ÖZBEKİSTAN

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Gençlik yıllarımızdaki ideolojik anlayışa bağlı olarak o zamanki Sovyet Rusya’nın işgali altındaki Türk Cumhuriyetlerinin durumunu merek eder, onların işgal altında olduğunu düşünerek, hasret türküleri özellikle de “çırpınırdın Karadeniz, bakıp Türk’ün bayrağına” türküsü söylerdik.

Şimdilerde durum değişti. Özlemlerimizin çoğunu neredeyse bitirdik. İsteyen istediği yere kolaylıkla gidiyor olsa da, Türk Cumhuriyetlerinin tamamını gezmiş biri olarak, eski duygularımı yine de test ediyorum. Şunu söyleyeyim ki, 30 sene önce oraları gezmeden önceki duygularla, gördükten sonraki duygular arasında çok fark var diyebilirim. Şu da var 30-40 sene önceki gençlik duyguları, yaşlandıkça biraz da külleniyor. 

Yolculuğumuza her zaman olduğu gibi THY ile sonra sabah erkenden Taşkent’e iniyoruz. Havaalanından bizi son derecede iyi Anadolu Türkçesi konuşan Özbek asıllı biri alıyor.

Özbekistan, 32 milyon nüfuslu, yüzölçümü Türkiye’nin yarısından biraz fazla olan güzel bir ülke. Buraya gelmeden Özbeklerin hep daha kültürlü ve daha tüccar olduğunu duyardım, gerçekten de öyle. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri içinde en kültürlü ve sağlam bir toplumları arasında ilk sırada yer alır. Mesela, Anadolu Türkleri çoğunlukla Türkmen kökenli olmasına rağmen, Özbekistan ve Özbeklerin bizlere yaklaşışı, devlet yapısı ve özellikle de tarihi kültürleri sahiplenmeleri bu farkı ortaya koymada en büyük delil sayılır. 

Özbekistan adı Altunordu Beyi Özbek Hanın 1313-1340'ta Altunordu Devleti’nin başına geçmesi ve orada ki Türk kabilelerini birleştirmesi ile bu ismi almış ve bu birliğe Özbekler denmiş.  Sonra çok badireler atlatsa da Orta Asya Türk Cumhuriyetleri zaten iç içe bir toplum, kimin nereden olduğu ve nerede doğduğundan ziyade, ciddi bir tarih-din ve kültür birliği var.

Timur Han, Özbekistan’ın en meşhur emirlerinden. Yıldırım Beyazıt ile savaşını her Özbek biliyor. Şu da ilginçtir ki, 69 sene yaşayan Timur Anadolu’ya savaşmak için geldiğinde 66 yaşında imiş. 1370 yılında kurduğu Timur Devleti, kısa sürede güçlenerek, Delhi’den Bursa’ya kadar uzanan geniş coğrafyayı hâkimiyeti altına alır. Timur Han, bazı kayıtlarda Moğol kökenli olarak görülse de Özbekler tamamen Özbek görür ve EMİR TİMUR olarak bilinir. Timur Han’ın ülkenin birçok yerinde heykellerini görebilirsiniz. Taşkent’te adına güzel bir müzesi vardır. Özbek kültüründe bazıları Timur’u ulu kişi olarak da görmektedir. Taşkent’in merkezi yerindeki heykeli en meşhur imiş. 

Bugünkü Özbekistan 1924'te kurulmuş, ancak 1945'ten sonra Rusların denetimine girmiştir. SSCB’nin çöküşüyle birlikte Özbekistan 1 Eylül 1991'de bağımsızlığını kazanmıştır. Özbekistan çok zengin yeraltı kaynaklarından altın, doğalgaz, alüminyum, bakır, kömür, mermer ön sıradadır. Dünyanın kaliteli altını burada üretilir. Karasal iklime sahiptir, ülkenin % 10'u tarıma elverişlidir. Pamuk, buğday, meyve, sebze, ipek ve pirinç yetiştir. Tarımsal üretim devlet kuruluşları aracılığıyla yapılmaktadır, önemli bir pamuk ihracatçısı bir ülkedir.

Özbekistan gerçekten farklı kültür, sanat, estetik ve geleneksel değerlere sahip bir ülke. Bugünkü zamana kadar taşıdığı bunca tarihi değerleri nasıl taşıdığı sorusu bile ülkenin geçmişteki değer vargılarını ortaya koyma bakımından önemi bir örnektir diyebiliriz. Ülkenin birçok yeri halen Anadolu’muzun 30-40 yıl evvelki halini hatırlatsa da, bu haliyle bile yine de görmeye değerdir. Şehrin merkezinde ki bizim bedesten dediğimiz çarşıları eski ve biraz daha modernize etmiş haliyle görebilirsiniz. Yabancılar, özellikle de Türkiye insanına karşı çok sıcak ve içten davranıyorlar.

