Destanımız yüzüncü yaşında

Hasan Durucan

‘’Sevgili ve bir zamanlar mutlu ailem.

Gelibolu cehenneminden hepinize merhaba. Bu mektubu size yazmak niyetinde değildim. Aslında ben artık kimseyle konuşmak, kimsenin yüzünü görmek istediğimden de emin değilim. Hem siz benim buraya cehennem dediğime bakamayın, burası hakikaten güzel bir yer. Üzerleri toz toprakla örtülmeden önce zeytin ağaçlarının bolluğu, savaşa aldırmadan her yanda pıtır pıtır açan kırmızı gelinciklerin neşesi, akşamları yarımadayı kızıla boyayarak batan güneşin insanın içini acıtan güzelliği ve bir de Gelibolu bülbülleri. Gelibolu’da hâlâ un ufak olmadan kalan küçük bir ruh parçam mevcutsa bunu bülbüller sağlamıştır. Eğer o sırada bir Türk öldürmüyor ya da Türkler tarafından öldürülmüyorsak, Gelibolu’nun muhteşem gurubunu seyrediyoruz. Ege Denizi’nin içine gömülen güneşin biraz önce Pasifik Okyanusu’ndan yükselerek Yeni Zelanda’da ki ertesi günü aydınlattığını bilmek insanın canını acıtıyor. Fakat bu acı hissi çok kısa sürüyor, sonra yeniden katılaşıyorum. Artık saatlerce hiçbir şey hissetmiyor ve duymuyorum. Bu arada sadece bakıyor, saklanıyor, ateş ediyor, süngü takıyor, düşman öldürüyor, bit ayıklıyor, yemek diye verdikleri kuru bisküvi, kraker, kuru et parçalarını kemiriyor, zaman olursa yatıyor, çok ender olarak da uyuyorum. Ben artık sadece bir Anzak askeriyim. Ne sevdiğim şarkılar, yemekler, kokular ne de sevdiğim insanlar... Ben artık bir sayıyım. Yaşayan bir sayı. Ölürsem o zaman da bir sayı olacağım. Vatan uğruna kahramanca ölmüş bir sayı. Kahramanca ve vatan uğruna. Kahramanlık mı? Hadi yaa! Kahramanlık zorla olmaz. Vatana gelince burası Türklerin vatanı ve bu savaş bizim savaşımız değil. Bizler İngilizlerin de söyledikleri gibi sadece hevesli oğlan çocuklarıyız. Asıl kahraman olan Türkler. Johnny Türk dediğimiz Türkler vatanlarını savunmak için bize karşı çok ağır şartlar altında direniyorlar ve kahramanca ölen asıl onlar.

Geçen hafta ölüleri gömmek için karşılıklı ateş kes ilan edildiğinde ilk defa Türkleri yakından ve canlıyken gördük. Türkler bize anlatılan canavarlara benzemiyordu. Onlar da gözlerinde endişe ve keder olan genç insanlardı. Onlarında arkalarında bekleyen üzüntülü aileleri, yaşlı anne-babaları, karıları belki de sevgileri vardı. Onlar da yaralanınca acı çekiyor, onlar da gencecik hayallerini bırakıp ölüyorlar. Türkler de insandı. Bana sigara ikram eden iki Türk’e ben de konserve, et verdim ama kabul etmediler. Bu sığır etidir dediysem de inanmadılar. Aslında anlamadılar. O zaman ellerimle kafama boynuz yapıp öküz gibi böğürdüm. Güldüler. Ben de güldüm. Orada savaş meydanında etrafımız askerlerin cesetleriyle doluydu, biz düşmandık ve birbirimize gülüyorduk. Bana sigara ikram eden Türklerden biri ‘’Sen no İngiliz’’ diye şaşırarak sordu. ‘’Ben İngiliz değilim’’ dedim. Sonra elini uzattı ‘’Ben TÜRK’’ dedi. Bana uzatılan eli tuttum. Orada, Gelibolu’nun en kanlı savaşlarının yapıldığı o tepede el sıkıştık. Ben artık bu adamla nasıl düşman olabilirdim? Ben bu adamla neden düşman olmuştum ki? Düşmanım o anda artık arkadaş Türk olmuştu. Ben bu savaşta ölmeyi reddediyorum, bu benim savaşım değil. Fakat yaşamak için de hiç isteğim kalmadı. Tanrım günahlarımı affet. Hepinizi çok seviyorum. Ebediyen sizin oğlunuz’’ diye satırlarını bitirmişti Alistair John TAYLOR.

Peki bu kimin kahramanlık hikayesiydi?

Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum diye parmağıyla şahadeti işaret eden Albay M.Kemal’in, sabah kahvaltısını üzüm hoşafıyla, öğleni aç, akşam ise yağlı buğday çorbası ve ekmek ile geçiştiren, yırtık ayakkabısıyla onüç yaşında eline silah almış; memleketteki anasının, bacısının, zevcesinin namusunu korumaya and etmiş yiğitlerin hikayesiydi. Evet Çanakkale Geçilmezdi, geçirmediler de. Sadece bizim değil, dünya tarihinin en büyük direnişini sergileyerek 253bin şehit verip onurumuzu koruyarak ayakta kalmayı başardılar. Kurtuluş Savaşının kazanılmasına zemin hazırlayan, kahramanlığın zirve yaptığı ve tarihe yeniden yön verdiğimiz azim örneğidir, yüz yıllık altın destanımız, canımız kanımızdır. Kutsal vatanımız için canlarını hiçe sayan şehitlerimizin şehadetini idrak edebilmenin onurunu bugün tekrar tekrar yaşarken; atamızı, şanlı tarihimizi; rahmet, şükran ve gururla anıyorum. Allah onlardan bir değil, binlerce kez razı olsun. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.