Kimse Kimseyi Kandırmasın

Selçuk Karaman

“Diğer okuldan silah sesleri geldi. Okul yakındı. Oraya gittim. Onların eylemi daha feci idi. Bir öğretmen, sekiz aylık hamile eşi, bir de kız çocuğunu, Fidel Kod'un grubu öldürmüştü. Öldürülen hamile kadının karnı da kurşun delikleriyle yarılmış, çocuğun başı dışarı fırlamış. Bir kız çocuğu daha vardı tahminen iki yaşında mı, üç yaşında mı ne... Baktım elinde ekmek kırıntıları vardı. Öldürülürken herhalde ekmek yiyordu. İki ayrı eylem gerçekleştirerek üç erkek öğretmen, bir genç kadın ve üç yaşlarında bir çocuğu öldürmüştük.”

Yukarıdaki sözler PKK itirafçısı Sami Demirkıran adlı teröristin  “Ürperten İtiraflar” adlı kitabından alınan, yürek yakan ve bir o kadar da nefret uyandıran cümleleri. 

Hunharca öldürdükleri ve utanmadan bir de kitaba yazma cüretinde bulundukları şehitlerimiz, 25 Ekim 1993'de Bitlis'in Yolalan Beldesi'ne bağlı Düzköy'de görev yapan öğretmenler Bayram Tekin, kendisi gibi öğretmen olan hamile eşi Yasemin Tekin ve elinde ekmeği ile katledilen 3 yaşındaki kızları Betül Tekin...

Bu özel günde, elinde kalemi ile geleceğe ışık tutmak ve rızık peşinde koşmaktan başka hiç bir  niyeti olmayan, vatan uğruna şehit düşmüş öğretmenlerimiz için Allah’tan rahmet diliyorum. Cenab-ı Hak şehadetlerini cennetiyle müjdelesin inşallah.

Kimse elindekinin değerini bilmez,

Sahip olduğu sürece,

Ancak, bir gün elinden uçup gittiğinde gönlünde tek bir sözcük kalır,

Keşke...

Bugün 24 Kasım, “Öğretmenler Günü”.

Yine, yeni ve yeniden süslü sözler,

Bankalardan özel krediler,

Tren, otobüs ve uçak seyahat firmalarından bilmem ne kadar indirimler,

Sıfır araba satan bayilerden özel komisyonlar,

Esnafların birbirleriyle yarışarak düzenledikleri özel kampanyalar,

Televizyon, radyo, basın ve medya gruplarınca, öğretmenler için hazırlanan özel yayınlar,

Tüm Türkiye’nin, öğretmenleri baş tacı yapma seferberliği

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim.

Kimse kimseyi kandırmasın.

25 Kasım’da her şey eskisi gibi ise 24 Kasım’ı özel yapma çabası sahte sevgiden başka hiçbir şey değildir.

Öğretmenlik mesleğinin önem ve değeri kalmamıştır. Hele hele Osmanlı ve cumhuriyetin eski tarihlerinde muallimlere verilen öneme baktığımızda “Değer artık ayaklar altındadır” desek yanlış söylemiş olmayız.

Eskiden çocuklar köle, anne ve baba efendi idi. Şimdi anne baba köle, çocuklar efendi oldu. Hal böyle iken öğretmenlerin konumu da konu mankeni olmaktan öte gidemedi.

Öğretmenlik mesleği, şehzade değerinde olan çocuklar karşısında bırakın yüksek sesle konuşma, ters bakmanın bile sorunlar oluşturabildiği  bir meslek haline geldi.

Bir çağ açıp, bir çağ kapatan ve peygamber efendimizin müjdesine mazhar olan Fatih Sultan Mehmet çocukken çok yaramaz bir öğrenciydi. Ders esnasında yaptığı şımarıklıklarla hocası Akşemseddin’i çileden çıkarırdı. Hocası kendisine kızdığı zaman hemen “Ben padişahın oğluyum bana bir şey yapamazsın” deyip tehdit ediyordu. Padişaha şikâyet etmeyi edepsizlik sayan Akşemseddin, durumu II. Murat’a anlatamıyordu. Ancak gün geldi artık küçük Mehmet’in yaptığı yaramazlıklar çekilmez hale geldi.

Bunun üzerine destur dileyip II. Murat’ın huzuruna çıktı. “Padişahım size bir hususu arz edeceğim ancak hayâ ediyorum” deyince II. Murat “Buyur çekinmeden anlatabilirsin” dedi. Bu söz Akşemseddin’i rahatlattı ve başladı olayı anlatmaya.  “Padişahım oğlunuz, ciğerpareniz Mehmet çok yaramaz, onun yaramazlıkları yüzünden ders işleyemiyorum, kendisine kızdığım zaman da hemen sizinle beni tehdit ediyor” deyince II. Murat Akşemseddin’in yanına gelerek kulağına bir şeyler fısıldadı.

II. Murat’ın kulağına söylediği sözleri duyan Akşemseddin çok şaşırdı. Bu ne plandı, mümkün değildi bu planı uygulamak. Akşemseddin plan konusundaki rahatsızlığını padişaha ilettiyse de padişah onu dinlemedi ve “Bu iş olacak” dedi.

Ertesi gün yine derste Mehmet yaramazlık yapıyordu. Akşemseddin’in uyarısına aynı tehdit cevabını verdiği sırada padişah ansızın kapıyı açıp içeri girdi. Bu olay karşısında Akşemseddin hiddetlenerek padişaha bağırdı ve bir tokat atarak, bu şekilde sınıfa giremeyeceğini izin istemesi gerektiğini söyleyerek derhal dışarı çıkmasını istedi. Padişah mahçup bir şekilde boynunu bükerek özür diledi ve dışarı çıktı.

Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet’in nutku tutulmuş ne yapacağını şaşırmıştı. Güvendiği babası tokat yemişti. Fatih Sultan Mehmet allak bullak olmuştu. Az sonra kapı vuruldu ve padişah mahçup bir şekilde içeri özür dileyerek girdi. Plan muhteşem bir şekilde işlemişti. O günden sonra Fatih Sultan Mehmet asla yaramazlık yapmadı. Çünkü güvendiği dağlara kar yağmıştı.

Günümüzde, “Neden Fatih Sultan Mehmetler yetişmiyor?” sorusunu soranlar, umarım sadece biz öğretmenleri suçlamıyorlardır.

Tüm meslektaşlarımın günleri kutlu olsun.

Sağlıcakla kalın…

 

 

 

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.