Işıldayanlar-Muşuldayanlar

Nazmi Sırıt

Tayyip ağa; Konya’mızın önemli simgelerinden biri, ne zaman yaşadı, ne kadar yaşadı, kimin nesi, kimin fesi tam bilmiyorum.

Anlatılanlara göre, “Goca Gonyalı” diye tabir ettiğimiz, bir şehir efsanesi sanki. Türbe önünde evi, Meram’da bağı olan eski Konya kültürünü yansıtan, meşhur Gramafon Avrat filmine de konu olan, oturak alemlerinin müdavimi, namı değer Obruklu Paşa’nın yakın mesai arkadaşlarından, yol görmüş, yöntem bilen, adabına göre hareket eden, belli ki hoş sohbet, yaşamayı seven biri.

    Bir dönemin malum meşhurlarından Hasan Üssüyün’ler, ayaklı gaste jiletçi Atilalar, onun başrol oyuncuları, biz onu rivayetlere göre; Kapı cami önündeki musalla taşından omuzladığı, Çıkrıkçı Niyazi’nin cenazesini taşımaktan çürüyen omzuna bakarak, sarf ettiği;

 ‘‘sen ölmedin… ben öldüm… ’’ sözcüğü ile sobelemek,  istediği Hasan Üssüyün’ü saklandığı delikten çıkartmak için, yalvarırcasına;

   ’’Üssüyünüm, üssüyünüm pöm de de Tayyip ağan bir korkuversin… ’’ yakarışından tanıyoruz.

    Tayyip Ağa’nın kıssadan hisse bahsini edeceğim hikayesi ise; güldüren, bir o kadar da düşündüren cinsten yaşanmış bir olayı anlatıyor.

    Olayın başkahramanı; Refik KORALTAN,  8. Dönem Konya mv. ve dönemin meclis başkanı, Merhum Başvekil Adnan MENDERES’in yakın çalışma arkadaşlarından, Meram’daki bağ evininde müdavimlerinden birisi. Nasıl tanıştılar bilinmez.

     Rivayete göre;  Konya’da olduğu zamanlarda bu mekanda, Tayyip ağayla birlikte meşk ederler, sohbet ederler, sazlı sözlü, bildik alemleri beraber icra ederler. Et tırnak olan bu ikili Refik KORALTAN’ın günün birinde görev icabı, Konya’dan İstanbul’a gidecek olması münasebetiyle, kısa süreliğine de olsa ayrılmak zorunda kalırlar.

Ayrılık günü herkes tren garında yerini alırken, başta askeri-mülki erkan olmak üzere,  tüm sevenleri Refik KORALTAN’la vedalaşmak için sıraya girerler; kadim dostu Tayyip ağa’ da oradadır. Üst tarafını asma yapraklarıyla örttüğü, altına ise Meram’daki bağından kendi elleriyle kopartıp yerleştirdiği, büzgülü üzümlerle doldurduğu sepeti ile o da orada yerini almıştır.

    Ancak; ne var ki askerlerin ve polislerin oluşturduğu güvenlik çemberini bir türlü aşıp da ulaşamaz Refik ağasına. Vedalaşamadan tren hareket eder, Tayyip Ağa da Meram yolunda, sepet kolunda, mahzun ve süzgün evinin yolunu tutar.

Bir ay kadar sonra İstanbul’ da işleri biter bitmez, soluğu tekrar Tayyip Ağa’nın Meram’daki bağ evinde alır, iki kadim dost kucaklaşır, hasret giderirler bu arada Refik KORALTAN inceden sitemini de dile getirir; “Tayyip Ağa sen benim Konya’daki en önemli varlığımsın, canımsın, cananımsın, İstanbul’a gideceğim gün herkes oradaydı, bir Konya beni uğurlamaya geldi, sadece sen yoktun bu vefasızlık niye?” der.

Tayyip Ağa, Refik ağasının gözlerinin içine bakar, o bildik Gonya şivesiyle, eliyle de askerlerin omuzundaki parlak apoletli yıldızları tarif eder biçimde;

–Aslan Irıfıkım o gün ben de oradaydım ancak; ‘‘sen ışıldayanlardan benim gibi muşuldayanlar’ı ne yazık ki göremedin.’ der.

     Etrafımızdaki goygoyculardan ve şakşakçılardan, fırsat bulup da kadim dostlarını göremeyen kimseleri hatırlatan bu hikaye, kıssadan hisse; kimi vekil, kimi bakan, kimi bir yerlere baş olup da gerçek dostlarını unutan vefasızlara ithaf olunur.

    Ne diyelim bizden söylemesi…

                                                            NAZMİ SIRIT

Konya şivesinde;

*Işıldayanlar: Omuzundaki apoletleri parlayan, askerler ve emniyet güçleri

*Muşuldayanlar: Sinirinden hızlı hızlı nefes alıp verenler

*Irıfık: REFİK

* Üssüyün: HÜSEYİN

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.