KAZ GÖNDERSEM YOLAR MISIN?

İsmail Detseli

Osmanlılar döneminde padişah yılın belirli ay veya her hangi bir gününde atına bine tebdili kıyafet giyer vezirini de yanına alır saraydan uzakta halkın içine iner tabasının yani idaresi altındaki insanların yaşamlarını çalışmalarını yerinde inceleme fırsatı bulur onlarla bir vatandaş gibi hasbihal edermiş. İşte o imparatorluk bunlarda dolayı sanırım 600 yıl ayakta kalabilmiş.

Şimdi gelelim günümüze.

Acaba hiç duyulmuşu görülmüşü var mı? Hangi Cumhurbaşkanı? Hangi Başbakan eşi ile veya yalnız ya da birkaç arkadaşı ile bir köyde bir kasabada veya bir şehirde fakir zengin bir aileye gitmiş mi? onların hal hatırını sormuş mu onların ahvalinden haber edinmiş mi?

Yok, efendim şimdikiler şan şöhret ve popülizmle varacakları yere varırlar arkalarında yüzlerce araç konvoyu binlerce yağcı insan geleceğini en az bir bir buçuk ay evvel bellidir. Onun geleceği il veya ilçelerde yapay ve suni güzellikler oluşturulur görkemli törenler merasimler atmasyon konuşmalar. Yani hepsi de ipten okka b… tan terazi böyle yalan dolanla gelip geçiyoruz. Bu işlere eski tabirle her iki taraf adına da riyakârlık denir. Ohh ne ala 5 yıldızlı otellerde yatarlarken lüks restoranlarda balık havyar yerler kırmızı şarap veya diğer çeşitli güzel dedikleri içkilerden içerlerken işte böyle idarecilerin böyle riyakâr ve yağcı farfaracı yandaşları olur vesselam. İşte size eskilerden bir padişah örneği

Eskiden padişahlar devlet idaresi için öyle bir eğitim alıyorlarmış ki ülkesine karşı ve ülkesindeki tabalarına karşı ve o insanlara nasıl ulaşacağını ne yaptıklarını nasıl geçindiklerini zorluklarını acılarını neşelerini nerde ve ne zaman onları devlet nizamı adına imtihan edeceğini kimseler bilemezmiş. Bir bakmışınız aniden bir kararla kıyafet değiştirip hemen en ücra köşedeki tabasına çiftçisine esnafına yolcusuna çobanına habersiz tebdili kıyafetle ulaşıp hasbihal ediveriyormuş. Bu günümüzün idarecileri gibi on beş gün evvelinde geleceğini haber verip te işi şaşaaya dökerek riyakâr hazırlıklar yapılmasına karaların ak gösterilmesine imkân vermezlermiş. Şimdi maalesef gelen amir memur idareci haberli geliyor. Karşılayan günlerce hazırlanıp büyük bir debdebe ile karşılıyor suni görüntüler ile işimizi yalanla dolanla göz boyama ile geçirip gidiyoruz. İşte eskilerden bir örnek verelim bu hikâyemizde.

Uyanık akıllı bilgili ve leb demeden leblebiyi biliveren tabasına idaresi altındaki insanlara çok düşkün onlarla hasbi hal etmeyi çok seven Padişahın biri bir gün yanına vezirini de alarak atlarına binmişler köylerde beldelerde dağ başlarında tarlalarda gezmeye başlarlar.

Halkının ahvalini görmek onlarla sohbet etmek için yola çıkmışlar gezip dolaşmışlar nihayet bir ikindi vakti tarlasında öküzleri ile çift sürüp ekin ekmekte olan bir ihtiyar adamın yanına varmışlar.

