Göm başını kuma, kim kime dumduma!

Erol Sunat

Başını kuma gömmeyi bilirsiniz! Kimi bu işi şaşkınlıktan, telaştan ve panikten yapar, kimi edebiyatım iyidir, bir şekilde konuşur ikna ederim diye düşünür, kimi çevrem geniştir, ben ağzımı açmadan onlar konuyu anlatır, eğrileri doğrultur diye düşünür!

Garibim devekuşları, hepimiz onları öne süreriz, sürmesine de… Sanılanın aksine, deve kuşları bir tehlike anında başlarını toprağa gömmezler. Tehlikeyi sezmek için başlarını toprağa yaklaştırırlar. Başını toprağa gömmek ve mecazi tarafı ise, cümle teferruatıyla birlikte bizlere kalır!

Bizde hafızayı beşer nisyan ile maluldür diye meşhur bir söz vardır ya hani! Beşer şaşar, hafıza değil mi unutur diye diye hafızalarımızda başını kuma gömeli çok oldu!

Ancak hayat değişik pencerelerle dolu. Ve o pencerelerden mutlaka bakan, olayları izleyen, gören ve bilen birileri bulunur! Anlayacağınız başını kuma gömenleri bilenler, görenler, şahit olanlar, hatta yapma, etme diyenler her daim olmuştur.

Başını kuma gömenleri hemen herkes bilir, benden olmasın, benden duyulmasın diye açmaz ağzını, yumar gözünü, sonra benden duymuş olma babından iş işten geçtikten nice sonra anlatır şu şöyleydi, bu böyleydi diye! Zamanında bu konuları dile getirenleri de dinleyen olmaz! Her şey başını kuma gömenlerin lehinedir!

Yaşadığımız dönemde öyle bir dönem! Ortalık toz duman! Siyaset denen alan bir hayli sisli ve puslu! Tamda başını kuma gömenlere göre bir hava! Aralara kaynayıp gitme havası! Göm başını kuma, kim kime dumduma!

Ben eskiden Halep te bilmem kaç arşın atlardım, yanımda şu vardı, bu vardı, filanca da elinde metreyle ölçtü, sorun anlatsın diyenler kapılara yığıldı! Lakin, Halep ordaysa arşın burada atla da görelim diyen nedense yok! Olmadığı gibi şu kadar arşın atlıyormuş diye anlatan anlatana!

Sanılır ki, o meşhur manide olduğu gibi; Yerden göğe küp dizilecek, üst üstüne bindirilecek, en altakin bir çekilecek, sonra seyreyle sen gümbürtüyü denecek!

Denir mi? Denmez! O en alttakin çekilmez! Olması gereken olmaz, yapılması gereken yapılmaz!

*****

Devir, olduğundan fazla görünenlerin, kendini bir şekilde öne sürdürenlerin, anlattıranların, geçmişte her ne yaptıysa bir şekilde unutturanların devri!

Böyleleri revaçta, hayranları çok, taraftarları hazır!

Çok değil, daha dün gel denildiğinde gelmeyenler! Taşın altına elini koymamak için türlü mazeret ve gerekçeler sıralayanlar! Nasip bugüneymiş, çıktık geldik noktasındalar! Ancak nasip denen kavram dahi bu işe bir anlam veremese de… Daha önceleri nerelerdeydiniz diye soranları dinleyende yok, aldıranda!

Başını kuma gömdüklerinde kimseyi dinlemeyenlerin…

Kimseyi gözü görmeyenlerin…

İkazlara oldukça sert cevaplar verenlerin…

Keskin dönüşlerle geri gelişleri, hemen her yerde hiçbir şey olmamış, yaşanmamış gibi ortaya çıkmaları ve görünmelerinin adı ne?

Kimine göre ikbal, kimine göre istikbal! Kimine göre köşe kapmak!

Dün başlarını kuma gömmemişler miydi? Gel deyince gelmeyen onlar değil miydi?

Gelmemek için bin dereden su getirenler onlardan başkası mıydı?

Ne dense ikna olmayanlar, aynı insanlar değiller miydi?

