Görümce Hikayesi

Erol Sunat

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin huyları ve adetleri garip mi garip bir şehrinde, bağırışı, çığırışı eksik olmayan, bütün mahallenin üzüntüyle seyrettiği bir hane varmış.

Bu hanenin en önemli insanı görümceymiş.

Ama ne görümce… Nihayetinde bir evde iki kardeşlermiş. Büyük abla, küçük olanda o kızdan on beş yaş kadar küçük erkek kardeşmiş. Gel zaman git zaman, delikanlı büyümüş, yaşı yirmi beşlere dayanmış. İki sokak ötede yaşayan bir kızcağıza sevdalanmış.

Kızın babası, delikanlıya, bak evladım demiş, sen iyi ve temiz bir gence benzersin, lakin annenden bütün bir mahalle yaka silker, ablanda da bütün bir şehir.

Ablan, kocasını aldı eline, ne kaynana bilir, ne görümce, ne de kayın…Kayınpederi bile illallah etti ablandan. Kızım onların elinde yaşarken ölür diye korkarım demiş. Delikanlı, söz demiş, karıma en ufak bir laf söyletmem.

Netice de, delikanlıyla sevdiği kız, evlenmişler. Daha evlenmelerinin üzerinden, bir hafta geçmiş ki, kaynana, gelin demiş bir haftanı doldurdun. Bundan böyle bana tabisin. Ne desem onu yapacaksın. Hem itiraz etmeyeceksin. Hem de kocana tek bir laf demeyeceksin. Dersen, çağırırım ablasını, onunla koca bir şehir baş edemez, sen kim, baş etmek kim, sen iyisi mi, bana uy, sesin soluğun çıkmasın.

Ne yapsın gelin kız, kaynana ne derse yapmaya başlamış. Her gün mutfak dolusu bulaşık, dağlar gibi çamaşır, evin içini sil-süpür derken, kızcağız yorgunluktan bayılacak durumlara gelirmiş amma, çıkarmazmış sesini. Kaynana, gelin aldık köle aldık der bir de komşularına hava atarmış.

Gelin zor-şer bir on gün geçirmiş. Kaynana, gelin demiş, benim Payitahtta anam vardı. Ölmek üzere diye haber geldi. Ben yarın oraya gidiyorum. Görümcen gelip ben gelinceye kadar bu evde benim yerime duracak demiş ve ertesi gün ilk kervanla çekip gitmiş, Ve o meşhur görümce çıkmış gelmiş eve. Mahalleli eyvah demişler, yandı kızcağız. Kızın başına öyle bir bela geldi ki, Allah kurtarsın o kızı bu musibetin elinden.

Görümce gel bakalım gelin demiş. Annem çalışmandan hiç memnun değil. Ben annem değilim. İtaat isterim. Hem görümceyim, hem ablayım. Uzatmış elini önce öp bakalım elimi! Gelin kız ne yapsın öpmüş görümcenin elini. Görümce, şöyle okkalı bir kahve yap da demiş, içeyim, gelinin hası, kahvesinden belli olur.

Kız hiçbir şey demeden pişirmiş kahveyi getirmiş. Görümce bir yudum almış, kahve fincanını fırlatmış yere! Beceriksiz, kabiliyetsiz demiş, üç paralık bir kahve keyfim vardı. Temizle çabuk şuraları… Karşımda da ağlayıp durma. Ağlayan insanı sevmem, ağlayandan da hazzetmem.

Öğleden sonra, kapı çalınmış, gelin kız bakmış ki, orta yaşlı bir kadın. Buyur teyze demiş. Kadın, aç kapıyı aç demiş, o görümcen olacak evde mi?

Kadının bağırmasından sonra görümce çıkıp gelmiş salona… Seni kim içeri aldı demiş. Kim çağırdı seni.. Gelin ben açtım kapıyı deyince, görümce kavramış gelinin saçlarından, ben sana her kapı çalana kapıyı açma demedim mi diye savurup atmış kızı bir tarafa…

Orta yaşlı kadın, oldukça çevik bir hareketle görümceyi yakalamış. Vurmuş yere. Eline nereden geçirdiği belli olmayan bir odun parçasıyla, ağzını burnunu kan revan içinde bırakmış.

Görümce, şaşkınlıktan ve korkudan kıpırdayamaz hale gelmiş, Kadın, görümce, kör kepçe demiş, görmesin bu kız seni ömrünce, görümce görünmez dağa gidesice, beter ol demiş. Sonra da, gel kızım demiş, sen benimle geliyorsun. Görümce kalkmaya çalışınca, elindeki odunla yüzüne öyle bir vurmuş ki, görümce bayılmış kalmış. Gelin öldü herhalde demiş. Ölmez demiş kadın, dokuz canlıdır o. Keşke geberse de şehir kurtulsa…

Mahalleli birde bakmışlar ki, gelin kızla, orta yaşlı bir kadın evden çıkıp gidiyorlar. Hemen birkaç komşu açık kapıdan içeri girmişler , birde ne görsünler, görümce upuzun yatıyor.

İçlerinden biri, layığını bulmuş demiş, bulmuş amma geberip gitmez bunun gibisi…

Bir başka kadın, o kadını tanıyamadım demiş, ellerine sağlık, iyi benzetmiş mendeburu.

