Ramazan hikayeleri!

Erol Sunat

Yıl 2006 aylardan Ramazan! Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer der ya…

Oruç ağzınızla tahinli pide yapan bir pide fırınının önünden zor geçersiniz...Geçmek istersiniz de geçemezsiniz...Bir tane almadan tabi...Tahinli pidenin kokusu adamı öyle sarar ki...İftarı sanki onsuz açamayacağınızı düşünürsünüz...

Markalaşmadan önce, normal ambalaj kağıtlarına sarılırdı tahinli pideler.

Birkaç yıldır özel karton kutularda itina ile satışa sunuluyor. Ancak alındıktan sonra eve götürülme macerası bir başka...

Bu pideyi almak marifet değil, taşımak marifet...

Dik mi, yoksa yatay mı taşınacak?

Dik taşınacakmış diyenler aslında işin sırrını bilmeyenlermiş...Dik olduğunda tahin aşağıya doğru iner, kendini salıverir dağılırmış.

Yatay giderse lezzetinden bir şey kaybetmezmiş...Tahinli pide avucun içinde yatay gitmeliymiş...

İşin uzmanlarına, damak tadı üstatlarına sorduk...

Kadınhanı tahinli pidesinin yatay götürülmesi olmazsa olmaz şartmış...Bu pidenin lezzetinden bir şey kaybetmesini istemiyorsanız onu tıpkı bir bebek taşır gibi ve itinayla yatay bir şekilde elinizde taşıyacakmışsınız!

Tahinli pide, aç olan insana nasıl görünür?

Ya al beni, ya da beni al, veyahut almadan gitmeyi düşünme!

Bu aç olma hali, oruçlu olma hali ise...Zaten pidenin kendine has olan o kokusu sizi cezbetmiş...Bir seferlik bile olsa paraya kıyıp alırsınız.

Kadınhanı tahinli pidesini yemeden önce, piyasada tahinli pide diye satılan pidelere bakarak aradaki farkı daha iyi görebilirsiniz.

Bir dostumuz da, ha dondurma ha Kadınhanı tahinli pidesi diyor, insanın ağzında yağ gibi kayıyor valla...Ancak fiyatı azıcık tuzlu…Çift hamurdan biraz fazla ve 6 YTL!

Tahin parası mı, hamur parası mı, ceviz parası mı? Bu para ne parası? Ambalaj parası mı? Marka parası mı? Lezzet parası mı? Ramazan kazığımı?

Birisi de diyor ki…Pahalı geliyorsa. Yemeyecen abi...Bu özel bir pide...

Hamuru tahinle karıştırıyorlar içine ceviz koyuyorlar…Muhteşem bir damak tadı...Ancak, bir evin bir haftalık ekmek parasına, bir pide...Kalabalık bir hane için doyumluk değil, tadımlık...

Bir ağabeyim, alacaksın bu pideyi diyor, böleceksin otuz parçaya, her gün için bir parça oruç açmak için bekleteceksin buzdolabında...Bizde öyle anlatıyoruz ki, yazıyı okuyan varıp bir tahinli pide alsın der gibi...

Piyasada tahinli pide çok...Mesela anlattığımız pidelerin dörtte bir, beşte bir fiyatına satılanlar var.

Ucuza satılabilsin diye, tahin pidenin içinde oldukça kısa bir gezi yapmış...Ceviz bu türden pidelerin semtine bile uğramamış...Ama biz 6 YTL’ye satılan tahinli pideleri, lezzeti dışında fiyat noktasında pahalı bulduğumuzu söyleyelim...

Pahalı geliyorsa, yemeyecen abi lafı da çok şık değil...Paran çoksa, alacaksın imkanın kadar tahinli pide dağıtacaksın gelene-geçene...Mübarek Ramazanda insanların hayır dualarını alacaksın...

*****

Şöyle 14-15 yıl öncesi Ramazan ayına bir uzanalım isterseniz.

Neymiş bilir misiniz gündem?

Bugünün aynısı…

Yani! Namaz, niyaz ve boğaz!

Gün boyu namazında niyazında olan insanların, iftar saati geldiğinde boğazlar meselesine ne denli hassasiyet gösterdiğini bilmeyenimiz yoktur. Çünkü bizzat içinde hepimiz yaşıyoruz.

Namaz deyince teravih namazı...Niyaz deyince, namaz sonrası edilen dualar ve özellikle Kadir gecesi...

Boğaz deyince de, özellikle ve öncelikle iftar akla geliyor.

Boğazlar meselesinin en fazla aciliyet kesbettiği bir başka ay göremezsiniz.

