“Dağ bile olsan bir saman çöpüne değmezsin”

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

MEVLÂNÂ: “Akıl nedir? Zorlukların düğümlerini çözen; gönülde saklanan en gizli sır gelinlerini süsleyip bezeyen; canlara kılavuzluk edip tanyerlerini ağartan Hakka alıp götüren bir manevî varlık… Saman çöpü gibi her yelden titrersen/ Dağ bile olsan bir saman çöpüne değmezsin.”

 

 

 ‘Mecâlis-i Seb'a’ da hutbelerden ve münâcât fasıllarından başka, halk diliyle, halk seviyesine inerek, hikâyelere, temsillere, örneklere dokunarak, arada şiirler inşâd etmek, hadîsleri hikâyelerle, şiirlerle anlatmak suretiyle konuşan Hz. Mevlâna, Yedinci Meclis’te, aklın önemi ve ne kadar şerefli oluşu açıklandığından dolayı bu araştırmamızı, uzatmak zorunda kaldık.

Yâ değilse, yazı dizimizi 45. Bölüm’le sonlandırmak niyetindeydim. 46’ıncı bölümde sataşmalara cevap vererek nihayete erdireceğim.

 

***

Yedinci Vaazında Mevlânâ Celâleddin Rûmî, aklın nasıl yaratıldığını bize şu şekilde haber veriyor:

“Peygamber, Allah ona rahmet etsin ve esenlik versin; şöyle buyurdu: "Yüce Allah der ki: Aklı yarattığı vakit ona otur dedi; oturdu akıl. Sonra kalk dedi, kalktı. Sonra gel dedi ona, geldi. Sonra git dedi ona, gitti. Sonra konuş dedi, konuştu. Sonra sus dedi, sustu. Sonra bak dedi, baktı. Sonra bakma dedi, bakmadı. Sonra anla dedi, anladı. Sonra dedi ki: Üstünlüğüme, ululuğuma, büyüklüğüme, kudretime, kuvvetime, yüceliğime, anlam bakımından varlığımın üstünlüğüne, kudretimin ve bilgimin arşımı kavrayıp kaplamasına, halkın üstündeki gücüme-kuvvetime andolsun ki bence senden yüce olan bir varlık yaratmadım; senden daha sevgili bir var halketmedim. Seninle tanınırım; seninle bana kulluk edilir; seninle bana itaat olunur; seninle birşey verilir bana; senin yüzünden darılırım, azâb ederim birine. Sevab da sanadır. Mücâzat da sana. Allah da gerçek söylemiştir, Allanın elçisi de."

Allah’ın “altın tacı olan aklı yarattı” diyen ve bunu Peygamberin verdiği habere dayandıran Hz. Mevlâna, "Andolsun ki Âdemoğullarını yücelttik"(İsrâ-70) âyetiyle kadirlerini yücelttiği Âdemoğullarının başına aklı koyduğunu ifadelendirdikten sonra “Akıl nedir?” sualine cevabı şöyle oluyor: “En ulu âlemin kandili, Tûr-ı Sıynâ'nın (Tin-2) nuru, "Ve andolsun bu emin şehre"(Tin-3) âyetinde bildirilen şehrin adalet işlerini düzene koyan beyi, âlemler rabbinin tapısının adalet ıssı halîfesi. Akıl nedir? Huyu güzel bir sultan, ondan başka yoktur tapacak hükmüyle varlığı-birliği bildirilen padişahın rahmet gölgesi heman. Akıl kimdir? Temizlik sofasının en üstün erleri onun yolunda oturmuşlardır: "Dünyâ âhiretin tarlasıdır" mallarına sâhib olanlar onun sayesinde yeyip içmekte, onun nimetiyle geçinmektedirler. Bunlar aklı pek fazla övmüşler, gönüldeki aklı anlatıp durmuşlardır da demişlerdir ki: Akıl nedir? Zorlukların düğümlerini çözen; gönülde saklanan en gizli sır gelinlerini süsleyip bezeyen; canlara

kılavuzluk edip tanyerlerini ağartan, sabahlan izhâr eden Hakka alıp götüren bir manevî varlık.”

