REKABET

Hatice Filiz Çelik

Paul Lafargue, ünlü tembellik manifestosu, “Tembellik Hakkı” adlı eserinde şöyle söyler:

“Ey saçma ve ölüm saçan rekabet!...”

Rekabet, yeni çağın arena savaşçısının vazgeçilmezi. Rekabet, okuldan iş dünyasına, kardeşlerle ve hatta hiç tanımadığımız insanlarla dahi giriştiğimiz amansız savaş. Rekabet, hayatın olmazsa olmazı, bir mecburiyeti gibiymişçesine sunulan modernitenin kavramı.

Kelime anlamı ise; aynı işi yapan, aynı amacı güden kimseler arasındaki yarışma, çekişme. Aynı işi yapan iki insanın bir yarışa girip diğerini saf dışı bırakıp öne çıkması, zafer kazanması…hayatta kalmanın, kendini önemli hissetmenin, başarı hazzını tatmanın yegâne yolu…İçinde bulunduğumuz çağın sıkı sıkıya uyguladığı kurallar zincirinin en dişli parçası. Öyle ki modern dünyada bilinçaltımıza iliştirilen; rekabette kaybedersen hayatta bir hiçsin yorumu…

İnsanoğlu daha doğuştan yaşamak için bir başkasına muhtaç olarak doğar ve yaradılışı gereği bu muhtaçlığı yaşamın tüm evrelerinde devam eder. Yaşamın temel ihtiyaçlarının giderilmesi ve eğitimi için, hatta kendini gerçekleştirme amacı için bile başkasına muhtaçtır. Bu muhtaçlık ise birbirine yardım ve destekle tamamlanabilir ancak. Evet anahtar kelime: Yardım ve destek. Tüm kadim kültürlerde bunun önemine vurgu yapılmıştır her zaman; yardım ve destek, rekabet değil…

Günümüzde rekabeti gündemimize sokan yepyeni yaşam koşulları odu. Teknoloji devleşti, yaşam koşulları eskiye nazaran daha da iyileşti, düzeldi. Beklenen artık insanoğlunun daha rahat hissedip daha az çalışması idi. Ama beklenen olmadı, insan aksine makineyle bir rekabete girişti, eskisinden daha fazla çalışır oldu, mesailer kesintisiz 24 saate dağıldı, dinlenme süreleri azaltıldı. Ve hep daha fazlası hesap edilir oldu.

Dahası söz konusu rekabet sadece makineyle olmadı. İnsanın insanla acımasız rekabeti artıkça arttı. Bırakın farklı iki firma arasındaki rekabeti aynı işyerindeki, eskiden omuz omuza, dostluk içinde çalışan mesai arkadaşları birbirinin rakibi oluverdi. Daha kötüsü; kazanma hırsı içindeki her şeyi yapmayı kendilerinde hak sayanlar, şiddetli bir şekilde alkışlanır oldu. Diğerlerinin de bu şekilde davranmazlarsa şayet, tutunma hakları ellerinden alındı.

Sadece işyerlerinde mi; daha anaokulunda bile birinci olması gerektiği öğretildi çocuklara. Kazanan olmak hayatın doyum noktası gibi algılatıldı. Çok meşgul olmak artık hayatın yeni algısıydı. Meşgulsen başarılısın, günde on saatten az çalışanlar yeni neslin tabiriyle ’ezik’ sayıldı. Artık sadece aynı işi yapanlar değil herkes herkesle rekabet içindeydi. En iyi tatil, en iyi ev, araba, eş, çocuklar, masadaki yemekler…her şey artık yarışın içindeydi.  Bu konuda Filozof Slavoj Zizek şöyle diyor:

 “Sağlıksız bir rekabet ve başkaları ile kıyaslanmak gibi gülünç bir gerçeklik sarmalı içerisinde sıkışmış durumdayız. Başkalarından daha fazla ya da daha az mutlu olup olmadığımıza kafayı taktığımız için, kendimizi iyi hissettiren şeylere yeterince dikkat edemiyoruz.”

Rekabetin hemen yanı-başına ilişiveren iki kelime de sırasıyla şu ikisi oldu haliyle: Hırs ve hased…rakip olmanın getirdiği ve hatta “kibir” le de birleşip insanı felakete sürükleyen iki kelime

           Rekabet elbette yukarda bahsettiğimiz alanlarda ve şartlarda zararlı. Sağlıklı rekabet ise; çocukların kendine güvenini ve verimliliğini arttıran, zorluklar karşısında sorunlarla yüzleşmesini sağlayan ve eğitimcilerin titizlikle ele alıp yönettiği konulardır.

             Olgun insanı, sadece kendini geliştirme çabasında olan, başarısını bir başkasının başarısızlığı üzerine kurmayan, başarıyı kendini geliştirerek elde eden ve bunun için çok da diğerlerinin yapıp ettikleri ile ilgilenmeyen kişi olarak tanımlar pek çok mütefekkir. Yani, eğer bir rakip varsa şayet; onu küçülterek, hatasını araştırarak değil, kendi değerini artırarak ve yine kendini geliştirerek o rekabetin içinde olan kimse, gerçekten olgun kimsedir.

            Bu rekabet ve beraberinde kaçınılmaz olarak gelen hırs duygusundan kurtulmanın yolu burada yatıyor olabilir, yani kendimizi fark etme, gerçeği arama yolunda…

            Gerçeği bulanlardan olma duasıyla…

            Sağlığınız ve umudunuz daim olsun.

                       

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.