İngiliz Atlarının Atası: “BYERLEY TURK”

Mustafa Balkan

Konya Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Güçlü’nün “Türklerde At Kültürü” sohbetini dinlemesem, Türk atlarıyla ilgili ince ayrıntıya sahip olmam belki de zaman alacaktı.

Konya kamuoyu Dr. Güçlü Bey’i daha çok “hekim” yönüyle değil de “kültür” adamı ve “münevver” insan tarafıyla daha çok tanır ve bilir.

Uzun zamandan beri arkadaş olduğumuz ve dost bir insan olarak Salı Sohbetleri’nde yanında bulunduğum için pek çok özelliğini sayabilirim.

Her şeyden önce dürüst bir kişiliğe ve ahlâka sahip. Randevu saatine her zaman sâdık ve bekletilmekten asla hoşlaşmayan…

Ehde vefâ sahibi, taziye evi, düğün evi ve hasta evine her zaman icabet eden…

Araştırmaya bayılan ve kendisine göre merak sardığı konularda gazete kupürü ile dergi arşivi biriktirmesini seven…

Yaygın ve mahalli gazeteleri köşe yazılarına varıncaya kadar her gün okuyan…

Millî Takım ile Barselona maçlarını severek izleyen…

Selçuklu Salı Sohbetleri dolayısıyla mecburen kaçıran…

Paylaşmayı ve yardımlaşmayı seven…

Velhasıl Dr. Güçlü, tarihe çok meraklı STK aşığı bir aydın.

Türklerde kahve ve çay kültüründen at kültürüne, Selçuklu tarihinden Osmanlı tarihine varıncaya kadar peygamberlerden başlayıp İslâm tarihinin önemli olaylarına varıncaya kadar bilgi sahibi bir insan.

 

***

Türklerde at kültürünü her zaman olduğu gibi peygamberlerle başlatarak tarihi bir perspektif çizdikten sonra konunun özüne doğru bir dalış yapan Dr. Güçlü Bey, Türklerin muazzam bir at yetiştiricisi, binicisi ve at üzerinde yay gererek ok atıcısı savaşçı bir millet olduğunu söyledi.

Batı ülkelerinde “Safkan At” olarak nitelendirilen, bizim ise “İngiliz Atı” dediğimiz ırkın aslında Türkiye’den batıya ulaşmış üç attan türediğini de onun anlatımından öğrendim. Bunlardan biri olan Byerley Turk’ün, Osmanlı süvarilerinin Viyana Seferi’nde kullandıkları atlardan, İngiltere’ye götürülerek büyük bir endüstrinin başlamasına öncülük etmiş elit bir at olduğunu sevgili doktorumun sohbetinde öğrendim.

 

***

Safkan İngiliz atlarının soy kurucu üç aygırından ve en eskisi olan Byerley Turk’ün hikâyesi, 1683'te Osmanlı'nın Viyana'yı kuşatmasıyla başlıyor.

Sahnenin önünde varlığını atıyla bütünleştirmiş ‘Gazi’ yemini eden evlad-ı fâtihan bir Seyis ve kökleri Orta Asya'ya Atilla'ya ve Cengiz Han'a uzanan Türkmen soyundan bir Karaman atı Azaraks (Ateşin Oğlu). II. Viyana Kuşatması’nda Buda Kalesi düşüyor.

İngiliz Subayı Yüzbaşı Robert Byerley’e Karaman atı Azaraks ile birlikte esir düşen Türk subayı iyi bir at yetiştiricisidir.  Ateşin Oğlu, İngiltere’de “Byerley Turk” adını alıyor ve Yüzbaşı Byerley ile birlikte 1689’da savaş nedeni ile İrlanda’ya geçmek zorunda kalıyor. 1690’da burada gerçekleştirilen bir yarışta 1.lik ödülü olan Gümüş Çan’ı kazanıyor. Byerley Turk, İngiltere’de 1701 yılına kadar öncelikle Middridge Grange Harasında, daha sonra County Durham Harasında ve sonrasında da Yüzbaşı Byerley’nin Goldsborough Harasında aygırlık yapıyor. Byerley Turk kısrakları, birçok safkan İngiliz Atı’nın ana familyalarının soy kurucu kısrakları oluyor.

At yarışı yazarlarının “Muhteşem”, “ Cesur” ve “Süratli” olarak tanımladıkları Byerley Turk’ün kan hattı 1700’lerden günümüze kadar devam etmekte.

“Atın höyük sağrı, kalkan döğlüsü / Kalem kulaklısı, çekiç bağlısı / Güzelin dal boylu samur saçlısı / Severim kır atı, bir de güzeli” diyen Karacaoğlan’ın dilinde “sevgili” ile eş değerde olan at ile ilgili pek çok atasözü de var:

“At at oluncaya kadar sahibi mat olur”, “At beslenirken, kız istenirken”, At binenin, kılıç kuşananın”, “At, binicisini tanır”, “At bulunur meydan bulunmaz, meydan bulunur at bulunmaz“, “At görür aksar, su görür susar”, “Atın ölümü arpadan olsun”, “At ölür nalı kalır, yiğit ölür namı kalır”, “Atta karın, yiğitte burun” .

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

Tarih boyunca Türk insanının kolu-kanadı, kardaşı, yoldaşı; beslenme, giyinme, yeni yerleşim yerleri keşfetme, uzak diyarları fethetme aracı olan atın, “donları” olduğunu biliyor muydunuz?

Türk dilinde “ton (renk)” veya “don” olarak geçen kelime; “giysi, elbise, giyecek, giyim…‟ anlamının dışında “hem atların bedenini saran kıllara verilen ad hem de at kılının rengi” olarak kullanıldığını da böylece öğrenmiş olduk.


İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.