SAĞLIKTAN, YERLERDEKİ ELEKTRİK KAÇAKLARINA

Uğur Özteke

Allaha şükürler olsun ki sağlımız, ağzımızın tadı yaşımıza ve kendimize göre oldukça yüksek yüksek tempolu koşturmacaya göre iyi. Yine de zaman zaman kendi başımıza olmadık işlerle karşılaşıyoruz.

Bunlarda olacak tabii, sağlıkta, huzurda bazı şeylerin zekatı, imtihanı olduğunu göreceğiz ve kendimizi test edeceğiz.

Bunları da yaşayacağız ki hastanelerde, ameliyathanelerde, yoğun bakımlardaki her yaştan insanımızın, bu insanlarımızın yakınlarının halini birebir göreceğiz ve halimize şükredeceğiz.

Bu arada sağlık ocaklarından şehrin A seviyesindeki tüm kuruluşlarına giderim. Her yeri kendim görürüm ona göre analizler yaparım.

Şimdi ilk başta şahsi gibi görünse de şehrin sağlık ile ilgili bazı notlarını yaşadıklarımla sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yakın zamanda uzunca bir Afrika turu yaptık.

Tur öncesi bizim hatunun inanılmaz baskısı, yemin şart vebal sözleri üzerine biricik Hüseyin abim eliminden tuttu ve bizi Medicana Hastanesine götürdü. Orada check-up’a girdim. Allah’a şükürler olsun ki hekimlerin birkaç küçük “şunu şöyle yapın, buna dikkat edin” uyarılarının dışında genel anlamda hep “yaşınıza göre iyisiniz” denildi.

Tabi bunlar olurken de zaman zaman kendi psikolojik durumumdan dolayı terlesem de sıkılsam da muhteşem tetkikler için hastanenin o çalışkan başarılı Genel Müdürü Belgin Danış Hanım’a ve ekibine çok çok teşekkür ederim.

Hastaneden ayrılırken hâlâ yaşadığım o şokun içinde idi. Benim gibi, sözüm ona akıllı uyanık adam nasıl da ayaküstü kandırılmıştı!

Şöyle bir şey oldu.

Tetkikler sırasında bir kata geldik ve burada da beyin emarınız çekilecek dediler. Bir yere geçtik o aleti görünce “ben buraya yatıp içine mi gireceğim, asla giremem” dedim. Görevli bayan sakinleştirdi izah etti yatırdı aleti yüzümün üzerine kapattı ve dedi ki “yine de kendinizi iyi hissetmezseniz, ben karşıdayım, parmağınızı kaldırın ben gelirim”…

Bayan odadan çıktı 5-10 saniye geçti mi tam hatırlamıyorum. Öldüm dedim parmağımı kaldırdım bayan geldi ve aletin içinden çıktım.

Diğer odalarda iken bir beyaz gömlekli beyefendi geldi. Adını sonradan öğrendim Zeynettin Bey. İçerde olanları anlattı ve “Biz yanlış anlamışız. Bunun 8 dakikalığı da var bir dakikalığı da var. Gelin bunun çekilmesi lazım bir dakika sabredin”. Etrafta bayanlarda var ya erkekliğe yediremedim herif gibi “peki” dedim. Tekrar aynı işlemleri yaptık. Yattık yüzümüz kapatıldı alet çalışmaya başladı. İçimden sayıyorum “1,2,3,…59.60.61,62….”, “Allah Allah galiba hızlı saydım”. Devam “83,84,85….” Derken benim jeton düştü ve başladım bildiğim bütün duaları okumaya. Sonuçta aletten çıkarken o beyi arıyorum “boğacağım”…

Gülerek yanıma geldi “Gördünüz mü hiçbir şey olmadı. Çünkü bizim bunu çekmemiz lazımdı”…

Dedim ya hastaneden çıkarken hâlâ kendimde değildim. Ayakta nasıl da kandırılmıştım. Ama işini seven ve en iyi yapmak isteyen bu personel de bir sağlık çalışanı idi.

…………….

Geçenlerde bir sağlık ocağına gittim. Orayı görünce tanıdığım bir doktor aklıma geldi. Doktor Muzaffer Bey. Vallahi de billahi de bu doktor her Allah’ın günü saat 8’den önce odasında. Doktoru tanıya tanıya dilekçe verdim ve bizim aile hekimimiz olmasını sağladım. O yüzden artık o doktor Muzaffer Bey’i çok iyi tanıyorum. Böyle bir doktor ya vardır ya da yoktur. Ve bu şehrin sağlık ocağındaki bu doktorun çalışma azmi, istikrarı karşısında hastalanıp gittiğimiz zaman kendimden utanıyorum. Bu doktorun yaşı mı? Ya benle yaşıt ya da daha da yaşlı.

