MİLLİ DİRENİŞİN ESERİ

Halil Özkan

Kurtuluş Savaşı büyük bir kenetlenmenin örneğidir. Topyekûn girilmiş bir vatan müdafaasının, milli mücadelenin, milli duyguların yoğun olduğu bir direnişin en büyük ve tüm cihana ispatlanmış Türk gücünün eseridir. 12 Mart 1921’de kabul gören Mehmet Akif Ersoy’un bu vatansever millete yazmış olduğu İstiklal Marşı o dönemin Milli Şuurunu en güzel ifade eden en büyük eserdir. İstiklal Marşı milletin haykırışı, milletin sesiydi. Halkın cesaret göstergesiydi. Milli Marş özgürlük, bağımsızlık, cengâverlik coşkularını, hislerini ifade eden en güzide temsildir.

Vatanımızın değerini kıymetini bilen atalarımız bu uğurda vatanımızı kaybetmemek için nice can almış nice can vermiştir. Vatansız bir kişi öksüz ve yetim çocuğa benzer dayanağı, sığınağı olmayan vatan kişinin kimlik kazanmasında en büyük etkendir. Vatan toprakları her daim kutsaldır. Kutsal sığınağımızı korumak her Türk Halkının boyun borcudur. Bu şuura halkımız manen hâkimdir.

Atatürk’ün de dediği gibi “Arkadaşlar! gidip, Toros dağlarına bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiç bir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.” Bu şuuru taşıyan halkada en manidar eser armağan edilmiştir.

Milli marşımız yürekten gelen en yoğun duygularla Akif’in 48 saatte var ettiği, her halk bireyinin duygularına tercüman olmuş ve olmaya devam eden okunduğu zaman insanın içine işleyen tüylerini diken diken eden bir marştır. Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın inşallah.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...

Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

 

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

 

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana va'dettigi günler hakk'ın...

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

 

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:

Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

 

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,

Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;

O zaman yükselerek arsa değer belki başım.

 

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!