İnsanüstü

Enes Seçilmiş

Neyi düşünürseniz O’sunuz derler. Mesleklerimizi ve statülerimizi bir kenara bırakınca biz de başka bir şey oluyoruzdur elbet zaman zaman.  Bazen bilinmez İstanbul akşamının sarhoş aşığı, bazen yirmisinde zamana inat asi bir delikanlı, huysuz amca, aksi teyze… Belki de bir avuç yolunu kaybetmiş insan.

İnsanlar bir binayı yaparken amaçları ne kadar binayı bitirmek gibi görünse de asıl olan binanın kendisidir. Çünkü bina bitince her şey biter; taşınan tuğlalar, harcanan emekler ve birlikte yapılan her şey. O zamana ait düşünce de insanın kendisini bir yolda hissetmesidir. Yol bitsin istemeyiz, çünkü bitince bir yenisinin daha olduğundan emin olamayız. Yaşamlarımız da böyle. Hepsi ölümden kaçışın yolları.

Bu konuya çok eleştirel yaklaşsam da doğruyu ben de fark ettim sonunda. Var olmanın gereği gibi bir uğraşımız olmalı mı ille de derdim. Ya o şey ile ilgilenmek bizi kendimizden uzaklaştırırsa? Evet, uzaklaştırması da gerekliymiş zaten. Sevdiğim bir yazarın ifadesiyle; ölümü unutturuyor bize uğraştığımız her şey. Hobilerimiz olmalıymış gibi hissediyoruz mesela, ya da boş durmak gerçekten dünyanın en zor şeyi gibi geliyor bazen. Tüm bu hislerin gerçek dışı olduğunu düşününce geriye kalan doğru, insanların yaşamlarına kendilerini uzun vadede amaca götürecek kısa vadeli hedefler koyabilmeleri olsa gerek.

Durduğumuz zaman bir güç (entropi) aşağıya çekermiş bizi, o yüzden durmamaya çalışıp en azından tüm karamsar anların geçici olduğunu fark etmek gerek. Çünkü durunca her şey duruyor. Ne işimiz ne gücümüz. Bu zor yolda yürümek için gerekli vasıflar da var; örneğin adını aslında hiç bilmediğimiz sevgi denen şey. Bir anne çocuğunu çok seviyor ve onu uzun yıllar emziriyor mesela, bunun adını sevgi koyuyor. Bir genç sokakta aşık oluyor, akşam arkadaşına anlatırken hissettiği şeyi sevgi diye nitelendiriyor yine.

         Scott Peck sevgiyi, bir başkasının ruhsal gelişimine katkıda bulunmak olarak tanımlıyor. Yani insan karşısındakinin iyiliği için yaptığını sandığı şeylere sevgi dememeli aslında. Çok zorlu ve emek isteyen bir yol sevgi. Önce sağlıklı bireyler olmak gerek ki ne yaptığını bilsin insan, kime sevgiyle yaklaştığını ve kime karşı öyle olduğunu zannettiğini.

         Sonra yola devam edebiliriz değil mi? Uğraştığımız her ne ise neden bunu yaptığımızı neden öfkeli ve mutluyken kritik kararlar almamamız gerektiğini…

         Düşündüğümüz şeye dönüşmeden önce düşüncenin içine bu denli girmek gerçekçi mi buna bakmalıyız tabi. Karşılaştığımız duruma göre düşüncenin esiri olabiliyoruz. Ancak ne zaman olaylara sadece çözüme ulaşması gereken bir konu olarak bakarsak o zaman doğru yolu seçmişiz demektir. Bu da sevgisiz yapılamaz şüphesiz. Sevgi nasıl bir duygu değilse yaşamın amacı da sadece yaşamak değildir bina yapmanın aksine. Yine Scott Peck söylesin:

 

İnsan doğasının başka - belki de bizi en çok insan yapan - bir özelliği de doğal olmayanı yapabilme, kendi doğamızı aşma ve böylece kendi doğamızı dönüşüme uğratma yeteneğidir.

 

 

 

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.