Köy Enstitüleri-4 (kapatılmalımıydı?)

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Kapatılalı fiilen 74 yıl, resmen 66 yıl olmasına rağmen halen “tarımın tüm problemlerini çözerdi” gözüyle bakılan Köy Enstitüleri konusunu son defa ele alarak değerlendirmeye çalışalım. Köy kökenli, ilkokulu bitirmiş, zeki çocukların enstitülere alınmasıyla başlayan proje, kırsal kalkınmada büyük bir çıkış olarak görülse de, 6 yıllık kısa bir ömürle tarım tarihinin en çok çok tartışılan konuları arasında yerini alır. Aslında projeyi başlatanında, sonlandıranında, aynı siyasi görüşten insanların olması, bunların şahsi meseleleri ve kaprislerine öne çıkması da tartışma konusudur, denebilir. Bunlar nelerdir.

Aslında Projenin amacı doğru, uygulama zamanı ve uygulamacıların bir kısmı yanlıştı denebilir. Tarım reformu yapılmamış, bazı bölgelerinde ağalık sistemi yaygın, siyasi istikrarın henüz tamamlanmadığı bir ülkede böyle projelerin yer tutması zaten beklenemezdi de. Buna göre;

Uygulamada hem öğretmen, hem de ziraatçı veya sanatkâr yetiştirmenin mümkün olmayacağı, buradan yetişen öğretmen adaylarının kültür ve meslek bilgisi açısından eksik olduğu görülmüştür.

Öğrenciler, iş alanlarında fazla mesai harcadığından öğretmen olma yönünden zayıf kalmış; ayrıca köy öğretmeni ve şehir öğretmeni ayrılığı oluşturulmuş ve bu mesleğin saygınlığına gölge düşürmüştür.

Burada sol eğilimli bireyler yetiştirildiğine dair iddialarla birlikte, öğretmenlerin kendi köylerine “başöğretmen” olarak atanması ve 20 yıl mecburi hizmete tabi tutulması rahatsızlık oluşturmuştur.

Bu arada açık olduğu eğitimde görüş ve önerileri dikkate alınmayan Emin Soysal, 1946’da bağımsız Mv olarak parlamentoya girmiş, enstitülerinin yeniden düzenlenmesi konusunda aktif bir rol üstlenmiştir. Sol eğilimli talebe yetiştirilmesi ve bazı enstitülerde kız öğrencilerin cinsel tacize alet edilmesi” şeklinde ki iddiaların bu zata ait olması halen tartışılmaktadır.  İddialar sonrası enstitülerin yönetici ve öğretmen kadrolarında önemli değişikliğe gidilmiş, daha çok Gazi Terbiye Enstitüsü’nden mezun, anlatılarına göre milliyetçi öğretmenler atanmıştır. Devamından köy enstitülerine kuruluşunda verilen imtiyazlar 1946 da zamanın ME Bakanı R. Şemsettin Sirer tarafından geri alınmıştır. Bu hareketi ile Sirer bazı kaynaklarda halen gerici, yobaz ve Atatürk düşmanı olarak da gösterilir. 

Hazırlanan yeni bir öğretim programı ile (25.05.1947), enstitülerin bir sanat okulu olmadığı gerekçesiyle enstitüler kuruluş amacından uzaklaştırılır: Enstitü çıkışlı öğretmenlerin ve eğitmenlerin atanmasında başöğretmenlikler ellerinden alınır, ücretlerde yeni düzenlemelere gidiliş, ardından kapatılır.

Köy enstitülerinin etkisi sonradan yerine kurulan öğretmen okullarının müfredatına da yansımış, okullarda mandolin çalma, yabancı şarkılarla müzik eğitimi verilmesi şeklinde devam etmiştir. Bunu ortaokulda köy enstitüsü mezunu bir öğretmenle ben de yaşamış, mandolin çalmayı öğrenmiştim.   

Köy enstitülerinin geçmişte ve günümüzde değişik anlamlarla yorumlansa da, esas olarak köy çocuklarının tarım ve eğitim dünyasına erken kazandırılması, köyün meselelerini çözecek insanın köy kökenli olması gerçeğinin anlaşılmasını sağlamış, böylece kırsaldan kente göçün önü erken kesilmiştir.

Proje kalkınmayı kırsaldan başlatan bir uygulamayla kırsalın kültür seviyesi yükseltilebilirdi. Böylece geri kalmışlık ve fakirliğin anlamı olana köylü, işletme sahibi yapılabilirdi. Kapatılmasında halen irtica ile mücadele ve gericilik destekçiliği kurumlar olarak görülmesi fikrinin yaşatılması yanlıştır. Aksine buradan mezun olanların çoğu sol hatta komünist eğilimli olduğu kayıtlarda yer alır. Bunun yerine “kapatılması doğru olmamış, siyaset tarımın önüne geçmiştir” denilmesi daha yapıcı olabilirdi.   

Öyle veya böyle tarımsal her kurum, her dönemde milletin ortak malıdır ve tarım siyaset üstü olmalıdır.  Buna rağmen solcu, özellikle Kemalist çevreler yoğun bir tutku ile köy enstitüsü felsefesine o kadar sıkı sarılırlar ki, sanki tarımsal eğitim 1940 da başlamış, öncesi ve sonrasında hiçbir şey yapılmamıştır. Bu tutku köy enstitülerinin kuruluş amacı dışında, milli-gelenekçi çevreye yüklenmek için kullanılır. Oysa Ülkemde tarımsal eğitim 1946 da Yeşilköy Ayazma Çiftliğinde başlamış, 1893 de Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi ve 1933 de tüm ziraat fakültelerinin anası sayılan Yüksek Ziraat Enstitüsü ile devam etmiştir. Tarımımız sonradan kurulan ziraat liseleri ile tarım, orman, veterinerlik fakültelerine emanet edilmiştir.      

Akıl, ilim ve tecrübe yolunda; saygı ve muhabbetle.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.