Cevizaltı, çukur mektep, Durakfakih;

Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu

Bir semtin veya mahallenin değişik isimleri diyebileceğimiz bu üç kelime bize 1944’lü yılları hatırlatır. Bazen hafta içinde birkaç sefer geçtiğimiz bu semti, güneye doğru takip edersek, Türbe önü ile karşılaşırız. Türbe önünün 1944-2015 arasındaki macerasını eşelemek, birçok bakımdan bizim için tehlikeli ve mahzurludur. Bilmediğimiz, aklımızın ermediği konular ortaya çıkar, biz de başkaları da tedirgin olabilir.

Bizim şehir içindeki muhacirliğimizin başlangıç yılıdır. Cevizaltına geldik. Araplardan geldiğimiz için “köylü” olarak adlandırıldığımızı hatırlarım. Oturduğumuz iki ev artık bugün yok. Onların yerinde bir bina yükseldi. Rakım ve Sedat Çumralı merhumların merhum pederleri Çumra müftüsü olan bir zatın harem ve hariciye olarak iki takım evi bu yıkılan evlerdendi. Harem kısmı gerçekten eski ve tarihi bir yapı idi, korunabilirdi. Şehirle, büyük camilerimizle, çarşı ile temasımız bu vesile ile başladı. Çukur mektepte son üç ay hariç beş sene okuduk. Şark muhaciri kardeşlerimizle bu yıllarda aynı sıralarda okuduk. Onlar eski Medrese yapılarına yerleştirilmiş idiler.

Sayfalara konu olacak bu mesele nereden açıldı? Onu anlatayım bir müddet önce, bir vesile ile dört beş kişi bu mahalleye gittik. Onların bir hayırlı teşebbüs için arsa arayışları vardı. Ben ise o yıllara kadar uzandım. Binaların bir bölümü değişse de semtin temel vasıfları yerinde idi. Yalnız, sözü geçen tarihte orada oturanlardan kimseler yoktu. Durak Fakih, Ahmet Fakih, Hoca Habib, Bağ-ı Evliya ve onlara komşu olan mahallelerin adları yerine şimdilerde sadece Aziziye ismi dolaşmaktadır. Pürçüklü neresi deseniz her halde karşınıza Aziziye kelimesi çıkacaktır.

Bu semt ve ona komşu olan mahalleler o tarihlerde henüz Konya’dan göçmemiş olan Çelebiler ile dolu idi. Gerek kız, gerek erkek Mevlana evladının bu semtlerde yoğunlukta olduklarını hatırlarız. Okulda bize Türkiye’nin on iki milyon, Konya’nın ise yirmi bin nüfusa sahip olduğu öğretilirdi. İnsan doğduğu, ilkokula gittiği mahalleleri hiç unutamamaktadır. Hatta oralardan ayrılışın hicranı ve iç sızısı hiçbir zaman kesilmemektedir. O günlerden kalan hatıralar, arkadaşlıklar, olaylar hep hatırda kalır. Belediye otobüsünde idim. Yaşlı bir bey, yanında birkaç hanımla geldi, elindeki bastonla bana dokundu ve “az öte git!” buyurdu. Başımı kaydırdım, sözünü ettiğim bu mahallemizde bir arkadaşımız. O da seksenlik olmuş. Ben onu tanıdım.

Yanındaki hanıma “babanız mı?” dedim.

“Evet” dedi.

“Birlikte büyüdük, beni tanıyamadı, çocukken çok kibar ve tatlı idi” diyebildim o kadar. Yıllarca önce, o semtlerin çocuğu olan bir beye, bir şeyler anlatırken; “Mutullah Ağa’nın fırını…” deyimini kullanınca, karşımdaki zat: “Karnıma hançeri soktun!” diyerek eski günlere hasretini anlattı. Gidenlere rahmet.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.