HAKKIMI İSTERİM

İsmail Detseli

Dün 19 Aralık Pazartesi günü engelli oğlum Fatih’in eğitim gördüğü Meram Kozağaç Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Özel Eğitim Uygulama Merkezi Okulu’nu ziyarete gittim. Daha doğrusu biraz da mecburiyetten gitmiştim. Sebebi ise oğlumun okula devamsızlığından dolayı okul idaresinin gönderdiği ikaz mektubu üzerine hem ziyaret hem ticaret derler ya çocuğumun durumunu da göreyim diye arzu ettim. Önce sınıf hocası İsmail Tuna Bey ile görüşmeyi yeğledim ancak ders saati olunca sınıfa girip onların dersini bölmek istemedim. Sanırım uygun olan da buydu. Aslında biz bu engelli velileri olarak bu tür ziyaretleri sık sık gerçekleştirmek ve okulda çocuğumuzun durumunu öğrenmek için okul idarecileri ve öğretmenleri ile görüşmeler yapmamız lazım. Ancak bizler bunu idrak edemiyor muyuz yoksa önemsemiyor muyuz, adına ne derseniz deyin velilerin bu vurdumduymazlığı sözkonusu.

Eskiden de tanıştığımız Okulun Müdürü Durmuş Ali Ergüven Bey ile okulun koridorunda karşılaştık ve makam odasına geçtik. Kendi çocuğumuz ve diğer çocukların eğitimi hakkında konuşarak fikir alışverişinde bulunduk. Müdür beye çocuğumuzun devamsızlığının sebeplerini izah edecektim. Askerlik şubesinden çağrıldığını ve engelli birey olarak raporlarını teslim edip doktor kontrolü derken bazı devamsızlıklar oldu derken, Müdür Bey bana, “İsmail Bey biz çocukların durumlarını zaten biliyoruz ama yine de sizleri durumdan haberdar etmek ve sizlerle daha sık görüşerek bu çocuklarımız için daha güzel neler yapabiliriz arzusundayız. Onun için gelişinizden çok büyük mutluluk duyuyoruz bütün veliler gelseler keşke” dedi. Müdür Bey ile konuşurken “Hocam Allah size ve burada eğitim veren öğretmenlere sabır ve metanet versin. Bu çocuklarla uğraşmak zor olur sanırım” deyince. Müdür yüzüme baktı ve “Ne diyorsunuz İsmail Bey! Benim çocuklarımın hepsi birer melek, Allah’ıma şükürler olsun burada görev yapıyoruz. Bu çocukların kalpleri tertemiz kin yok, Vatana ihanet yok, dedikodu yok, buğuz yok, küfür yok, kimseye zarar vermez, başkaları için kötülük düşünmeyi bilmezler, çok kızarlarsa suratını ekşitir, biraz sonra da öfkesi geçer ve hemen muhatabı ile barışırlar” diyerek bir anısını anlattı.  “Okulumuza Konya Fen Lisesi Müdürü Murat Şen ziyarete gelmişti. Bizim öğrenciler hemen benim müdür odasına gelip, dolaptaki kâsenin içinden şekerleri alıp misafire ikram edip bekleyince, ben çay söyleyin de içelim dedim. Öğrencilerim hemen çay servisi yapan görevliye koştular. Murat Bey Allah yardımcınız olsun, işiniz zor Ali bey deyince; Müdür Bey ben de sizin öğrenciler için aynı şeyi düşünüyordum. Benim öğrencilerim çok sinirlenirse bir çay ısmarlarız, dışarıda biraz dolaşırız, öfkesi kızgınlığı geçer, ama normal öğrenciler de öğretmene karşı gelme, tehdit etme, yol kesme, onu da yapamazsa arabasına, eşyasına zarar verme davranışlarını duyuyoruz. Bizim öğrencilerimiz hepsi kendi dünyalarında sessiz sedasız yaşamlarını sürdürürler dedim, Yüzüme bakan Murat Hoca’nın gözlerinin içi gülüyordu” dedi. Bunları dinlerken bu okulun Müdür ve Hocaları benim gazeteci olduğumu köşe yazısı yazdığımı bilmiyorlardı.

Artık konuşmalarımız sona ermiş ayrılacaktık ki Müdür Bey sordu, “Çok acil işiniz var mı?” “Ne hayır Müdürüm” dedim. “Çocukların yemek saati geldi, istersen yemekhaneye inelim çocukların yemek alışlarındaki nezaketi ve terbiyeyi sıraya riayetlerini bir görmeni isterdim” deyince merak ettim ve “hay hay hocam buyurun inelim yemekhaneye” dedim, indik.

Aman Allah’ım yemekhanenin temizliği, okulun her yerinin misler gibi temiz oluşu, bütün bunların yanında o engelli diye belki horladığımız çocukların nizam intizam içersinde yeke sırasına girip sıraları gelince yemeklerini almaları biz akıllı geçinenler gibi başkasının hakkına tecavüz etmemeleri beni ziyadesi ile duygulandırdı. Yemekte mercimek çorbası, balık, salata ve balık için kesilmiş limon, hijyenik kapalı su ve poşetli ekmek vardı. Görevliler sırası gelene bu yemeklerden veriyorlardı. Bir ara Müdür Bey, “Bak İsmail Bey, şimdi çocuğun bir tanesine balık vermeyin ne yapacak” dedi ve gizliden aşçılara seslendi. Aşçı hanım çocuğa çorba verdi salata verdi, balık koymadı tabağına ama o güzel yavru tezgâhtan ayrılmadı. Hanım “tamam” deyince yanında refakat eden öğretmenine döndü ve “Balık hakkımı isterim gitmem” dedi. Hocası “balığı verin benim talebeme” deyince sevinçle balığı aldı ve masasına gitti. Öğretmenler çok özverili o güzel masum çocuklar ile masaya gidiyor onların ekmeklerini lokma yapıyor balığının limonunu sıkıyor onlar yemeğini yiyinceye kadar ilgileniyor. Sınıflar da beşer kişilik yemek masaları da. Yemekten evvel ellerini yıkattığı gibi yemek sonrası da o temizliği yaptırıyorlar. “Yemek menüsü zengin hocam” dedim. “Evet, İsmail Bey özellikle bunun üzerinde duruyoruz haftada bir gün tavuk eti, bir gün kırmızı et mutlaka olur” diye cevapladı. Allah hepsinden razı olsun. Onların arasında bulunup bazı akıllı ve olgun hareketlerini görmek ben de şu duyguyu uyandırdı. Acaba “biz mi engelliyiz zavallıyız, onlar mı?”

Teşekkürler Müdürüm teşekkürler burada eğitim veren bay ve bayan hocalarımız.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.