Emeğin Karşılığı: Kapının Önü!

Nurullah Çetinkaya

Dünya üzerindeki ilk iyi-kötü mücadelesi ilk insan Adem atamızın oğulları arasında yaşandı ve kavgayı kötü kazandı. Bu kavga ilk idi ama asla son olmadı. O günden sonra dünya hiçbir iyiliği cezasız bırakmadı.

Biz bu yazımızda iyi ile kötünün mücadelesini farklı bir boyuta taşıyacağız. Bugün iyinin adı emekçi kötünün adı işveren olacak. Baştan söylemekte yarar var; sakın, emekçinin alın teri karşılığını veren ve işçisini hak ettiği ile ödüllendiren işverenler yazımıza alınmasın.

Yazımızın başında Habil ile Kabil’i andık. Pek çoğumuz hikayeyi biliyoruz anlatmaya gerek yok. Ancak Habil’in kazandığını Allah yolunda harcamaktan kaçınmayan biri olduğu halde Kabil’in kazandıklarını Allah yolunda harcamaktan pek de hoşlanmadığını hatırlatmamız gerekiyor ki yazımız yerine ulaşsın.

Kabil bana Konya’da sıkça rastladığım İslamcı işadamlarımızı hatırlatıyor. Pek çoğunda bir kucak dolusu sakal vardır, ezan okununca işi gücü bırakıp camiye koşarlar ya da kollarını sıvayıp iş yerinde abdest alıp namaz kılacaklarını herkese ilan ederler. Peki, bunlar gerçekten secdeyi Allah rızası için mi yapıyorlar. Yoksa Allah’ı aracı edip nefislerine mi tapınıyorlar. Hemen sinirlenmeyin o ne biçim cümle diye. Sizce secdesini Rabbine yapan bir işveren işçisinin hakkını yer mi?

İşçisinin sigortasından çalıp imam nikahlı ikinci eşlere lüks daireler kiralayan, işçisinin maaşının birkaç katı türbanı eşlerinin, kızlarının kafalarına dolayanların secdede Rablerine yönelmeleri mümkün mü? Bence mümkün değil. Çünkü onca yenilen hakkın hesaplanması namazda bile sürer. Onlar sadece Rablerini de işçileri gibi kandırmaya çalışırlar.

Peki, hak yiyen hep İslami kesim mi? Tabi ki hayır. Başımızı sola çevirdiğimizde iş daha da kötüleşiyor maalesef. 1 Mayıslarda iş, emek, hak diye çığırtkanlık yapanların çoğu da hak hırsızları arasında maalesef. Onlar Gezi Parkı gösterilerinde en öndelerdi ya da en öndekileri destekleyenlerdi ancak pek çoğu işçisinden çalıp lüks içinde yaşamayı seçenlerdi. Onlar nefislerine secdeye giderek tapınmaz. Sarışın metreslerle ödüllendirirler nefislerini, şişesi onlarca işçinin bir aylık toplam maaşı olan şaraplarla çakır keyif ederler ruhlarını. Onlar paraları ile Azrail’i bile durduracaklarını zannederler. Sağlam dostları, ceplerinde cukkaları ile dünyaya kazık çakacaklarını düşünürler ama gün gelip de mezarlarına çakılacak kazıktan bihaber yaşarlar.

“İşçi hakkını yedirmesin bu ülkede hukuk var!” diyeniniz hala var mı bilmiyorum ama öyle bir şey aklınızdan geçiyorsa hemen unutun. Hükümette hangi parti olursa olsun değişen bir şey olmaz bu ülkede. Çünkü önce zenginler onları iktidara taşır sonra da onlar zenginlerin nefislerini. Emekçi “Niye hakkımı çalıyorsunuz?” dediği an ona gösterilen tek yer “Kapının önüdür”. “Beğenmiyorsan işte kapı!” derler. Bilirler ki çalışanları bu riski göze alamaz. Çünkü pek çoğunun evi, eşi, çocukları vardır ve yine pek çoğu da aldıkları üç kuruşla bir yuva kurma peşindedir. Hayalleri de maaşları gibi küçüktür. Ve hangi dinden, hangi siyasi görüşten olursa olsun hiçbir patron da o hayallerin büyümesine izin vermez. Çünkü sömürülenin hayalleri büyüdükçe sömürü düzeni ve sömürücülerin çıkarları riske girer.

Şüphesiz gerçekleri eksiksiz gören ve kaydeden birileri var. Bizler emeklerinin yarısını bu dünyada alan yarısını da ahirette tahsil edecek emekçileriz. Kapının önünün olmadığı bir yerde, emekçi ile emek sömüren karşı karşıya geldiğinde, hakkın haksızdan alınıp haklıya verileceği günün sahibi olan Rabbim elbette en güzel intikam sahibidir.

Tüm emekçi kardeşlerime ve emekçisinin hakkını eksiksiz veren, rızık dağıtımında aracılık eden işverenlere saygılarımı sunarım.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.