KİM LAN BU EROL EGEMEN?

Hasan Durucan

Kaybedenler Kulübü isimli sinema filmini izlemiş miydiniz? Evet evet, ikincisini de çıkardılar. Lakin ben ilkinden bahsediyorum. Bazı kitlelerce yakın tarihimizde efsaneleşmiş bir filmdir. Nejat İşler ve Yiğit Özşener’in başrol oynadığı senaryoda bu iki sanatçı Kaan ve Mete karakterlerini canlandırarak Kuş Bey’in yer sofrasına konuk olurlar. Ve orada bir hikaye geçer. Beni az çok bilen, okuyan, takip eden bilir ki detayı severim ve her zaman futbola sanatsal bir yaklaşım katmak; bakılmayan bir yönden yaklaşmaya çalışarak okuyucu kitlesini de sıkmamaya çalışırım. Geçen hafta olduğu gibi gelin önce bu yer sofrasında anlatılan hikayeyi bir gözden geçirin, ardından kaldığımız yerden devem ederiz.

 

******

 

“Süleymaniye Camii’nin bir bakıcısı vardır. Ben ilk ne zaman gördüm hatırlamıyorum. Yıllardır oradadır ve kendisi Vanlı’dır. Babası, o küçükken bir iş için İstanbul’a gelmiş. Dönerken hatıra olarak bir şey götüreyim demiş ve Eminönü’nden bir Süleymaniye Camii fotoğrafı almış. Bu bakıcı o zamanlar çok genç daha, küçük yani. Babası fotoğrafı Van’da evinin duvarına asmış. Çocuk her gün saatlerce o resme bakıp dururmuş. Babasının getirdiği bu fotoğraftan o kadar etkilenmiş ki, tek hayali bu camiyi görmek olmuş artık. 20’li yaşlara geldiğinde kalkıp İstanbul’a gelmiş ve doğruca Süleymaniye Camii’nin yolunu tutmuş. Oturmuş bahçesine doya doya izlemiş. İçeri girmiş, namaz kılmış. Bir türlü ayrılamamış oradan. Yerdeki yaprakları temizlemeye, çiçeklere bakmaya başlamış kendi kendine. Hiçbir şey talep etmemiş. Süleymaniye’de banklarda uyuyup, her gün böylece camiye bakmaya başlamış. Camii’nin imamı bir süre onu izledikten sonra işe almaya karar vermiş ve camiinin bakıcısı yapmış. Süleymeniye Camii’nin içinde üst katlarda bakıcı için yapılmış gizli bir oda vardır. O odanın yerini imam ve bakıcı dışında kimse bilmez. Odayı ona vermişler. Rivayete göre o oda İstanbul’un en güzel manzarasına sahipmiş. Ve böyle eşsiz manzaraya bakmaya nail olmak büyük bir tutkuyla mümkün olmuştur.”

 

*****

 

Hikaye orda dursun, yeri gelince bağlarız. İyisiyle kötüsüyle, üzüntüsüyle sevinciyle, kaybedilmişlikleri ve kazanılmışlıklarıyla sezonun ilk yarısı nihayet sona erdi. Hiç öyle geriye dönüp özet geçmek istemiyorum. Zaten takip eden, nerden nereye geldiğimizi, nasıl bir sezon geçirdiğimizi çok iyi biliyor. Lakin Rıza Çalımbay’ın ardından takımın başına geçen Aykut Kocaman ile birlikte güzel bir ivme, farklı umutlar, aile havasında sıcak bir ortamı yakalamış bulunuyoruz. Her zaman söylerim, söylemeye de devam edeceğim. Futbol sadece bir oyun değil, oyunun ötesinde birçok şeydir. Konyaspor’da bu şehrin sadece futbol takımı değil, futbol takımının ötesinde Konya’nın dışarıya açılan yüzü; markasıdır. Ee tabi Aykut Kocaman’da bu takımın sadece hocası değil, hocanın ötesinde taraftarın kahramanıdır. Aykut hoca belki yaşanmışlıklarından yahut yaşanmamışlıklarından, belki de yarım kalmış hikayesinden ötürü her ne kadar Fenerbahçe’ye özel bir sevgi beslese de; bu taraftar da onun duruşuna, zekasına, felsefe ve yaklaşımlarına, bu şehre kazandırdıklarına minnettar. Lakin Aykut Kocaman’dan ziyade düşüncelerimizi hikaye ile de bağlamak adına cami kıssasında olduğu gibi böyle ilklere, tarihinde görmediği zaferlere şahit olmak başta şanlı taraftarın büyük tutkusuyla, hayalleriyle kısmet olmuştur. Çok şükür diyelim, her şeyden önce kendi kendimizi ayakta bir alkışlayalım ve kim ne derse desin hayallerimizin peşinden koşmaya devam edelim. Şimdi her ne kadar bizim açımızdan olmasa da hareketli bir ara transfer süreci izleyeceğiz. Ve ardından eminim ki kıran kırana maçların olduğu bir lig hepimizi bekliyor. Hani tatlı yiyelim tatlı konuşalım deriz ya; güzel düşünelim, sonu da tatlı niyetine önümüze gelecek bir ikramla ligi tamamlayalım. Yılın ilk karı demek belki yanlış olur ama kışın ilk karı yahut daha doğru bir ifadeyle bu yılın toprağa düşen son karının yağdığı bu günlerde ben de son köşemi böylelikle kaleme alıyorum ki yeni yılda sağlık başta olmak üzere klasik bir tabirle, çok uzatmadan her şey gönlünüzce olsun diyorum. Ha başlık mı? Biraz renk getirsin diye sadece filmden bir alıntıydı.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.