ÖĞRENDİM

Ahmet Çapanoğlu

Artık kahkaha olmasa da bir küçük tebessüme büyük mutlulukları sığdırmaya çalışıyorum. Vefasıza vefayı öğretmek yerine, “hoşgör yahu” demeyi öğrendim. Her şeyin ve hayatın gülümsemeyle güzelleşeceğine inandım. Mutluluğun anahtarının bu sihirli sözcükte gizlendiğinin farkına vardım. En önemlisi bunu elde etmek içinde, doğru düşünmeye ve doğru yöne bakmayı öğrendim.
Gitmek isteyeni bağlayamayacağımı ve kal demenin gereksizliğini anladığım ama sadece nedenini kendi açımdan sorgulamayı öğrendim. Bu gidişlerinden dolayı üzüntü yaşamamayı ilke edindim. Bana vermiş olduğu en küçük mutluluk bile yetti onu unutmamam gerektiğini. Sadece “baki kalan kubbede bir hoş sada”nın mutluluğunu yaşamayı kabullendim.

Her insan giderken bir iz bırakır sizde. Bu vefadır, cefadır, sefadır. Her ne olursa olsun kimi unutulmalı, kimi de unutulmamalı. Ben hiç birini unutmadım. Bir yer buldum içimde küskünlük, nefret ve intikam duygusu olmadan yerleştirdim. Bu yüzden hiç biri ağırlık oluşturmadı bende. Biliyordum ki, hayatıma girenlerin hiç biri tesadüfî değildi. Girenlerin tesadüf olmadığı gibi çıkanlarda görevini yapmıştır benim adıma diye düşünmeye başladım. Ders verdi hepsi bana, olması veya olmaması gerekenleri hatırlatma adına. Gelişlerinde ki getirdikleri mutluluk adına, gidişlerine de mutlulukla tebessüm etmeyi öğrendim. Dedim ki    “herkes yerinde sağ olsun” Hayat benden ne aldıdan öte, hayata ben ne verdim diye düşünmeyi öğrendim. Amaç almak mı, vermek mi? Mutluluk hangisinde diye düşünürken, vermenin daha çok mutlu ettiği kavramını edindim. Öyle ya da böyle, almanın sadece beni mutlu edeceğini bildiğim için, paylaşım adına mutluluğumu çoğaltacağını, vermenin iki kat daha mutlu edeceğini gördüm.

Bir otobüs yolculuğu gibidir hayat. Duraklar vardır seyahatler boyunca, kiminin adı sevinç durağı, kiminin adı üzüntü durağı, kiminin adı vefa durağı. Kimi alma durağı, kimi de verme durağıdır.

Bu seyahatte benimle hareket edenler, sıkılıp yol boyu duraklarda indikleri zaman, niye diye sormadım. Hep vardır bir bildikleri dedim. Durağın adına da bakmadım. Vardır bir bildikleri derken kusurları onlarda bulmadım. Ne beklediler de bende bulamadılar da demedim. Hep dedim ki; “acaba onları mutlu edecek neyi veremedim diye kendimi zorladım, kendimdeki eksiklikleri bulmaya, değer vermeye, saygı göstermeye çalıştım. Çünkü yolun sonu geliyor. Belki de bir durak sonrası ya benim, ya da yanımda ki yolcular için “kara toprak durağı” olacak. Yanımda olsalar da, olmasalar da o durak geldiği zaman, musalla taşına varınca mı değerini anlayacağım? Yaşarken canlılığı ve bedeni değerli olmayacakta, ölümünde oluşan cesedimi değerli olacak. Cesedi mi değer kazanacak da, “ahlarla, vahlarla” ağlayacağım, son durağında onu uğurlayacağım. Varlığın da kaybedip üzülmediğim, değerini bilmediğim, can bedenden çıkıp yok olunca mı değerli olacak? Yaşarken kaybettiğiniz sizde ne eser bırakırsa bıraksın, şu kısa âlemde bir imtihan kabul ederek kabullenin, yok olunca oluşacak üzüntü inanın boşuna.

Bu yolculukta sona gelmeden kaybetmeyi göze aldığımız değerler adına, neden diye “ah ve vahlara” bürünmeyelim. Egolarımız ve kıskançlıklarımız adına, duraklarda kaybettiklerimizin sebeplerini, karşımızdakilere neden yükleyelim. Suçu karşıda değil, kendimizde arayalım. Özür dileme, gönül alma, tolere etme erdemlerini yaşayalım. Tolere etmekten ve özeleştiriden yoksun kalmayalım. Ne zordur değil mi, tolere etmek, yapılan hataları hoş görmek. Egomuz ne kadar baskın çıkıyor değil mi?

Ömrüm ne kadar kaldı, ne kadar yaşayacağım bilmiyorum ama şu anı yaşarken hoşgörüyü, anlayışlı olmayı ve tolere etmeyi işte bu yüzden edineceğim veya vereceğim mutluluğu, dahası insanlığımı kaybetmek istemiyorum.

Üzmemek, üzülmemek adına, hoşgörü, sevgi ve mutluluk adına. Dahası gün geçtikçe kaybettiğimiz “insanlık” adına.

Hepimiz katliamları, zalimlikleri ve cinayetleri dünyanın en büyük suçu olarak görürüz, değil mi? Ama dünyanın en büyük suçunun, bu olayları tetikleyen “insan olamama suçu” olduğunu görmeyiz. İnsan olamamaktır dünyanın en ağır suçu. İnsan olamamak adına atılmayan adımlardır dünyada oluşan savaşlar, açlık ve zulümler. “Emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun” ayetini unutmamızdır, gayemizi unutarak insanlık, Yaradan’a kul olamama suçu işlememizdir.

İnsan sevdikçe, hoş gördükçe ve insan oldukça vardır.

Var olduğu sürece de bu değerler sayesinde mutlu olur ve mutlu eder.

İnsansak, insanca yaşamalı. Hayvanlarda olmayan bu özelliklere bürünüp, hayvan gibi olmamalı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.