MEVLÂNA’NIN MEKTÛBÂTI

Ahmet Kuş

Farklı bir ramazanı yaşadığımız şu günlerde korona yasakları sebebiyle düşünmek, okumak ve yazmak için çokça vaktimiz oldu. Bu süreçte elimizden düşmeyen kitaplardan birisi de Mektûbât idi. Mevlâna Celaleddin Rumî, Anadolu’nun manevi mimarlarından biridir. Sadece ülkemizin değil, tüm insanlığın iftihar ettiği bir mütefekkir olan Mevlâna Celaleddin Rumî’nin ortaya koyduğu eserler yazıldığı günden bu yana okunuyor ve okunmaya da devam edecek. Evde olduğumuz bu süreçte okuma listenize küçük bir katkı verebilmek için bugün sizlere Mevlâna’nın Mektûbât adlı eserini tanıtmaya çalışacağız. Mektûbât, Mevlâna Celaleddin Rumî’nin Alâeddin Çelebi, Alemeddin Kayser, Emir Âlim Çelebi, Arslandoğmuş Fahreddin Atabek, Celaleddin Mahmud, Celaleddin Karatay, Ekmeleddin Tabib, Naib Emineddin Mikail, Hacı Emir, Sahib Ata Fahreddin Ali, Fatıma Hatun, Ahi Gühertaş, Hace-i Cihan, Şeyh Hamideddin, Hüsameddin Çelebi, İmam İhtiyareddin, Kadı İzzeddin, II. İzzeddin Keykavus, Kadı Kemaleddin, Mecdeddin Atabek, Ahi Muhammed, Muineddin Pervane, Emir Mühezzebeddin, Emir Necmeddin, Nizameddin, Emir Nureddin, Selahaddin, Emir Seyfeddin, Sıraceddin Urmevî, Şemseddin, Seyyid Şerefeddin, Şıhabeddin, Şucaeddin, Kadı Taceddin, Taceddin, Sultan Veled, Zahireddin ve Ziyaeddin gibi dönemin tanınmış şahsiyetlerine, devlet adamlarına ve akrabalarına yazdığı mektuplardan oluşmuştur.

Bu yazıyı yazmak için bizim incelediğimiz Mevlâna Celaleddin Mektuplar adlı kitap merhum Abdülbâki Gölpınarlı tarafından hazırlanmıştır. 1963 yılında İnkılâp ve Aka kitabevleri tarafından yayımlanan eser 312 sayfadan oluşmaktadır. Abdülbâki Gölpınarlı kitabı hazırlarken Mevlâna Müzesi’nde 79 numarada kayıtlı bulunan nüshayı esas almıştır. Gölpınarlı burada bulunan 150 mektuptan 147’sini kitaba dâhil etmiştir. Kitaba almadığı 3 mektubun da Mevlâna’ya ait olmadığını belirtmiştir. Kitapta yer alan mektuplar özellikle Selçuklu dönemi üzerine çalışma yapan araştırmacılar için son derece kıymetli bilgiler içeriyor. Ayrıca mektuplar Mevlâna’nın hayatıyla, yaşadığı devirle tamamıyla ilgili olduğu için bize bilmediğimiz pek çok konu hakkında bilgi veriyor. Örneğin, 7. mektup Müderrislerin Övüncü diye adlandırdığı oğlu Alâeddin’in şehre inmesi, ehlinin ve talebesinin başına gölge salması, herkesin de aradaki kırgınlığın kalmadığını öğrenmesini sağlaması için yazılmıştır. Böylece hem Alâeddin’in müderrisliğini hem de Şems aleyhinde bulunduğu hakkındaki rivayetin doğruluğunu öğreniyoruz.     

Mevlâna’nın mektup yazdığı kişilerden biri de Selçuklu döneminin ünlü hekimlerinden biri olan ve günümüzde Beyhekim olarak da bilinen Ekmeleddin Tabib idi. Örnek olması açısından Ekmeleddin Tabib’in yazdığı bir mektuba, Mevlâna tarafından cevap olarak yazılan 14 numaralı mektubu buraya aynen alacağız. Vereceğimiz bu örnek sayesinde mektupların üslubuna ve kullanılan kelimelerin güzelliğine dikkat çekeceğiz. “Hekimlerin padişahı, yaşayış mücevherlerinin en temizi, en aydını, belalar zehirlerinin panzehiri, akıllar ağacının meyvesi, boş şeyler gailelerini kökünden çıkarıp atan, güzel, övülmeye değer huylar sahibi, dilenip istenen mertebelere ulaşmış olan, gerçekleri razı eden, tam inanç kaynağı kesilen, Allah’tan çekinip sakınan, susuzlara umut, en hayırlı su içecek yer bulunan, düşünceleri yüce, ulular ulusu, Hakk’ın ve Dinin Ekmel’inin selamları geldi, erişti. Allah, o ruh huzurunun, o fetihler anahtarının üstünlüğünü, büyüklüğünü, yakınlığını, bağışını daim etsin, bağışlarda bulunana verdiği en hayırlı karşılığı versin. O selamlar, selam gönderenin keremine, üstünlüğüne benziyordu; ululuğunun, büyüklüğünün şeklindeydi; yüceliğiyle, soyunun-sopunun temizliğiyle eşti. O selamlardan, biz sevgi kokusunu aldık; sevgideki öz doğruluğunu duyduk. Karşılığında şükürler ettik, dualar ettik. ‘Atları her seven, binici sayılmaz; Her at koşturana süvari denmez.’ Hamdolsun Allah’a ki ona üstünlük özelliği verdi; herkesten ileriye geçirerek kuvvetlendirdi onu; yücelik elbisesine bürüdü; hayrını, üstünlüğünü çoğalttı, söz bakımından da hayırlara yöneltti onu, iş bakımından da. Heyecanımızı, şevkimizi arttırdı; kat kat fazlalaştırdı. ‘Muradıma erdirilseydim, Ona olan özlemimden, ben de uçan güvercinle uçardım.’

Biz de selamlar, dualar ederiz. İnsanın özünü rahata kavuşturan, uzlaşmasını olgunlaştıran, akıl bakımından mevkiini yücelten, ihsanlarını andırıp ömrüne ömür katan o aziz yüzü görmeyi pek arzuladık; susadık adeta; o yüzü görmek, pek büyük nimetlere, pek büyük ihsanlara nail olmakla bir bence, hatta daha da üstün; sizi görmek, bütün bunları elde etmeye sebep; bunu böyle bilin. Umarım ki en kutlu bir zamanda buluşup görüşmemiz müyesser olur; sebepleri hazırlanır.” Mektupta geçen kelimeler adeta özenle seçilmiş. İnsanı kendinden alıp o döneme götürüyor. Mevlâna, hakkında çok şey söylenen ve yazılan biri olmasına karşın bazı kesimler tarafından ne yazık ki ne dediği anlaşılmayan bir âlimdir. Özellikle Selçuklu tarihiyle ilgilenen okurlarımıza Mevlâna’nın diğer eserleriyle birlikte Mektûbât’ını da okumalarını tavsiye ediyoruz.        

           

         

                   

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.