Neredeyse mahallenin cümle kadını doluşmuşlar eve. Nice sonra, görümce kendine gelmiş. Ne oldu bana diye sormuş. Kadınlardan biri, ne olacak demiş belanı buldun. O ağzı dili söylemez kıza ana-kız az mı eziyet ettiniz, sonunda ne oldu, Hızır gibi biri çıktı geldi, seni insan içine çıkamayacak hale getirmiş çok şükür. Keşke anlasan ya…Sen kim anlamak kim? Bütün kadınlar, daha da beter ol inşallah diyerek çıkıp gitmişler evden.

Akşam erkek kardeşi, gelmiş eve. Birde bakmış ki, ablasının kafa göz sarılı, gözler mosmor, dudaklar patlamış, burun yamulmuş, sol kol çatlak, sağ kol kırık. Hemen bir sınıkçı çağırmış delikanlı.

Sınıkçı, hayırdır bacı demiş, devenin üstünden mi düştün? Sığır sürüsü arasında mı kaldın ne oldu sana böyle?

Görümce üç-dört gün konuşamamış. Bu arada, delikanlı kime sorduysa karısını bulamamış. Mahalleli kadınlar anasıyla, ablası olan görümcenin yaptıklarını anlatmışlar bir-bir. Delikanlı bir ihtimal diye kayınbabasının evine varmış, bakmış ki karısı orada da yok. Hikayeyi anlatmış.

O zaman kızın babası demiş ki, o kadın olsa olsa benim ablamdır demiş.  Kızımın görümcesini hiç sevmezdi. Hele onun insanlara yaptığı eziyeti kabullenemedi. Kendi kızı, senin ablanın oğluyla evliydi. Kız kahrından kendini evin çatısından attı, öldü. Kocası olan çocuk şehirden çıktı gitti. Haramilerle savaşırken öldü. Sen mevzuları bilirsin. Ablan yine de aklını başına almadı. O olay sonrasında ablam, ablanın başını taştan taşa vurdu. Öldü diye bıraktı. Yine de ablan bildiğini okudu. Kızıma bunu yapınca, rahmetli kızı aklına geldi ki, kızımı çekti aldı ablanın elinden.

Aradan bir on gün kadar daha geçmiş. Delikanlının anası Payitahttan gelmiş. Birde bakmış ki kendi yokken dünya kadar olay olmuş. Nerde o gelin demiş, versin bakalım bunun hesabını. Delikanlı karım yok demiş, halası almış götürmüş, nerededir, hangi diyardadır bilen yok. Görümce, bu kadının yaptığı iki oldu demiş. Her defasında beni ölmekten beter ediyor. Bundan sonra ya o beni öldürecek, ya ben onu! Delikanlı, abla demiş, kadının kızı senin yüzünden, senin baskından ölmedi mi? Ya oğlun, bu olayları kaldıramadı, ölüp gitti yeğenim. Senin derdin de? Seni sürekli koruyan anamın derdi ne? Siz nasıl insanlarsınız böyle…

Görümce, biz demiş ne yapmışız ki, anam yoktu, o olmayınca, ben kaynana yarısı sayılırım. Saygı isterim. İtaat isterim. Lafımın üzerine laf konmasın, denmesin isterim. Karım deme şu sümsük kıza!

Delikanlı, ablam demiş, var git evine, bir daha da gelme. Bundan sonra işime karışırsan, yuvamı dağıtırsan, ablam demem, yolumuz ayrılır. Görümce söylene söylene çıkmış gitmiş.

Delikanlı bak anam demiş, karım geri gelir mi bilmem, şayet onu bulursam, geri getirirsem, benimle birlikte oturmayacaksın. Bu kötü huylarından vazgeçmediğin sürece bir daha evime gelmeyeceksin.

Demiş demesine de, huylu huyundan vazgeçer mi? Anası da, ablası da, daha çok kızmışlar, ancak susmuşlar.

Uzatmayalım. Delikanlı aylar sonra araya araya bulmuş karısını, ikna etmiş, geri getirmiş. Şehirde de ayrı bir ev tutmuş. Birkaç yıl mutlu mesut yaşamışlar. Bu arada birde oğulları olmuş.

Güzel güzel yaşayıp giderlerken, kapı çalınmış. Gelin kız ne görsün, kaynanası ve görümcesi. Ne yapsın açmış kapıyı…

Görümce ne oldu demiş, bizden kurtuldun mu sandın?  Biz bugünü çok bekledik!  Seni diyarın birinde esir pazarında sattıracağız, oğlunu da, bir aileye evlatlık vereceğiz. Kapı açılmış yüzü sarılı birkaç adam kızı bayıltıp, atmışlar bir arabaya, bir yaşlarındaki çocuğu da, almışlar yanlarına, kervana doğru sürmüşler arabayı. Tam kervan hareket edecekmiş ki, muhafızlar durdurmuşlar kervanı. Ayılan gelini ve çocuğunu bulmuşlar.  

Kadı Efendi, herkesi toplamış huzuruna. Kaynana, yalan Kadı Efendi demiş, ben torunuma, küçücük sabiye kıyar mıyım? Görümce, ben o eve adımımı bile atmadım demiş, bu şarlatan gelin yalan söylüyor.

Kadı efendi şahitler gelsin demiş. Kızın halasıyla, kocası çıkıp gelmişler. Kadı Efendi demişler, biz içeri odaya saklanmıştık, diye başlamışlar ve olayı tafsilatıyla anlatmışlar. Onların eve girdiğini gören komşularda konuşunca, Görümce ve kaynana sürgün cezası almışlar, uzak bir diyara…Bir daha da onları ne gören olmuş, ne duyan!

Şehir şehire, görümce görümceye, kaynana kaynanaya, hala halaya, kayınpeder kayınpedere, gelin geline, damat damada, kervan kervana benzer.

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.