Elli beş yıl geçse de bir şeyler yapılamaz mı?

Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu

Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu

 

 

Bilindiği gibi Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Hoca Efendimizin bu sene elli beşinci vefat yılıdır, 5 Şubat’ta.. Vaktiyle yine bir vefat yılı konuşmasında “Hoca Efendi merhumun dua yapış tarzı”nı anlatacaktım. Vakit hayli ilerlemiş, gece olmuştu. Ben de anlatamadım. Geçenlerde birkaç arkadaş arasında konuşmuştuk. “Yaşanılan hayat ile yazıp çizilenler bazen birbirini tutmuyor, ne yapılabilir?”. Her konuda bu böyle olmaktadır. Vaktiyle Sarıyakup mahallemizde konuşulurdu. Büyük bir alim ve mürebbinin evlatları: “Bizim yaşadığımız babamız ile, çarşıda dinlediğimiz babamız birbirine hiç uymamaktadır!” derlerdi. Evet öyle. Bizimle okulumuzda yaşadığı mübarek günlerdeki hocamız ile, milletin anlattığı hocamız bazen başka başka olmaktadır. Geçen gün bir yeğeni anlatmıştı, yine böyle bir anma gecesi imiş, konuşmacı bir şeyler anlatırken, moderatör olan zat, elindeki kalemi yere, masaya vurarak; “Hani kerametleri nerde? Nerde? Sen ona geç!” deyivermiş. 

Yahu kerametleri yoksa, iyi Müslüman olmayı, Nebiyy_i ekremin ardından gitmeyi iyi kulluk olarak anlatmışsa, neye çaba sarf edeceğiz ki? Ama bizlerde bu uçtu kaçtı merakı var ya, işte o bir takım güzel olmayan sözleri söyletiyor ve işleri de yaptırıyor. Acaba şehirde iyi hazırlanarak, o günleri yaşayanlar bir sempozyum yapamaz mı? Hoca Efendi kimdi? Biz O’nu elli beş senede ne hale getirdik? Sorusuna ilmi ve gerçek cevap aranamaz mı? O dönemi görenler onun mübarek günlerini, ahlakını, ev halini, akraba ile ilişkilerini, komşuluğunu, imam ve hatipliğini, va’z tarzını, babalığını, hocalığını, öğretmenliğini… Anlatır, farklı anlatımların münakaşası yapılır: deliller toplanır, mesele halle çalışılır. Ağırbaşlı çok güzel bir çalışma olursa, şehrimiz ve diğer merhumlar için de iyi bir örnek olur.  Rahmete giden büyüklerimizin övgüye ve olduklarından farklı anlatıma ihtiyaçları yoktur. Bu tür anlatımlar, bizim için, toplum için zararlıdır. Vaktiyle bir yazı okumuştum; Bir tarih Konya’da Musalla’ya hacetnamazına (yağmur duasına) çıkılmış, hoca efendimize de dua görevi verilmiş. Anlatan diyor ki, Hocaefendi çıktı, yüzünü topraklara sürdü ve “Gara Mustafa’n yağmur almadan gitmez buradan!” diye Allah’a yalvardı, güzel bir yağmur yağdı.

Bu hareket oldu mu olmadı mı? Hocaefendi böyle bir konuşma ve hitap tarzına sahip mi değil mi? Coşkun bir halde böyle bir olay oldu mu olmadı mı? Daha yüzlerce haklı soru.

Bir diğer örnek verelim; “Hacı Veyiszade’nin duası” isimli tek sayfalık bir fotokopi ellerde dolaşır. Hocaefendi’nin dua tarzı bellidir böyle bir duası yoktur. Bunu kim, ne için ortaya atmıştır. Hocaefendi’nin duaları hep Arapça olurdu. “Elhamdü lillahi Haliki’l-insan Münzili’l-Kur’an” diye başlayan ve dua yapış anındaki olaya göre bazı cümleleri değişen güzel bir duadır ve her zaman böyle yapılır. Ellerde dolaşanı kim çıkarttı ortaya ve sebebi nedir. Bu esrarengizlikten kim ne kazanır? İşte bu sempozyumda bunlar ve daha derin problemler konuşulur. Hatta gerekirse bu sempozyum uzun süreli olur veya zaman zaman tekrar edilir, ilmi bir “elli beş yılın muhasebesi” elde edilir. İyi sonuç alınırsa, başka kimseler için de tekrarlanır.

“Sen ne dersen de! Bizim istediğimiz budur, onu yaparız!” denecekse o başka. Bu meseleyi daha geniş bir şekilde tekrar okuyucularımıza sunmak isteriz. Hayır dileklerimizle.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.