Ülkenin birçok yerinde özellikle de kırsal kesimde geleneksel kıyafetlerle dolaşan, alışveriş yapan ya da satıcı olarak bulunan bir sürü insana rastlarsınız. En büyük özellikleri sizin Türkiyeli olduğunuzu bildikleri zaman, yanınıza yaklaşık Türkiye Türkçesi ile selam vermeleri ve sıcak davranmalarıdır. Meşhur Fergana vadisinde, tarihi Han Sarayını geziyoruz. Bu arada onlarca öğrenci ve öğretmen grubuna rastladık. İçlerinden birisi bizim lehçemizle selam verdi, ben de gülerek cevap verdim. Onlarca öğrenci ve öğretmen yanıma geldiler ve beraberce bol bol resim çektiler. Türkiye’yi sordular, buraya gelmek istediklerini bildirdiler, evlerine davet ettiler.

Ülkenin Hive hariç, neredeyse diğer önemli yerlerini gördük. Taşkent-Buhara arasını uçakla, dönüşü ise Buhara-Semerkant, Semerkant-Taşkent arasını ise arabayla geldik. Özbekistan önemli bir tarım ülkesi ve bu geldiğimiz yerler de önemli pamuk arazileri. Sulama sıkıntısı yok. Tanrı Dağları eteklerinden gelen derin sular ülke arazilerinin neredeyse tamamını suluyor ancak sulama salma (vahşi) dediğimiz, ilkel sulama şeklinde yapılıyor. Bu yüzden de oldukça fazla tuzlanma var. Aral Faciası bunlardan biri. Aşırı sulama ile Aral Gölü suyunun % 90’ını kaybetmiş durumda ve çölleşmiş, kuruyan bir çevre felaketi. Buna rağmen çok yerde meyve bahçeleri oluşturulmaya başlamış. Bu haliyle ve düzlük olarak Buhara Semerkant arası Konya Ovası gibi, düz ve çölleşme eğiliminde de.

Özbekistan halkının neredeyse tamamının arabası var. İlginçtir ki, arabalarının % 90’ı ülkede yapılan bir markaya ve o markanın da en küçük modeli durumunda. Bu arabalar Özbek halkına oldukça düşük fiyata veriliyormuş. Bu aslında iyi bir uygulama gibi görülüyor.

Özbekistan için son olarak söylenecek şey, dünyada görülecek ülkeler arasında bence ön sıralarda yer alması olarak görülmesi gerektiğidir. Her şeyden evvel bizimle aynı kültür, tarih ve mezhebe sahipler. Namazları, kametleri, sünnete uygunlukları bizimle aynı sayılır. Çok az yeni camii var ve oldukça temizler ve bakımlılar. Diğer yanıyla bizim için de önemli olan tarihi, ilmi ve kültür şahsiyetlerinin neredeyse tamamı Özbek asıllı. Bunu yanında bir ülke ve bazı şehirler b kadar mı sanat ve estetik eserlerle donatılır ve bu eserler bu dereceme bakımlı olarak ayakta kalır, şaşırdım. Tarihi eserleri bakmaya ve gezmeye doyamıyorsunuz. Bu eserleri yapan sanatlar halen de icra ediliyor. 

Minare-i Kelan (Yüksek minare), İsmail Samani Türbesi, Bibi Hanım Türbesi, Registan Meydanı, İç Kale Hive, daha da hangi birini sayalım, hepsi birbirinden güzel ve alımlı. Yeni binaların dış cepheleri bile küçük ve alımlı motiflerle donatılıyor. Özbeklerin en önemli maharetlerinden biri de ağaç oymacılığı imiş. Buna tarihi eserlerde ve yeni yapılarda da rastlıyor ve seyrinden zevk alıyorsunuz. Mutfak kültürlerinde bol et var. Etsiz yemeği yemekten saymıyorlar. Özbek pilavı en meşhuru ve her yerde hatta sokaklarda bile pilava, tandır çöreği yapanlara rastlıyorsunuz. Türküleri de bize benzer.   

Gördüm iki peri geler, geler sallana sallana
Aşığının könlün alıp, geler sallana sallana.

Sensen menim dilberim beri gel, canımın cananesi beri gel,
İki cihan serveri beri gel,  derdimin dermanesi beri gel.

Yazları çok sıcak olan ülkenin gezi döneminin mart-haziran, eylül-kasım ayları arası olduğu söyleniyor. Yeni gelişen ve yatırımlara açık bir ülke. 10 sene sonra bu ülkeye güç yetmez. Bunca tarih, sanat ve estetik merkezini değerlendirmek için bu günler en uygunu gibi görülüyor.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.