Ele akıl vermek çok kolay

Muzaffer Kırmacı

            Biz insanların en kolay yaptığı şey, başkasına akıl vermektir. “Ben olsam” diye başlarız ve gerektiğinde saatlerce de konuşuruz. Uzman bir psikolog edasıyla, söze bir başladık mı, durdurabilene aşk olsun. Her konudan da anlarız ha ! “Uzmanlık alanı” diye bir şey yoktur. Bizim uzmanlık alanımız, her konuya maydanoz olmaktır. Bu kendini bilmez ukalalığı ben de yaparım, sizler de yaparsınız zaman- zaman. Her şeyin bir bedeli vardır ama,  akıl vermek beleştir. Bedava sirke de baldan tatlı olunca, alan razı, veren razı. Hele bir de karşımızda dinlemesini bilen birini bulursak, değmeyin keyfimize. Bitmedi. Bir de tuzumuz kuruysa!

            Olaylar karşısında her insanın göstereceği tepki aynı değildir. Kimisi aniden parlar. Kimisi daha sakindir. Kimisi de içten pazarlıklı bir tip olduğu için tepkisini hiç göstermez. “Uysal atın tekmesi pek olur” misali,  zaman kollar. Olaylar karşısında insanların ruh hallerini anlamaya da biz “empati” diyoruz. Empati, yani kendimizi karşıdaki insanın yerine koyma durumu. Olayları kendi nefsimizde yaşama, analiz etme durumu. İyi de kendimizi karşıdakinin yerine nasıl koyacağız? “Ben olsam “ diyoruz amma şartlar eşit değil ki. Yani demem şu ki; el eliyle yılan tutmak kolay oluyor.

            Şartlar eşit olmasa da, karşıdaki insanı anlamaya çalışmaktan yine de bir zarar gelmez. Yani empati yapmak belki insanı daha da mutlu eder. Mesela gözleri görmeyen birini gördüğümde ben de o an gözlerimi kapatır, o insanı anlamaya çalışırım. Görememenin zorluğunu anlar, görme nimetini verdiği için Allah’a şükrederim. Yürüyemeyen veya yürümekte zorlanan birini gördüğümde halime şükreder ve;  ya yolumu değiştiririm, ya da o insanı geçip gitmem. Belki benim de o insanı görene kadar dert ettiğim bir yığın sıkıntılarım vardı. İşte empatinin böyle terapi edici bir özelliği de var.

            “Ben olsam” da biz sınırları zorlarız. Arkadaş ve dostlarımızla konuşurken sıkça söylediğimiz bu sözü zaman-zaman daha ileri boyutlara da taşımayı ihmal etmeyiz. “Ben senin yerinde olsam” bizi kesmez. “Ben Belediye Başkanı olsan” diye başlarız, “Ben Başbakan olsam” diye devam eder, sonunu “Ben Cumhurbaşkanı olsam” la tamamlarız. Sorumluluk sahibi olmayan insanın atıp tutması kolay olur. İşte “Ben başbakan olsam” gubuzluğu da bu sorumsuzluktandır. Sorumluluk makamında ol da o kadar desteksiz atabiliyor musun gör.  Sen,  benim yerimde ol da “Ben senin yerinde olsam” diye ahkam kes.

            Bir de “Ele verir talkını” var ki, onu konuşmaya bile gerek yok.

            Velhasıl…

            Bekara avrat boşamak kolaydır.

           

            

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.