HUZUR VE BAŞARININ SIRLARI (Son bölüm)

Ziya Uysal

Şahsiyet konusu, işi derleyip toparlayan konudur. Kişi kendi kararlarını kendisi vermelidir. Çünkü sergilediği davranıştan kendisi sorumludur. Hesabını da kendisi verecektir. Başkalarından bilgi alabilir, tavsiyeler alabilir, danışmalarda bulunabilir. Ancak, bütün bunların sonunda kendi kararını yine kendisi vermelidir. Çocuklarımızı dahi erkenden buna alıştırmalıyız. Çünkü Allah (C.C.) da, yasalar da, diğer insanlar da verdiği kararların sonuçlarından yine kendisini sorumlu tutacaktır.

Kişinin kendi kazandığı para, kendi kazandığı başarı çok daha değerlidir. Kendine ait şeyler daha bildik ve daha kıymetlidir. Aynı şekilde kendi verdiği karar ve kendi otaya koyduğu irade de daha değerlidir. Herkes, kendi yaptığı seçimi, kendi verdiği kararı daha çok beğenir. Arkasında durur ve onu daha çok sahiplenir. Bu durum, ortaya koyduğu iradeyi güçlendirir ve başarı şansını arttırır.

Yüz derisi ve yüzdeki organlar maddeyi, yüz ifadesi ve yüz güzelliği manayı temsil eder. Gülücükler, göz süzmeler, tebessümler, sevgi dolu bakışlar, öfkeli-sert bakışlar, somurtmalar, dudak bükmeler, kaş çatmalar, kin ve nefret dolu bakışlar, yüz ekşitmeler, göz kırpmalar, sitem dolu bakışlar, alaycı bakışlar ve diğer birçok yüz ifadesi olmasaydı, sadece yüz derisi ve yüzdeki organlarla yüzün, bu kadar anlamı olur muydu?

Çiçeklerin otlardan farkı, güzellikleridir. Aslında, mahiyeti itibariyle çiçekler de birer ottur. Otların da kendine has güzellikleri vardır. Ama çiçek çiçektir ve çiçeklerin güzelliği bambaşkadır. Çiçeklerin fizik yapıları maddesi, güzellikleri manasıdır.

Çiçekler gübreli, pis kabul edilen yerlerde bile yetişseler, sanki o gübreleri rengârenk, büyüleyici güzelliklere dönüştürüyorlar. Çiçeği çiçek yapan, adına güzellik dediğimiz o manevi haldir. Toprağa atılan tohum ve dikilen fidan önce otluk ve çalılığa, oradan da güllüğe, çiçekliğe, güzelliğin doruğuna yükseliyor ve meyve veriyor. Ama bütün bunların olabilmesi için önce tohumu ekecek ve fidanı dikecek bir iradenin olması gerekiyor.

İşte insan için de durum böyledir. İnsan da pis kabul edilen, görünce belki mideyi bulandıran maddelerden (sperm, ovul, kan vs. ) meydana geliyor. Sonra da buna benzer, sümük gibi bir ortamda şekilleniyor, canlanıyor, doğuyor. Fakat bütün bunlara rağmen, bütün bunlara inat, çiçeklerden çok daha güzel, çok daha harikulade bir yaratık olarak dünyaya geliyor. O da çiçekler gibi toprağa, havaya, suya, güneşe bağımlı olduğu halde aklı, gönlü, bilgi ve iradesi olan, üstün bir yaratık haline geliyor.

Bu harikuladeliği ile insan kendini pislikler, çirkinlikler içinde bile bulsa, dilerse iradesini iyi yönde kullanıp, manasının kaynağına yönelerek, çiçek gibi olur. Dilerse o yöne hiç bakmaz, ot gibi kalır. İyi yolu tutmuşken, sonradan kötü yola girerse, kokuşmuş otlar, çürümüş çiçekler gibi olur. Dilerse iradesini kötü yönde kullanır. Pis işlere, çirkinliklere yönelmekte bir sakınca görmez. Yalnızca kendi nefsini, kendi maddesini görür. Ruhunu ve manevi yanını görmezlikten gelir. Et, kemik, kan gibi çürüyen, pis kokan, tiksindiren, itici bir duruma düşer. Sonunda insan, benimsediğine benzer.

Her şey aslına dönücüdür. Bir gün çok özendiği o bakımlı vücudu, yıllar boyu köle gibi hizmet ettiği midesi ve diğer organlarıyla birlikte aslına döner, toprak olur gider. O hiç farkına varmadığı ruhu da yararlı işler ve güzellikler üretmek üzere geldiği dünya sınavından kötü not almış, üzgün ve eli boş olarak asıl vatanına, Rabbine döner.

Oysa insan, bile bile yaptığı belli başlı yanlışları bile yapmasa, huzur ve başarı yolunda çok mesafe alırdı. İnsan, huzurlu ve başarılı olacağı bir donanımla yaratılmıştır. Yüce yaratıcının bahşettiği o güzelim yetenekleri geliştirerek, onlardan gereğince yararlanmadan hepsini toprağa gömmek ne kadar üzücüdür. O yeteneklerle desteklenmiş iradesini sırf çürüyüp gidecek yanına hizmet edecek şekilde kullanmak, insan için ne büyük bir kayıptır! İnsanın bunu hiç düşünmemesi ne büyük bir gaflettir! Hayatın anlamını tersinden okuyarak dünyadan geçip gitmesi, en değerli hazineleri olan aklını, iradesini, üstün yeteneklerini, sağlığını, gençliğini, saniyelerini ve tümüyle hayatını hoyratça, boşa harcaması ne kadar acı bir durumdur!

Kendini; iyiyi-kötüyü, güzeli-çirkini, yararı-zararı ayırt edecek bilgi, düşünce ve davranış olgunluğuna ulaştırana ne mutlu! Bütün zorluğuna karşın iradesini her zaman iyilikten, güzel ve yararlı olandan, Haktan yana kullanabilene ne mutlu! “İnsan ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” Mealindeki (Rad Suresi/28) ayetin rehberliğine uyarak, huzurlu bir yaşam sürenler, imrenilecek kimselerdir. Yaşamını bu uğurdaki çabalarıyla süsleyerek, yaşam sınavını başaranlara, her iki hayatında da huzurlu yaşamayı başaranlara ne mutlu! Allah’a emanet olunuz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.