Dananın Kuyruğunu Koparma Hikayesi

Erol Sunat

Uzun uzun zaman önce, memleketinin birinde iddiacı , geçimsiz, inatçı, dediğim dedikçi insanların çok olduğu bir şehir varmış.

Bu şehirde, ortada fol yok, yumurta yokken, bir mesele ortaya atılır, dananın kuyruğu koparılır, insanlar birbirine girerken, bütün bir mahalle insanları seyre dalar, en ufak bir anı kaçırmak istemezmiş.

Her mahallede böyle dananın kuyruğuna kopartan densizler, münasebetsizler varmış. Ve tabi ki, bunlarında destekçileri ve kışkırtanları da hazır bulunurlarmış.

Can çıkar huy çıkmaz denmiş. Huyun kurusun denmiş. Huyun kabaklara girsin denmiş. Huysuzla uğraşmakta kolay değil denmiş.

O huy denilen şey, ne kurur, ne kabaklara girermiş!

Huysuzların en büyük özelliği de, dananın kuyruğunu koparmaya meyyal olmasıymış…

Şehrin eski mahallelerinden birinde, bir mahalleli ölmüşleri için bir yemek vermiş. Dualar edilmiş, hane sahibine teşekkürler sunulmuş.

Tam insanlar evli evine, köylü köyüne misali kalkıp gidiyorlarmış ki, içlerinden biri durun demiş!

Beni dikkatle dinleyin!

Şimdi demiş, varsayalım ki, bu hane sahibinin kızını, bir beyin oğlu istese, bu kızcağıza talip olsa!

Şöyle kırk gün kırk gece bir düğün yapsak, sokağımızda sofralar kurulsa, davul-zurna en güzel havaları vursa, kurtlarımızı döksek, bir güzel oynasak olmaz mı?

Olur mu demişler!

Davul bile dengi dengine…

Beyin oğlu yolunu mu şaşırdı?

Kızımız güzel, terbiyeli, okuma-yazma bilir, marifetli amma…

Oradan bir kadın girmiş söze…

Bir kere çeyizi eksik demiş, anasının elinden affedersin kör eşek yem yemez. Kadının eli ağır. Bu kız bu çeyizi tamamlayana kadar evde kalır.

Bir başka kadın seslenmiş…

Çeyizi benden olsun demiş!

Kızın teyzeleri;

Sana ne oluyor demişler, biz varken sana laf düşmez.

Bir komşu, altını akçesi benden olsun demiş, bey oğluna karşı boynu eğilmesin

Kızın amcası;

Biz demiş öldük mü, bu çocuk sahipsiz mi? Bugüne bugün üç tane baba yarısı amcası var, kimseye ihtiyacı yok kızımızın.

Kadının biri yok, yok demiş, bu kızın ne özelliği var ki, bey oğluna gelin gitsin?

Utanmaz demişler, bey oğluna varmasında senin oğluna varsın istiyorsun, anlamadık mı?

Kızın anası başlamış ağlamaya…

Bey oğluna giden kızım, gitti mi, gelmez bir daha. Sen şimdi konaklara mı gidiyon kuzum? Anan yoluna kurban olsun!

Kız, ne bey oğlu, ne gelin gitmesi, ne konağı demiş.

Onu duyan da yokmuş, aldıranda…

Hadi hadi demişler, seni bir bey oğlu görmüş, beğenmiş, istetecekmiş, bari bize numara yapma?

 Kızın ablası, elbette bey oğluna gidecek benim bacım demiş, bey oğluna varanlardan neyi eksik! Bu mahalle ne kadar kıskanç olmuş böyle, çatır çatır çatlayın emi…

Ortaya lafı atan, tekrar girmiş söze;

Varsayın, ben diyeyim yarın, siz deyin ertesi gün kapıları vurulduğunda, bey oğlu kapıya geldiğinde, ne diyeceksiniz mahalleli?

Yaşlı bir adam;

Utanmıyor musun demiş ortalığı karıştırmaya… Ortada ne bey oğlu var, ne kızı isteme, nede bu gariplerin kapısını bir çalan.

Kızın babası, dur ihtiyar demiş, bilirsin seni severim. Bak kızımı bey oğlu isteyecekmiş. Beylere dünür oluyorum. Ben zaten böyle bir şeyin düşünü kurar idim. Var git yoluna, pişmiş aşa su katma!

İhtiyar adam, sen demiş deli falan değilsin değil mi, şu densiz, ortalığı bulandırdı, aklınız başınızdan uçtu, gitti. Kızın bile anladı gerçeği, hepiniz havalara girdiniz. Hepiniz, ortada hiçbir şey yokken, başladınız dananın kuyruğunu koparmaya…

Adam varsayalım diyor anlamıyorsunuz. Ne demek varsayalım?

