşan mevcut tabloda iş bulamamışlar.

En sonunda, Suriyeli sığınmacılardan birinin, işyerinde çalışmak için başvuruda bulunmuşlar.

Suriyeli işletme sahibi, iş talebinde bulunan arkadaşlara ne cevap vermiş biliyor musunuz?

“Biz yabancı almıyoruz!”

Burası neresi? Konya! Konya nerede? Türkiye’de!        

Yabancı kim?

Sen, ben, öteki, beriki yani bu şehirli olanlar, bu şehirde oturanlar mı?

Bu hitap şekli direkt olarak bizim vatandaşlarımıza yapıldığına göre, başka ne anlayacağız?

Kendi şehrimizde “yabancı” olan, “yabancı” sayılanlar da,  bizden başkası değil gibi bir anlam çıkıyor ortaya…

Ne diyelim?

Günaydın Konya! İyi uyudun mu? Uykunu aldın mı? Hayırlı sabahlar olsun! Sabah-ı şerifler hayır olsun, hayırlar getirsin inşallah!

Anlattığımız olay, insanı gülümsetecek türden bir olay değil!

Espri hiç değil!

Bu türden olayların artması karşısında espri dinleyecek, espri çekecek zaman da değil!

Adamlar Türkçe bilmiyor, ifade etmekte güçlük çekmişlerdir! Dilleri sürçmüştür… Öyle demek istememişlerdir…Herhalde arkadaşlar yanlış anladı! Gibi yaklaşımlar, olayı yumuşatma girişimleri olabilir. Belki bu şekilde zevahir de kurtarılabilir!

Velev ki öyle olsun! Velev ki, yanlış anlamış olalım! Velev ki, sekiz yıldır bu insanlar Türkçe öğrenmemiş olsunlar!

Adam esnaf mı, esnaf! Yanında kimi çalıştırıp çalıştırmayacağı kararı elbette kendisine ait…

Amma velakin, “yabancı” hitabı hem yanlış, hem vahim!  

Bu hitabı işiten insanlar, “kim yabancı, niçin yabancı, neden yabancı” diye başlayan sorular sorup durmuşlar kendilerine!

Bu ve benzer yanlış ifadeler, yaklaşımlar usulü dairesince anlatılmalı, açıklanmalı, oldukça sıkıntılı bir ekonomik süreçten geçen insanımız teskin edilmelidir!

 

YARIN HAKKIN DİVANINA HANGİ YÜZLE VARACAĞIZ?

Suriyeli sığınmacı esnafın söylediklerine çok fazla takıldım sanılmasın. Benim esas takıldığım konu,  kendi kurumlarımızın, işletmelerimizin, işverenimizin, iş adamlarımızın, bu zor durumda, kendi insanına sahip çıkmaması…

Ellerinden tutmaması…

Suriyeli sığınmacılara gösterilen anlayışın, müsamahanın, kendi insanımıza gösterilmemesi…

Onları Suriyeli sığınmacı esnaflardan iş istemeye kadar götüren, mecbur bırakan sebeplerin kenarından dahi geçilmemesi,  yanlışların telafi edilmemesi, görülmek istenmemesi!

Düşmez kalkmaz bir Allah denilmiştir!

İnsanlar iflas edebilir, işini-gücünü kaybedebilir, Zenginken, hali vakti yerindeyken bir lokma ekmeğe muhtaç hale düşebilir!

Ancak, düşenin dostu olması gerektiği, elinden tutulmasının elzem olması gerektiği günlerdeyiz. Ve maalesef ne elini uzatanlar var, ne de tut elimi diyen!

Kendi öz yurdumuzda, kendi şehrimizde binlerce esnaf olacak, işletme sahibi olacak ve biz ekonomik gerekçelerle işinden olan, ekmeğinden olan insanlara el uzatmayacağız!

Bu insanlarda ne yer, ne içer, aileleri ne durumda demeyeceğiz?

Merak etmeyeceğiz, aklımıza dahi getirmeyeceğiz!

Bu şehrin siyasileri, önde gelenleri, kanaat önderleri, kurumları, odaları bu konulara eğilmeyecek!

Basınımız bu konuyu gündemine almayacak, manşetlerine taşımayacak!

Oldukça kötü bir imtihan veriyoruz. Ve bu imtihanda tel tel döküldüğümüzün farkında bile değiliz!

Gemisini kurtaran kaptan misali, ardımızda neler bıraktığımıza aldırmadan yürüyoruz! Üstelik ortada kurtarılan gemi filanda yok!

Ne yapacak, ne olacak bu şehrin işinden, aşından, ekmeğinden olan insanları?

Keşke bizde Suriyeli olsaydık diyenleri duyanınız neden yok?

İhracat rakamlarının sevindirici boyutlara ulaşması güzel, şehir için planlanan proje ve yatırımların hayata geçmeye başlaması güzel!

Bu güzelliklerinin bu şehrin insanlarına bir faydası yoksa, boynu bükük, çaresiz insanların derdine derman değilse, neye yarar anlatmaya doyamadığınız o güzellikler?

Yarın Hakkın divanına hangi yüzle varacağız, ne diyeceğiz, ne söyleyeceğiz?

Yarabbi, elime ucuz iş gücü imkanı geçti, ticaret dedim, kazanç dedim, fazla kâr etmek cazip geldi, yanlış yapmışım bilemedim mi diyeceğiz?

 

KANTARIN TOPUZUNUN KAÇTIĞINI NEDEN GÖRMEK İSTEMİYORSUNUZ?

Ülkelerinde çıkan iç savaşta, yaşadıkları ölüm tehdidiyle Türkiye’ye sığınan Suriyeli sığınmacıları 8 yılı aşkın bir zamandır misafir ediyoruz.

Bu misafirlik sürecinde, onlara tanımış olduğumuz imkanlarla şehirlerimizde iş-güç sahibi olmalarına, ayakta durmalarına, ayakta kalmalarına yardımcıda olduk.

Ev sahibi olarak hiçbir milletin göstermediği hoşgörüyü ve anlayışı onlara gösterdik.

Suriyeli sığınmacıların şehirlerimize kabul edilirken, yapılacağı söylenen, ancak bir türlü yapılamayan, hayata geçirilemeyen uyum çalışmalarının, ne kadar gerekli olduğu her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor!

Suriyeli sığınmacılar onlara tanıdığımız imkanlarla ve kolaylıklarla şehrimizde, dükkan açtılar, esnaf oldular, işyeri açtılar, patron oldular!

Ekonomik şartların vurduğu kendi esnafımız ise iflas etti, kirasını, senedini ödeyemedi, kepenk kapattı ve evine ekmek götürebilmek için, iş aramak zorunda kaldı.

İşsizliğin zirve yaptığı özellikle genç işsiz sayısının yüksekliği ürkütücü boyutlarda!

Sığınmacı Suriyeliler konusunda kantarın topuzunu çok ama çok kaçırdığımızı ne anlatabildik, ne anlayan oldu, ne de dinleyen!

Amma bütün bunlar, “kendi şehrimize iyiden iyiye sahiplenmeye başlayan sığınmacıların var olduğu” gerçeğini değiştirmiyor!

Anlatmış olduğumuz bu olay, anlayanlar ve ders çıkarmak isteyenler için ibret dolu.

Evet, onlar yabancı almıyorlar!

Şimdi insanımız, biz onları yabancı diye mi bağrımıza bastık, yoksa Ensar- Muhacirun anlayışıyla mı dese,  cevap verecek olan var mı? 

 

 

 

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.