İftar etmek, iftara gitmek, iftara davet etmek, iftara davet edilmek boğazlar meselesinin en ince ve hassas çizgileridir. Boğaz faslı her ne kadar sıralamada üçüncü sırayı almışsa da, hiç kimse kusura bakmasın birinci sıra daima onundur.

İftara yetişmek için deli gibi araba süren, koşa koşa eve giden, bugün açlıktan öldüm akşama şunu pişir, bunu pişir, yanına tatlıyı ihmal etme diye emirler yağdıran, bir çay koyun başka bir şey istemem diyen, o vakit gelinceye kadar sinirlerine hakim olamayan, sigara konusunda sinirleri gerilip, her önüne gelene çatan inanların tek bir hedefi vardır. Vakit tamam olduğunda ve tam zamanında iftar sofrasının başında olabilmek...

Namazın tadı da, niyazın tadı da, boğazlar meselesinin çözümünden sonra...Bu cümle bize ait bir cümle değil tabi ki...

Adam diyor ki...Orucumu açmadan, çorbamı içmeden, üstüne bir sigara yakmadan ve bir bardak çay içmeden kendime gelemiyorum.

Öğünlerin Ramazanda ikiye düşmesi kimseyi yanıltmasın...İftarda iştah üzerine dünya şampiyonu olanların kaç öğün yediğini yanında oturanlara sormalı. Sahurda, bütün gün acıkırız deyip kaç öğün yemek yendiğini yine konunun şahitlerine sormak gerekiyor.

Bizde bu konuları bir bilene soralım dedik, vardık öptük dedemizin elini...

O da, sor dedi sualini...

Yetmiş beşlik dedem boğaz konusunda bakın neler dedi, “ İftar bir başka nimet oğlum. Bi kere dört gözle beklemek var. Her şey elinin altında, yiyebilin de, içebilin de, amma yok, sabır var. Allah’ın rızasını kazanmak var. Nefsine gem vurmak var, gem...Sabrın sonu iftar değil, şükür...edilen dualar, yapılan niyazlar teşekkür...işte böyle bir mübarek aydayız biz....Anladın mı?”

Yetmiş beşlik dedem sözlerine devam etti, “ Ulen oğlum, şöyle namaz kıldık, böyle namaz kıldık diyenlere aldırma. Bunların kıldığı öğle ve ikindi namazı ala uykulu namaz, camiye ayakta uyur gelirler, aynı vaziyette giderler. Bunlara su ne yapsın? Sabah namazını hemen sahur vakti bittiğinde eda ediverip, küt yatağa atıveriyollar kendilerini. İftar etmeden akşam namazı kılan sayısı parmağınan gosterilecek kadar az. Teravih namazı da, adetten olmuş. Kestirmeden çabucak, jet gibi kıldıran hocalara bayılır bu millet. Çoğu da, falanca hocanın ardında şu kadar dakkada kılıverdik diye öğünmeyi sever. Hatimle namaz kılanların havaları daha bir başka olur, Kapı camiinde bir hatimle namaz kılmışız maşşallah 2 saat oluvermiş...Görgüsüz öğünecek ya, en kalabalık yeri seçmezse rahat idemez.”

Dedemin yanında oturanlar da vardı...O oturanlardan biri karıştı lafa, “Yav abi...namaz sonrasında içim bir hoş oldu. Açtım elimi gökyüzüne... Ulen abim bi ağlamışsım, bi ağlamışsım belki yarım saat...bu namazın niyazı dedikleri güzel şey bu mu?”

Bir diğeri biraz kızgın, kalktı ayağa ne mi dedi? “ Yapma arkadaş! Bana ne senin ağlamandan, bana ne şu arkadaşın hatimle namaz kıldığından. Namaz kılıyorsan kendine, ağlıyorsan kendine...Her şeyi anlatmak zorunda mısınız?”

Namazında niyazında olanların teravih namazı sonrası anlattıklarından bir kesit bu yazdıklarımız.

Anlatmaya ve yaşadıklarımızı birileriyle paylaşmaya bayılırız.

Yoksa sırtımızdan “çaaat..diye” çatlayıveririz!...

İftarda ne yediğimizi, davetliysek nereye davet edildiğimizi, kaç sigara tellendirdiğimizi, kaç bardak çayı camiye gelmeden önce içtiğimizi mutlaka anlatmamız lazım.

Teravih namazında kimler namazı tamamladı. Kim 8 rekat, kim 12 rekat kıldı takip etmemiz ve ilk gördüğümüz dostumuza duyurmamız lazım.

Ne yapalım biz böyleyiz...

Herkese hayırlı Ramazanlar efendim!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.