MUHSİN YAZICIOĞLU VE KUTSAL DÂVÂSI (2)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Dâvâsı İlâyı Kelimetullah idi

 

  • MUHSİN BAŞKAN, “Bu memlekette ezan susmasın, bayrak inmesin ve vatan bölünmesin” diyerek kökü dışarıda küresel güçlerle mücadele etti. Bu mücadelesini hayatını ve canını ortaya koyarak yaptı. Onun dâvâsı; “İlâyı Kelimetullah” dâvası idi.

 

 

Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilk tanışmam gençlik yıllarımda devamlı alıp okuduğum “Genç Arkadaş” dergisinde çıkan ve benim gençlik heyecanlarıma tercüman olan bir yazısıyla oldu.

Tamam işte tam aradığım, bana güven veren, beni olduğu gibi kabul eden genç bir lider dedim.

Sanki kanım hemen kaynayıvermişti ona.

Sonra Genç Arkadaş’taki bütün yazılarını okumaya başladım.

İnsan sevdiğiyle tanışmak ve ona sarılıp duygularını dile getirmek hiç istemez mi?..

“Muhsin Başkanım! Seni Allah için çok seviyorum” demeyi ve diyebilmeyi o kadar çok hayal etmiştim ki…

Sonunda hayallerim gerçek oldu.

 

***

Haşim abi bize devamlı onu anlatırdı.

Cesaretini, civanmertliğini, yardımseverliğini ve dayanışmayı, paylaşmayı, arkadaşlarına olan düşkünlüğünü…

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasından hiç ceza almadan beraat ettikten sonra ayağının tozuyla geldiği Konya’da, 1987’de Terziler İşhanı’nın ikinci katında Gözyaşı Dergisi’nin açılışında kucaklaşmak nasip olmuştu.

Kendisine öyle bir sarıldım ki…

Hiç bırakmak istememecesine…

Gözyaşı’nın Açılışa hukukçu Galip Erdem ağabeyle birlikte gelmişti. Daha sonra Konya’ya sık sık gelecek ve ilk televizyon kurma çalışmalarını Konya’da başlatacaktı. Gözyaşı dergisinin üçüncü sayısından itibaren her ay yazıları yayınlanacak ve bu yazılar, Türkiye genelinde ülkücüler arasında epey ses getirecekti.

 

“ÖLÇÜ HER ZAMAN İSLÂM OLMALI”

“Ölçü İslâm Olmalı” başlıklı yazısında “Fikirde, fiilde davranış ve yaşama tarzında ölçü eksiksiz olarak İSLAM olmalıdır. İslâm, hayatının her safhasında “mutlak belirleyici” rolünü almalı ve istikameti tayin edici ibre olma vasfını kazanmalıdır” diyerek Müslüman Türk gençliğinin, heyecanı hiç kesintiye uğratılmadan kullanacağı ve neticelerini göreceği bir ortama mutlaka ulaştırılması gerektiğini ifade ediyordu.

“Dâvâ Adamı” başlıklı makalesinde de; “Büyük dâvalar yıkılmayacak, yorulmayacak, üşenmeyecek dâvâ adamları ister!” diyen Muhsin Yazıcıoğlu, “Dava damları kendi hayatını tam bir mümin gibi düzene koyarken, ferdî şuurdan “kollektif şuur”a geçişin metodlarını da geliştirmelidir. İslâmî şuurlanma edebiyat ve nazarî mülahazalar olmaktan çıkıp yaşanan, canlı bir varlık olma niteliğine kavuşmalıdır” şeklinde dava adamının nasıl olması gerektiği hususunda Kur’an’dan referanslar vererek Türkiye’nin ve Müslüman Türk insanının manzarasını çizdikten sonra gençliğe şu mesajı veriyordu:

 

DÂVA, HAYATIMIZI HAKK’A UYDURMA DÂVÂSI OLMALI”

“Başarı, hareketsizlikte ve kolaycılıkta değil; Hakk’a dayalı kuvvette, hedefleri belli ve sürekli çalışmada, kendini inançları içinde eritecek yüksek bir mücadele azminde saklıdır.

Dava boş gurur ve hırsların tatmini için yapılan bir koşturmaca değil içtimaî, iktisadî ve beşerî hayatımızı Hakk’a uydurma davası olmalıdır. Her türlü gündelik endişelerden uzaklarda çalışan sanki hayatımızın maverasında hazırlıklarını yapan bir hareket ordusunun fikir fedaileri ancak bu davayı başarabilir!

Hazreti Yesevî’lerin, Şah-ı Nakşibendi’lerin, Mevlâna’ların yaptığı gibi, küçük iman ocaklarından çerağlar tutuşturulup, Anadolu’da yeniden beyinler ve gönüller canlandırılmalıdır.”

 

EMANETE HİYANET ETMEYELİM

Muhsin Başkan’ın bize, size, ben “Elhamdülillah Müslümanım” diyen gönül sahiplerine, ülkücü ve Büyük Birlik camiası ile bilhassa üzerinde hassasiyetle durduğu Alp-Eren Müslüman Türk gençliğine bıraktığı emaneti budur.

Şehâdetinin sekizinci yılında rahmetle yâdettiğimiz Muhsin Başkan, geriye Türk-İslâm Dâvâsı’ndan başka bir şey bırakmadı.

O, “Büyük bir Birlik” hayaliyle yaşıyor ve bunu oluşturmak için Balkanlar’dan Ortadoğu’ya ve Kafkaslar’dan Ortaasya ile Türkistan’a kadar uzanan 2 milyara yaklaşan Türk-İslâm coğrafyasının kanayan yaralarını dindirmek için büyük bir çaba sarfediyordu. Bu uğurda canını, malını her şeyini fedâ etmek için bu kutlu yola ve dâvaya baş koyan Muhsin Başkan’ın, kendisini öldürmeye gelenlerle yiğitçe mücadele ettikten sonra son nefesini de “Lâ ilâhe illâllah” diyerek verdiğine inanıyoruz.

 

YARIN: “Beni öldürtmek mi istiyorsunuz…”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.