DİN ÖĞRETİM VE EĞİTİMİNDE; SAYI, VASIF VE İYİ YETİŞME

Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu

   Bin dokuz yüz ellili yıllarda, Osmanlı Devlet-i Aliyyesi’nin, din öğretim ve eğitiminde vazife gören, mescit ve camilerimizi şenlendiren büyüklerimizin son temsilcileri ile yirmi yıl kadar beraber olduk. Onların okutacakları öğrencileri ellerinden alınmış ve otuz yıla yakın, daha güzel bir söyleyiş ile gençlik ve orta yaşlılık günleri öğrenci ve eğitim kurumlarından mahrum geçmişti. Tıpkı güzel yetişmiş subayların, ast subayların önlerinden öğrencilerini, eratı, kışlayı ve harp sanat ve uygulamasını yapacak, hazırlanacak her ne varsa ellerinden alınması gibi. Ömrü asker ve kışla hasretiyle geçen bir subay gibi, bu büyüklerimiz de; Medrese, öğrenci ve cemaat hasreti ile ömürlerini geçirdiler. Ellilerin başında vefat edenler hiç öğrenci ve eğitim kurumu göremediler. Altmışların başında vefat edenler ise, eğer meseleyi kavramış ve kendisini bu işe adamış ise, bir altın on yıl geçirdiler.    Bu söylediğimiz altmışlı vefatlılardan birisi Mustafa kurucu hocamızdır. Hacı Veyisoğlu diye şöhret bulmuştur. Bugün yaşları seksen ve daha altında olanlar, onu hiç unutamazlar. Çünkü, kendilerine en çok değer veren, mektebimizin değerini ve vazifemizi bize tanıtan o ve onun izindeki büyüklerimiz idi. Daha dün birlikte idik, ondan maddeten ayrılalı elli beş sene oldu. Bir de altmış beş senelik ayrılıklarımız var. Bu sene belki de eylül aylarında bu meseleleri ve bu alimlerimizi görüşüp konuşacağız. Çünkü duyduklarımız eğer aynen vuku bulursa, belirli alim gruplarını Konya’da ve ilçelerinde tekrar hatırlamış olacağız.  Bu hatırlamanın ne faydası olacak? Buradaki hatırlama sözü de fazla. Akıldan ve hatırdan çıkmayan bir şey için hatırlama deyimi kullanılabilir mi? Bizim şükredeceğimiz bazı gelişmeler var. Bunun yanında, çalışmamız gereken, beceremediklerimiz de pek çok. Günümüzden yüz yıl öncesine göre, dini eğitim ve öğretim kurumlarımızın sayısı, yüzlerce kat arttı. Öğrenci adedi ise yüzbinlerce kat arttı. Dün Konya’da birkaç odalı ve birkaç müderrisli bir kurumda elli ila altmış öğrenci varken, bugün bu sayının sınırı belli değil. Bu şükredilecek, ham de değer bir gelişme.

Bunun yanında “Kalite” dediğimiz, “vasıf” tan ne haber var? Yani yüz yıl öncesinin çizgisini tutturamamış isek çok gayret etmemiz gerekmektedir. Bunun sebebi çoktur. Batılılaşma hamlelerinden tutunuz, harf değişikliğine ve dine soğuk bakmaya kadar pek çok sebep sayabiliriz. Kaliteyi tutturamama, sadece din eğitimine has değil. 1940 senesinde yetişen; hukukçu, tabip, askeri eleman, bugün ölçülerini bir türlü yakalamadığımız yenilikte ve mükemmellikte idi. Bugünün imkanları daha fazla. İşte biz diğerlerini bir yana bırakarak, “Din alimi ölçülerini” yüz yıl öncesine nasıl çıkartabiliriz. Bunun üzerinde zihnimizi toparlamağa gayret edelim.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.