KÜMBET!

Erol Sunat

Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğr. Üyesi Yaşar Erdemir Hocam,

Selçuklu Medeniyetinin kapalı pencerelerinden birini birkaç gün önce ardına kadar açtı!

Açmakla kalmadı,

Zaten gözümüzün önünde olan,

Her Allah’ın günü önlerinden geçip gittiğimiz,

Bu da ne diye dönüp bakmadığımız,

Kimini otobüs garajlarının içine,

Kimini mahalle aralarına hapsettiğimiz,

Geçmişte kimini ev olarak,

Kimini kiler olarak kullandığımız,

Bir kaçı dışında kime ait olduğunu, içinde kimin yattığını bile bilmediğimiz,

Selçuklu kümbetlerinin, bu medeniyetin bir geleneği olduğunu açıklayarak, tarihe ışık tuttu.

Ömrün uzun olsun Yaşar Erdemir Hocam…

O pencere açıldığında da, o muhteşem medeniyetin mimari harikası olan birbirinden güzel kümbetlerin bizim hanelerimizle iç içe olduğu bir şehirde, onlardan nasıl habersiz yaşadığımızın farkına vardık!

Bu duyguyu, anlatabilir misiniz?

Anlatamazsınız! 

Çünkü, aldık Selçuklu torunlarını, kendi şehirlerinden, kendi diyarlarından, kendi tarihlerinden uzaklaştırmak adına,  götürdük gittik, çok uzaklara…

 

KAÇ KÜMBETİN ADINI SAYABİLİRSİNİZ?

Kümbetler, Selçukluya yapılması gereken yolculuğun bir başka gerekçesi artık! Erdemir Hocanın açtığı pencereden kimlerin kümbetlere doğru bakacağını, hep beraber göreceğiz inşallah!

Evet, Selçuklunun Anadolu’daki mührüdür Kümbetler.

Her kümbet kendine has bir mezar anıtıdır. Selçuklu kümbetlerinin her biri yüzyıllar ötesinden bugüne akseden bir medeniyetin şaheserleri olarak şehrimizi taçlandırmaya devam ediyorlar!

Yaşar Erdemir Hocamın anlatımıyla, Konya oldukça uzun yıllar unuttuğu, hatta ne olduğunu bile hatırlamadığı tarihi bir gerçekle yüzleşiyor.

Basınımız, Kümbetleri yeniden keşfe çıkar gibi başlıklar atılmış!

Ne mi denmiş?

“Kümbet Başkenti!”

Başkent sözcüğü anlamlı olması anlamlı lakin, biz bu türden başlıklarla kantarın topuzunu kaçıralı çok oldu!

“Başkent” kelimesini neye eklediysek, eklediğimiz unvanlar ya yarım kaldı, ya yerinde saydı, ya da yazıldığıyla kaldı.

Erdemir Hocam, en fazla kümbet Konya’da diye rakam verince, “Kümbet Başkenti” diye kendimize bir unvan daha eklemekten kendimizi alamadık demek ki!

Kümbet zengini bir şehir olsak da, bazılarıyla yıkılana kadar ilgilenmediğimizi, Ulvi Sultan türbesi gibi, yıktıklarımızı da son yıllarda aslına uygun bir şekilde yapmaya çalıştığımızı kime anlatsak?

Ellinin üzerinde kümbetin olduğu Konya’da, bu kümbetlerin beş tanesinin adını sayabilecek var mı?

 

BİZ SULTANLARIN ADLARINI DA BİLMEYİZ!

Kültürümüze, Selçuklu tarihine, medeniyetine olan ilgimiz, mekanı cennet olsun rahmetli Seyit Küçükbezirci Ağabeyin, Miryakefalon Zaferinin 840. yılını kutlama hamlesiyle ortaya çıktı! Kent meydanına, Kılıçaslan Meydanı adını vermemiz de aynı dönemde gerçekleşti.

Sonra, bir merak, bir merak!

30 küsur yıldır ıskalanan Selçuklu tarihi, Selçuklu Sultanları, Haçlı seferlerinde, Kudüs’e kalkan olan Selçuklunun, Kılıçaslanlar şehri olan Konya’nın övüldüğü günler birbirini takip etti.