Atlarından inip atları bir ağaca bağlamışlar. Padişah bir köylü veya misafir edasıyla ihtiyar çiftçiye “Selamün aleyküm ey çiftçilerin piri” demiş. İhtiyar çiftçi de gelenin kim olduğunu sorup bilmeden “Ve Aleykümüsselam dünyanın bir tek gülü” diye mukabelede bulunmuş. Padişah, “Ey piri fani bu yaşta ne çalışırsın, gelmiş neslin hep tarla mıydı?” deyince, çiftçi “Evet evlat doğru bildiniz gelen neslim hep tarla geldi onları da başkaları ekip dikiyor. Ehh ne yapalım Allah’ın verdiğine şükür onun emri karşısında boynumuz kıldan incedir” demiş. Ve devam etmiş, “Sorma şimdi benim tasamı dünya bir imtihan yeridir çalışıp da yemek içmek, 8 günlük ömre de 9 günlük nafaka gerekir” demiş. Padişah tekrar sormuş, “Ey ihtiyar acaba ikiliyle nasılsın?” İhtiyar, “Eh üçlüyle idare ediyorum gayri” demiş. Bu sualde padişah bacaklarının durumu dizlerinin durumu nasıl demek istiyormuş. Adam da üçlü ile idare ediyorum yani baston kullanıyorum, dizlerim tutmuyor demek istemiş. Padişah yine “Ey emmi uzaklardan ne haber?” deyince çiftçi, “Ey oğul ben artık uzağı ne yapayım yakınlar bana yeter demiş. Padişah burada yani gözlerinin durumu nasıl uzağı görebiliyor musun? Demiş ihtiyarda ey oğul uzağı ne yapacağım benim işim yakın ile onda da önümü zor şer seçebiliyorum” demiş. Padişah bu kez, “Ey amca değirmen nasıl öğütüyor mu?” deyince, “Ey oğul onu heççç sorma gayrı onun da bendini sel götürdü” demiş. Yani padişah ağzındaki dişleri soruyormuş ihtiyar o da yok oğlum onlar da çoktan döküldü yerine bendini sel götürdü demiş. İhtiyarla padişah arasındaki konuşmalar o kadar şifreli imiş ki bu konuşmalara yanı başlarında olanları dinleyen ve konuşmalara şahit olan ama pek de üzerin de durmayan sözlerle hiç ilgilenmeyen vezirine Padişah Efendi fena kızar ama pek belli etmez ve son olarak ihtiyara döner. “Ey amca sana şöyle tüylüce bir kaz göndersem yolar mısın?” der.

İhtiyar, “Oh be akıllı oğul bunu da bana sorar mısın? Gönder kazı sen. Ben de onu soyuvereyim hem de hiç cıyaklatmadan (kazı fazla öttürmeden)” diye cevap verir.

Sohbet bitmiş çiftçinin yanından vezirle padişah ayrılırlar saraya gelirler. Vezirine için için çok kızan padişah gülerek vezirine döner. “Ey vezirim biz oradaki tarlada ihtiyar çiftçi ile neler konuştuk not ettin mi?” der vezirde, bilmiyorum devletlûm not falan etmedim der.

Padişah, hiddetle vezire, “Tiz vakit geçirmeden git bunların cevabını o ihtiyardan öğren bana gel eğer öğrenemezsen saraya uğrama. Sen kendine bir iş bul ben de kendime bir vezir bulayım” der. Bu azarlamalı sözleri işiten vezir hemen anında atına atladığı gibi yıldırım hızıyla o ihtiyarın çift sürdüğü tarlanın yolunu tutar ve Allah’tan çiftçi daha evine gitmemiş onu tarlada yakalar. Ve biraz kısa selam faslından sonra başlar ihtiyarı soru yağmuruna tutmaya. Amca biraz evvel buraya bir Padişah geldi. Sana bir şeyler sordu sende sanırım ilginç cevaplar verdin bana bu aranızda geçen konuşmaları ve neler dediğinizi özetler misin deyince. İhtiyar dede kafasını yukarı doğru kaldırır ve ııhhh der.

Ben padişah falan görmedim oğul der. Vezir ısrarla yahu amca ne olur kulun kurbanın olayın yapma azami bir veya iki saat kadar önce şurada konuştuğun adamı nasıl hatırlamazsın. Atlarımızı şu ağca bağladık ve seninle biraz konuştuk ya. İşte o konuştuğun padişahtı diye adama izaha çalışır ama adamın ağzından bir türlü bir kelam laf alamaz. Çiftçi çok inatçıdır ve vurdumduymaz gailesiz hareket eder, Nuh der peygamber demez. Ve hemen vezirin aklına para gelir. Adama bir kese altın uzatır. Adam birazcık bir şeyler hatırlar gibi konuşur yine sözü keser. Vezir adama bir kese daha altın uzatır. Adam bir iki kelime konuşur yine keser derken adam susar vezir para verir adam susar vezir para verir derken vezire bu iş tam beş kese altına mal olur ve adamdan bütün bilgileri alır. Alır da sonu ne olur acaba kaz kim ördek kim kaz cıyaklamadan nasıl yolunur.

Bakalım bundan sonrasını ozan İsmail bu hikâyeyi nasıl özetlemiş şiirden dinleyelim.