Kızın anası, çık git evimizden ihtiyar demiş, bizim düğünümüzden sana ne, kızımı bey oğlu istemiş, bundan büyük devlet olur mu?

Mahalle de, laf ile kıza olası bir isteme sonrasında yardım etmeyen kalmamış. Herkes atmış, savurmuş, birbiriyle yarışmış. Bey oğlu istemeye gelir diyenlerle, gelmez diyenler meydan kavgaları etmişler. Kavgalar, ağız dalaşları yumruk ve tekme sallamalar gece yarısına kadar sürmüş.

Sabah olmuş. Kızın evinin kapısı vurulmaya başlamış. Anası, tamam demiş, vallahi de, billahi de bey oğlu geldi. Allah canımı alsın, rüyasını gördüm kız, git aç kapıyı…

Kız açmış kapıyı, gençten dilenci kılığında biri…

Allah rızası için demiş bir lokma ekmek!

Anası pencereden, kov gitsin demiş, biz bey oğlunu bekliyoruz, kapımızı fazla meşgul etmesin. Anası içeri girince kız, az bekle demiş. Tandır ekmeğinin birinin içini yarmış, içine peynir doldurup, vermiş delikanlıya…

Anamın kusuruna bakmayın demiş, akşam densizin biri dananın kuyruğunu kopardı da…

Delikanlı sorması ayıp olmazsa demiş ne oldu ki…

Kızda demiş ki, bir densiz dedi ki, varsayalım ki, seni bir bey oğlu istedi diye ortaya bir laf attı, dananın kuyruğu koptu gitti. Bir düğünümü yapmadıkları kaldı. Herkes birbirine girdi, mahallenin yarısı, diğer yarısına küs! Kusura bakma senin de başını ağrıttım. Delikanlı teşekkür edip ayrılmış kapıdan.

Bu dilenci kılıklı delikanlı, her sabah o kapıya gelir, kız ona yiyecek bir şeyler hazırlar verirmiş.

Mahalleli başlamış dedikoduya…

Demişler ki, Bey oğlu bekliyorlardı ya , kapılarına gele gele dilenciden başkası gelmedi. Dilenci kılıklı kadının kızı da, anca dilenciye münasip derler güler geçerlermiş! Arada da laf çarparlarmış…

Komşu! Dilenci genç yine geldi mi? Senin kıza vuruldu galiba bu dilenci. Bey oğlu dediler, dilenciye kadar düştüler!

Dilenci delikanlı, kızın kapısına neredeyse bir aydan fazla gitmiş gelmiş. Sonunda demiş ki, bir aydan fazladır bu kapıya gelirim. Bir günden bir güne yüzünü ekşitmedin. Kızmadın, beni kovmadın, kapıyı yüzüme kapatmadın. Kapıyı açmadığın gün olmadı. Her defasında bana bir şeyler hazırladın getirdin. Baktım ki, bir bana değil, sen herkese karşı böylesin. Hakkını helal et. Senin hakkını nasıl öderim bilmem.

Kız bir Allah razı olsun da diyemez misin demiş. O bana yeter!

Kızın babası, bedestende antika eşyalar satılan bir dükkanda çalışıyormuş. Bir gün dükkanın sahibi, şu antikaları demiş, al, falanca konağa götür. Benden de selam söyle.

Adam, almış antikaları, varmış konağın kapısına. Demiş ki beni Bedestenden falan ağa gönderdi. Bu antikaları, beye teslim etmem lazım. Gel demişler, beyimizde seni bekliyordu.

Adam konağın merdivenlerini çıkmış, üst katta beyin oturduğu sedire doğru ilerlemiş. Ağasının selamını söylemiş. Bey, otur demiş, seninle konuşacaklarım var.

Bir süre sonra, adam konaktan ayrılmış, doğruca evine gelmiş. Hanımına işini gücünü bırak gel yanıma demiş. Adam kızının evlenme durumunu açınca kadın parlamış. Bu seferde sen mi koparacaksın dananın kuyruğunu demiş. Rızam yoktur.  Adam demiş ki,  o kapımıza gelip duruyor dediğin dilenci genç kimmiş biliyor musun? Bilmiyorsan, çağır kızını sor!

Şehir şehire, mahalle mahalleye, mahalleli mahalleliye, densiz densize, münasebetsiz münasebetsize, hısım hısıma, komşu komşuya, akraba akrabaya, bey oğlu bey oğluna, evin kızı evin kızına benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.