Aklın, Aâdemoğluna verilmiş çok değerli “manevî bir varlık” olduğunu bize haber veren Hz. Pîr,  bunu, Cenâb-ı Hakk’ın bizim bilemediğimiz ilâhi bir “terazi” ile tarttığını ve biçtiğini kendi uslûbunca anlattıktan sonra şu ifadelere yer veriyor:

"Gökü yüceltti ve ölçüyü, teraziyi koydu; ölçüde, tartıda insafsızlık etmeyin'"(Rahmân/7-8)

diye Yüce Allah bildirmiştir bunu. Gökyüzü yücedir ama terazi gökten de yücedir; fakat gönül alçaklığıbakımından 'Teraziyi koydu" tarzında yeryüzüne ait bir sözle bildirilmiştir; yeryüzüne indirilmiştir. Halka der ki: Ben yüce-yüce âlemden gelmişim. Ey terazi, ne iş için geldin sen? Terazi, kendilerine bir öz bulsunlar, ağırlaşsınlar, ayak diresinler, oturamaklı olsunlar diye aklı-fikri hafif kişilere, akıllarının, fikirlerinin hafifliğini göstermek için geldim der.

 

Samançöpü gibi her yelden titrersen,

Dağ bile olsan bir saman çöpüne değmezsin.

Ey terazi, neyle ağırlaşalım? denince de der ki: Değil mi ki derisiniz, bedensiniz, balçıktan ibaretsiniz; şu halde kendinize bir öz, bir can, bir gönül peydahlamıya bakın. Peki, bu öz nerden meydana gelir ey terazi denince de der ki: Bütün bu otlar, bu buğday başakları, cevizler, iç taneli şeyler, ilâçlar, önce hep yerden yaprak olarak biter; bunlarda öz yoktur; içleri boştur. Sonra sıcaktan bunalmış, yürekleri yanmış kişilerin soluk almaları gibi bahar havasını alırlar, yeraltından su emerler, balçıktan suyu ayırdedip özlerine çekerler. Diri bir insan, içinde toz-toprak olan bardaktan, testiden su içemez. Yüce Tanrı otlara ne biçim bir güç kuvvet vermiştir ki balçık içinde, yüz bin şeyle karışmış suyu süzüp arı-duru bir halde emerler; varlıklarını Tanrının o nimetiyle Özleştirirler, bezerler. "Bilgi gönüllerinin yaşayışıdır, diriliğidir; amel de suçlara kefaret" hükmünce insanın özü için de bilgi yelini, kulluk suyunu göndermişlerdir. Yüreğin yanmışsa sen de ağaç gibi bilgi ve hikmet yelini çek; ciğerin yanmışsa susuzlar gibi kulluk bengisuyunu em; çünkü "Bize kuşdili öğretildi"(Neml-17) hükmünce bahar Süleymân'ı adalet tahtına oturmuştur. Bahar yaşayıştır, diriliştir, yel de onun tahtıdır. "Ona yeli râmettik"(Sâd-36) denmiştir hani; bu suretle adaleti dünyâya yayar; güz kâfirlerinin bağlarda, bahçelerde yurdedinmiş bulunanlara ettiği zulmü, o güzel yüzlülere adalet ve lûtuflarda bulunarak giderir ve çirkin zâlimlerden onların öçlerini alır. Yerden biten her ot, her ağaç, vaktin bu Süleymân’ına karşı dile gelip, ağız açıp, bende bir öz var, bir meyva, bir iç var diye dâvaya girişir; işte sürüp çıkan dalım buna tanıktır der. Bahar Süleymân'ı, her dâvanın bir ölçüsü vardır der, bir terazisi vardır.

 

Aşk dâvasında bulunmak, kolay;

Ama ona delil gerek, burhan gerek.”

 

Aklın nasıl şerefli bir varlık olduğunu öğrenmek ve bu nimeti nasıl kullanacağımızı bilmek açısından ne’olursunuz, Yedinci Meclis’i tekraren yedi defa okumanızı tavsiye ederim.

 

YARIN: Sorular ve sataşmalara cevaplar.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.