Direniş Karatay filmiyle de nokta kondu.

Bizlerde acaba Direniş Konya olur mu, bu başlangıçların ardı arkası gelir mi diye bekledik!

Boşuna beklemişiz, çünkü…

Biz tac kapı nedir bilmeyiz!  Biz han nedir bilmeyiz! Biz kervansaray nedir bilmeyiz! Biz kümbet nedir bilmeyiz!

Biz Sultan mezarları nedir bilmeyiz! Biz Sultanların adlarını da bilmeyiz! Selçuklu Medeniyeti diye bir konuyu merak dahi etmeyiz!

Dilimizde sadece Konya Selçuklunun Payitahtı lafı dolaşır…

Allah’tan bir onu biliriz!

Mevlana Diyarıyız der, bu diyarda Mevlana’yı da, bilmeyiz!

 

SELÇUKLU TORUNLARI SELÇUKLU TARİHİNDEN MAHRUM BIRAKILMAMALI!

Bazı kurumlarımız ısrarla “Selçuklu torunları Osmanlı’nın izinde” diyerek, tarihi tersine çevirmeye çalışıyorlar.

30 küsur yıldır, bu coğrafyanın tarihini, 26 Ağustos 1971 Malazgirt’le başlatıp, aradaki yaklaşık 4 asırlık, yani 382 yıllık süreci pas geçip, ıskalayıp bir anda 29 Mayıs 1453’e Fatih’in İstanbul’u fethettiği tarihe atlarsanız, arada Selçuklu tarihini, Selçuklu Medeniyetini, Kudüs’e kalkan olan Selçuklu Sultanlarını es geçerseniz, Selçuklu torunlarını, Selçuklu tarih ve medeniyetine yolculuk yapma imkanından mahrum bırakırsınız!

Süleymanşah oğlu Ertuğrul Bey, Selçuklunun uç beyiydi. Bakın daha ortada Osmanlı filan yok!

Beylik alametleri, kendisine Konya’dan gönderilmişti, sevgili Başkanlar!

Osmanlı devlet olma yolunda attığı bütün adımları, Selçuklunun dağılmasından sonra, Osmanlının yanında yer alan Selçuklu Devlet adamlarıyla birlikte atmadı mı?

Selçuklu torunları, Osmanlıyı elbette sevsin, elbette gurur duysun, lakin Osmanlıya el veren, yön veren, Osmanlıyla omuz omuza yeni bir Türk devletinin temelini atan Selçukluyu da unutmasın!

Bilecik, Söğüt, Ertuğrul Bey’in, Osman Bey’in izlerini aramaya Konya’ya geldi mi? Gelmedi? Bunun sorgulanmaması sizce de manidar değil mi?

Kalkıp gelsinler Konya’ya, o kutlu beylerin izlerini arasınlar bu şehirde! Onların gelmesinden şeref duyar, bu kadim payitaht, şeref!

30 yıl sonra da olsa Selçuklu tarihine yüzümüz dönmüşken, alalım çocuklarımızı,  gençlerimizi, şehrimizin merkezinde Alaeddin Tepesi’ndeki sultan mezarlarına götürelim. Gerçek bir Sultanlar Şehri olduğumuzu anlatalım onlara. Zazadın Hanı, Horozlu Hanı, kümbetlerimizi gezdirelim ve kimler var, kimler yatıyor o kümbetlerde diye anlatalım birer, birer.

Bilecik’ten, Söğüt’ten önce kendi şehrimizi, kültürümüzü, tarihimizi tanımaya yöneltelim hep birlikte.

Tarih, hafife alınacak, kendimize göre değiştirilecek, biz ne dersek o olur babından, üstüne üstlük tersinden okunacak ve okutulacak bir ilim dalı değildir.

Dilerim, Konya kurumları, ileri gelenleri, söz sahibi olanları; Selçuklunun torunlarına, Selçukluyu öğretmek adına, Selçukluya yolculuk yapmayı bir önce başlatırlar. Çünkü, Sultanların, Kümbetlerin, Hanların, Kervansarayların gözleri yolda, sizleri beklediklerinden adınız gibi emin olun!

 

 

 

 

 

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.