Doğanın rengi

Abdullah Yıldırım

Her ülkenin kendine has rengi oluşur.
Afrika ülkelerinin rengi ile kuzey
ülkelerinin rengi arasında farklılık
inanılmaz orandadır. Doğanın rengi
insanların karakterlerini, ciddi şekilde
etkiler. Kuzey ülkelerinde renk tek olduğu
için, insanların karakterlerini tahmin
etmek zor olmaz. Aynı şey Afrika ülkeleri
içinde geçerlidir. Tek renk, kişilikleri teke
indirir büyük oranda, oralarda, büyük
ihanetler, büyük davalar olmaz...

Hayat rutindir, komşuyla ilişkileri
de genellikle sorunsuzdur. Büyük
kahraman devlet adamları değil, normal
insanlar yönetir. Her şey sadelikle oluşur,
ama bizim gibi doğu ülkelerine gelince,
tek renk olmadığı için, rengin tüm
ritüelleri olduğu için, bizde ve bizim gibi
ülkelerde abartı inanılmaz boyuttadır.

Futbol antrenörümü, hemen önüne
imparator eki getirilir, trilyonlar dökülür,
adam öyle bir ki siz zannedersiniz
Preveze deniz savaşını bu kazandı da bu
güne geldi. Abartı hat safhadadır. 800
lira asgari ücret alan kişi, kendi aldığı
paranın iki bin katını alan bu kişiye
içinden, hak ediyor kardeşim der, onu
alkışlar, onu yüceltir, hayran hayran
bakarak ne ulaşılmaz kişi olduğunu
düşünür!

Parti genel başkanı mısınız? Dünyayı
kurtaran adam gibi dolaşır, her sözünde
keramet aranır, adından söz edileceği
zaman büyük bir saygıyla, ya beyefendi
denir ya da, sonuna bey eki getirilerek,
ne kadar büyük bir adam olduğundan
bahsedilir. Onu tanımak şereftir diye
konuşulur, hele birde resim çektirdiyse
torunlarına kadar gurur vesilesidir.

Başbakan, Bakan veya milletvekili ise
saygıda asla kusur edilmez. Büyüklüğü
anlatıla anlatıla bitirilemez. Tanışmak
göze girmek için takla atmaya hazır bir
şekilde beklenir. Bu durumu
genelleştirirsek, şarkıcısı da aynı,
sanayicisi de, iş adamı da, genel müdürü
de... Hele hele Belediye Başkanı ise
zaten dâhidir ve başkanı olduğu şehir ona
çok şey borçludur!

Bide vizyon denen bir kelime var.
Bizim gibi ülkelerde vizyon sahibi o kadar
çok insan var ki, neyse bu vizyon, abartı
son haddindedir. Oyle ki bu vizyon sahibi
olan adamlar sayesinde, ülke uçmuştur,
hepsi deha sahibidir. lşin garibi bir süre
sonra kendilerine böyle denen adamlar
bu işe alışır ve yaptıklarında inanılmaz bir
keramet olduğuna kendileri de inanmaya
başlar. Bu zavallı hallerini sürer giderler.

Bunun sebebi nedir dersek, maalesef
bu topraklarda, kahramanlar
ama bir o kadarda ihanet, yalan, arkadan
konuşma, emanet ehline vermeme ve de
kalleşlik tarih boyu olmuş ve olmaya da
devam edecektir. Öyle ki dimdik,
özü bir insan bulmak zordur. Dik
insanlarda zaten bu kadar renk
olduğu topraklarda
kaybolup gitmektedirler.

Renk olarak maalesef, yağcılık ve
güce hayranlığın rengi olan gri tonu
gittikçe ağır basmakta. Çok ciddi bir
karakter enflasyonu yaşanmaktadır. Bu
durum, çok kişinin işine gelebilir, ama
zaman geçtikçe onurlu insanların
sayısında bir azalma olduğu görülecek
fakat iş işten geçecektir!

Aslında bu kadar köklü tarihi olan bir
millet, gerçekten dünyanın üçte birini
yöneten bir milletin torunları niye böyle
oldu, anlaşılmaz bir durumdur! Bu
topraklar miras da kalmadı ama...
Geçmişte atalarımız çok kan dökerek,
kanlarını vererek aldılar. Eski
kahramanlıklar bugün yaşanmaz. Bu
doğru. Yalnız bir zafer kazanmış ordunun
mensupları gibi yüz elli peşmergeyi
binlerce kişi alkışlarla karşılıyor,
alınlarından öpüyorsa ayrı gün Türk
ordusunun subayı da sessizce toprağa
verilip, şehitliğini bile yaşamıyorsa, bu işte
bir iş var demektir. İhanet dışarıda değil
içeridedir ve artık görmemek için kör
olmak bile yetmez. Renk siyaha
dönmüştür. Kaç kişi var bilmiyoruz ama
biz yine turkuaz rengi, tanrı dağı kadar
Türküz, gerisini maalesef bilemiyoruz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.