Bugün ne oldu? Başlarına taş mı düştü saksı mı? Yoksa her ikisi birden mi?

*****

İnsan hata yapar mı?

Elbette!

Döner gelir mi? Neden olmasın?

Neden gelmesin ki…

Ne olursan ol, başını kuma da gömsen, selamünaleyküm demediğin dönemlerde olsa, mademki çıktın geldin, bu kapıda sana niye geldin, neden geldin denmeyecek denen kapılardır siyaset kapıları! Dünü siler, yeni baştan hoş geldin diye yazar!

Geriye ne mi kalır? Çarçabuk unutuluveren biraz buruk, biraz alıngan, biraz kırgın laflar!

O laflarda, başını kuma gömdüğün zamanları unutmadık, yazdık bir kenara diyenlerin lafları olarak sıralanır kalır!

Keşke söylenmeseydi, yakışmadı, iyi olmadı, şık durmadı diye de, keşke ile karışık telafi cümleleriyle zevahir kurtarılmaya çalışılır!

Doğruyu söyleyeni en çok kapısından kim mi kovar?

Siyaset! Siyaset her doğru her yerde söylenmez, lafı yumuşatmak, tatlılaştırmak siyasetin şiarıdır deme derdinde!

Kızdığında, köpürdüğün de taşa söyler gibi laflar sıralayan siyasetin dili bugünlerde keskin sirke küpüne zarar denen bir yol izliyor. Pek bir tatlı dilli! Çünkü siyaset hem nalına hem mıhına vurma sanatıdır da ondan!

*****

Başını kuma gömenler bugüne kadar hep ne demişlerdi?

Görmedim, duymadım, bilmiyorum, bana dokunma, bana ilişme! Azıcık aşım ağrısız başım demişim, sen yoluna, ben yoluma! Şu an bana dokunan yok, rahatım iyi, keyfim yerinde, öte git diyen yok, beni çağırmadın, ben de duymadım!

Şimdi ne mi değişti? Çok şey! Seçim olurda köprülerin altından sular akmaz mı? Siyaset insanın aklını başından almaz mı?

Geldi seçim zamanı, herkes herkese bir telefon kadar yakın!

Aracı çok, ricacı çok, hatır-gönül köprüleri çoktan tamir edilmeye başlandı, yakında üzerinden kimler geçecek kimler!

Öte yandan, gerçek anlamda kendini doğruluğa, dürüstlüğe, demokrasiye, adalete, hak ve hukuk savaşına adamış olanları gören var mı?

Yok! Dünde yoktu, bugün de yok! Bu gidişle de olacak gibi görünmüyor! Geçtik görmekten, böyle insanları sevende yok, isteyende, bu işlere en çok onlar layık, onlar hak ediyor diyende!

Çünkü insanlar nedendir bilinmez bile-isteye başını kuma gömenlerin peşindeler!

Hiç başını kuma gömenlerle, bu insanlar bir olur mu diyenlerin laflarına canı sıkılanlar var, işlerine gelmeyenler var! Öte yandan, listeler bayağı bir uzun, gönüllerdeki aslanlar ayakta, başını kuma gömenler atakta! Hakikat uyanamadı, hâlâ yatakta!

*****

Başını kuma gömenler; Yüzüne bakmadıkları! Önünden geçmedikleri! Niye geleyim, neden geleyim dedikleri o kapıların önünde görünmeye, dolaşmaya başladılar!

Ne mi oldu o kapılara?

O kapılara bir haller oldu! Hem de istisnasız hepsine birden! Başları mı döndü bilmem?

Daha şimdiden o kapıların önünde neler mi konuşuluyor?

Falan da geldi! Yeminle filanca da geldi! Valla hiç beklemiyorduk, hani hiç gelmez dediğimiz Ağabey vardı ya, almış yanına dünyada gelmez denen Başkanı çıkıp gelmişler!

Sefa gelmişler, hoş gelmişler!

Göm başını kuma, kim kime dumduma! Mesele bu kadar basit, bu kadar kolay!

Sonra açıl siyaset yolları! Açıl ardına kadar! Kim tutar seni, kim tutabilir ki…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.