Günah işleme özgürlüğü mü var?

Ziya Uysal

Bazı günahların yasalarda bir cezası yok. Ama bu onları yapmakta özgürüz anlamına gelmiyor. Çünkü ilahi yasalarda hepsinin karşılığı var. Onların cezasını da Allah verecek. Onun ilahi adaletinden, yani İlahi Mahkemeden kaçış yok, kaçacak zerrece bir hayır ve şer de yok.

Allah, insanların hepsini yeniden diriltecek, hesap gününde, mahşer meydanında toplayıp, hepsini yargılayacak. Çünkü onun mahkemesinde, zerre miktarı da olsa dünyadaki her düşünce ve davranışımızın ödül veya ceza cinsinden bir karşılığı var. Orada hesaplar çok çabuk görülecek ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır, bunları hepimiz biliyoruz. 

Yöneticilerle ilgili, yapıcı eleştirilere bir yasaklama yok. Ama bilip bilmeden yapılan iftira, karalama ve dedikoduların büyük vebali var. Maksadım özellikle birilerini korumak veya kollamak değildir. Bu mevkilerde yarın başkaları, öbür gün daha başkaları olacak, mahkeme kadıya mülk değildir.

Benim anlatmak istediğim, halk arasında, sosyal medyada ve tümüyle medyada yöneticilerimiz fütursuzca karalanıyor. Yönetime kim gelirse gelsin, illa bir kısım insanımız bunu yapıyor. Onlar karalandıkça ülkemizin dışardaki itibarı da yıpranıyor. Her durumda illa ki karalanmaktan çekinen bazı değerli insanlarımız öne çıkmaktan, görev almaktan çekiniyor. Haklı-haksız karalama alışkanlığı gün geçtikçe bizde yaygın bir hal almaya başladı, milli tehlike arz ediyor.   

İktidarda bile olmayan parti başkanlarından, mahallenin imamına kadar herkes karalanıyor, yıpratılıyor. Evliya olsa, allame-i cihan olsa, peygamber dahi olsa karalanıyor. Haşa, Allah’ı bile eleştiren ahmaklar var. Bu yeni bir şey değil. Hatta en ağır iftiralar da peygamberlere yapılmıştır, bu bir gerçek. Ama bunu yapanlar Ebu Cehil gibi, Firavun gibi karşı tarafta, kötüler safında yer alanlardı. Şimdi bunu neredeyse herkes yapıyor. En kötüsü de bunu yapanlar bunu bir hak, bir özgürlük tezahürü ve doğru bir davranış olarak görüyor.

Sahabe-i kiram efendilerimiz Peygamberimize soruyor: Efendim, aslı varsa da dedikodu olur mu, diye. O, “Zaten aslı yoksa iftira olur” buyuruyor. Hiç değilse şu mübarek günlerde Müslümanlar bu bakımdan da kendilerine yeniden bir çeki-düzen vermelidir. Yıprattığımız yöneticiler bizim yöneticilerimizdir. Yıpranan makamlar bizim makamlarımızdır. Sonunda yıpranan bizim devletimizdir. Bunun zararı hepimize, yine kendimize dokunuyor.

Biz onları yıprattıkça dışa karşı itibarımız da yıpranıyor. Pasaportumuzun itibarı yıpranıyor. Asıllı veya asılsız, bu yıkıcı eleştirilerin, dedikoduların da bir şeye faydası yok, varsa da zararı daha çok. Demokrasi bir özgürlükler rejimidir ama bir Müslüman, “Günah işleme özgürlüğü” de varmış gibi davranamaz.  

Nasıl olsa birkaç kişiyiz, konuştuklarımızı bizden başka kimse duymaz. İma ile yazar- kinaye ile söyleriz, karikatürize ederiz, suç sınıfına girmez gibi düşüncelerin ötesine geçemeyenler çoğalıyor!  Müslüman bunun da ötesine geçerek, “Allah her an her şeyi mutlak anlamda görüyor, duyuyor, biliyor, acaba Allah ne der?” diye de düşünmelidir.  Allah’a emanet olunuz.    

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.