 

Padişah efendi bir gün uyanıverirde erkenden

Veziri ile beraber hazırlanmış atlarına binerken

 

Şöyle bir çıkalım der belde ve köyleri gezmeye

Ne var ne yok tabamızın ahvalini görmeye

 

Gezerler dolaşırlar giderler kırlara ve köye

Bir ikindi vaktinde rastlarlar tarladaki çiftçiye

 

Adam bu ihtiyar halinde öküzlerle çift sürüyor

Piri fani olmuş amma halada baya iş görüyor

 

Yanına varıp durmuşlar bağlamışlar atları

Soruvermişler çiftçi amcanın halini hatırını

 

Çiftçi der buraları kuş uçmaz kervan geçmez

Bu dağın başlarına böyle ağa takımı gelmez

 

Padişah, Selamün aleyküm der ey çiftçilerin piri

Çiftçi aleykümsselâm der dünyanın bir tek gülü

 

Diyerek ihtiyar gelenlerin yüzüne şöyle bakmış

Padişahta çiftçiye karşı sözlerini yumuşatmış

 

Bu yaşa gelmişsinde hala çalışırsın demek

Ne yapayım ey yolcu ele muhtaç olmamak gerek

 

Çalışmazsan aç kalırsın gün birdir öğün üçtür

Sonunda naçar kalıpta ele avuç açmak güçtür

 

Sekiz günlük ömür e dokuz günlük nafaka gerek

Tembellik kötü şeydir yatamam ki yorgan döşek

 

 

Neden böyle tek kaldın neslin hep tarlamıydı

O tarafı hiç sorma evlat açma şu derin yaramı

 

Tekrar sorar padişah amca ikili ile nasılsın?

Çiftçi ona derki, üçlüyle idare ediyoruz bakalım

 

Sorar yine padişah ey amca uzaklardan ne haber

Uzakları ne yapayım evlat artık yakınım bana yeter

 

Padişahta soru çok amca değirmen öğütür mü?

Onları hiç sorma oğul der bendini sel götürdü

 

Vezir konuşulanları dinler lakin bir şey anlamaz

Benimle ilgili değil diye lafa pek kulak asmaz

 

Padişah ihtiyara derki, sana kaz göndersem yolar mısın?

Gönder be oğul hem de, cıyaklatmadan bunu da sorar mısın?

 

Ayrılırlar çiftçiden de varırlar artık saraya

Padişah ile veziri hemen gelirler bir araya

 

Vezirine sorar hünkâr o çiftçiyle biz ne konuştuk

Vezir anlamadım padişahım biz bir hatamı yaptık

 

Beli der padişah efendi hatanın büyüğü sende

Git sor piri faniye de bir şeyler öğren sayemde

 

Bu soruların cevabını hemen çabuk bana bul

Çözemezsen konuşulanları vezirlikten azil ol

 

Hemen vezir atlar atına zaman kayıp etmeden

Çiftçiyi tarlada yakalar daha evine gitmeden

 

Vezir çiftçiye amca sana padişah bir şeyler sordu

Aranızda geçen o konuşmalarda acaba neler oldu

 

Bana soru soran şahıs Padişah mıydı pek bilinmez

Bizim konuştuklarımızda seni hiç ilgilendirmez

 

Deyince vezir efendi açar kesenin ağzını

İhtiyara uzatır cebinden tam beş kese altını

 

Eh şimdi gel de seninle biraz sohbet edelim

O padişah sende vezirsin öylemi söylesene bilelim

 

Bana selam verdi o padişah çiftçilerin piri dedi

Belli ki bilge bir kişiydi beni âdem atamıza benzetti

 

Bende onu şöyle bir devlet adamına benzettim

Selamını alarak dünyanın bir tek gülü deyiverdim

 

O sordu bana gelen neslin hep kız mıydı?

Bu ihtiyar çağında çalışmak revamıydı

 

Tekrar sordu ey amca ikili ile aran nasıl

Dizlerimi soruyordu bastondu üçlü asıl

 

Sordu tekrar o şahıs uzaklardan ne haber

Dedim ki uzağı göremem yakınım bana yeter

 

Çok akıllı kişiydi şifreli soru soruyordu

Padişahlık kolay değil çok şeyler biliyordu

 

Sorunun birinde dedi ki değirmen öğütür mü?

Cevap ağzımda dişim yok ki bendini sel götürdü

 

O bana bunları sordukça birisi aptalca bakıyordu

Bu sihirli konuşulanları aklınca alaya alıyordu

 

Padişahmış bana dedi ki kaz göndersem yolar mısın?

Gönder tüylüce bir kaz evlat dedim onu da sorar mısın?

 

Bak göndermiş hemen kazı sağ olsun daha sabahlatmadan

Bende zahmetsizce soydum tüyünü hem de cıyaklatmadan

 

Aman evlat dikkat et sakın haa o kaz kim diye sorma

Daha yeni cebime girdi baksana beş kese altın torba

 

Ozan İsmail der ki bırak da kaz kendi gelsin

Başkasını hor görenler biraz haddini bilsin

 

Emeksiz kazanırsan tüylerini çabuk yolarlar

Ukalalık sahtekârlık yaparsan vazifeden kovarlar

 

3 Ekim 2004-İsmail Detseli

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.