Gelelim o gittiğim dahası eşimle gittiğimiz bir başka sağlık ocağına. Saat 9’u geçmişti eşim kan verecek. Odayı soruyoruz gidiyoruz. Kimsecikler yok. Bekliyoruz, bekliyoruz kimsecikler yok. Hava eksilerde ortam buz gibi. Bizim hatun astım hastası. Tekrar öbür bölüme geçiyoruz ve tekrar soruyoruz “kan verecektik”. “Tamam siz gidin arkadaş gelecek”…

Bizim hatun “gitmem orası buz gibi zaten hastayım”…

Neden sonra bir bayan ayağında terliklerle şıpıdık şıpıdık geliyor. Kibarca onun önünde eğiliyorum durumu söylüyorum. Niye? Aksilenmeye filan gelmez ki. İğne bu bayanın elinde istediği gibi sokar değil mi?

………….

Geçtiğimiz hafta akşam bizim köpeklerle boğuşurken karın altında taş kalmış. Ayağımı öyle bir vurdum ki sağ başparmağı çatlatmışız. O gece ve ertesi gün öğlene kadar çalıştım. Ama bir ara parmak ayakkabıya sığmaz olunca bir çıkardım ki parmak renk değiştirmiş morarmış. Hemen Prof. Dr. Mehmet Arazi hocayı aradım ve Tıp Merkezine gittim. Orada gencecik çocuklardan yaşlı insanlarımıza iki büklüm hallerini, elden ayaktan belden sıkıntılı insanların oturmalarını kalkmalarını görünce parmağımdaki çatlaktan utandım. Ama buradaki personelin bu insanlara yaklaşımlarını servis araçlarına indirmelerini bindirmelerini izledim ve sağlıkçılara çok dua ettim.

…………………

Bu kadar lafı niye ettik? Sizi niye yorduk?

Sayın Cumhurbaşkanımızın Mersin Şehir Hastanesini hizmete sokmasını ve ardından şehir hastaneleri ile ilgili tüm haberleri detaylı olarak izledim.

  1. Bakanın bir röportajını okudum.

Türkiye’de yapılan anketlerde birinci sırada ya yüzde 84 ya da yüzde 86 ile insanımızın en büyük isteği sağlıklı olabilmek imiş.

Sağlıksız hiçbir şey yapamayacağımıza göre, Sayın Cumhurbaşkanımızın da yine eski bir sağlık bakanının itiraf ettiği gibi “Cumhurbaşkanımız sağlık konusunda bizden daha hassas ve ayrıntıcı idi” sözlerini hatırladım. Sonra Konya’yı düşündüm. Sağlıkta ister reform deyin isterseniz devrim oldu. Binaların yapısından teknolojiye uçtuk.

Ancak artık iyi bir şey ile karşılaşıyorsanız o sağlık personelinin kendi iyiliğinden, yok kötü üzücü sinir bozucu bir durum ile karşılaşıyorsanız o da o personelin kendi kötülüğündendir.

  1. konuda en büyük vebal AK Parti İl teşkilatının yöneticilerine ve vekillerimize kalıyor. Çünkü o personel hangi birimde olursa olsun arkasında bir dayısı olmadığını biliyorsa keyfine göre hareket eder. Edecektir. Ve de haklıdır. Bir de bu ince çizgiyi çözdük mü inşallah her şey sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.

CADDE VE KALDIRIMLARDA YERLERDEKİ ELEKTRİK KABLOLARI

Uzun bir süredir Murat Aydın Bey’in şu mailini sizlerle paylaşmak istiyordum. Geç kaldığımız için önce Murat Beyden özür dilerim.

“Uğur Bey merhaba.

Aşağıda linkini paylaştığım olaya göz atmanızı rica ediyorum. Bir vatandaş köpeğiyle caddede yürürken cadde üzerinde bulunan reklam panosundaki elektrik kaçağından dolayı köpeği ölmüş. Yine sorumsuz insanlar tehlike saçmaya devam ediyor. Başta nöbetçi eczaneler, bardak mısır satan seyyarlar, müşteri çekmek için dükkanlarının biraz ilerisine küçük stant v.b.

Esnafların insanların yürüdüğü yerlerden geçirdiği elektrik kabloları büyük tehlike saçıyor. Ben yolda böyle kablolar gördüğümde yolumu değiştiriyorum. Bir de hava yağmurluysa tehlike resmen geliyorum diyor zaten. Bazıları bantlarla eklenmiş bile oluyor.

Lütfen bu konuyu gündeme taşır mısınız? Bir yanlışa müdahale edilmesi için illaki birinin canın yanması mı gerekiyor? Ya da illaki şikayet konusu mu olması gerekiyor? Bu konuyu gündeminize alırsanız sevinirim. İyi çalışmalar.”

…………..

Murat Bey’in linkine baktım “Cihangir'de kaçak elektrik akımına kapılan köpek öldü”

………….

Haklısınız Murat bey gözlerden kaçan ama aslında insanların hayvanların canı ile ödeyebileceği hayati bir konuyu hatırlattınız. Çok çok teşekkür ederiz.

 

GÜNÜN OKKALI SÖZÜ

ÖIüm bir defa geIir, fakat hayatın her anında kendisini hissettirir. ÖIüm korkusu, öImek ıstırabından daha ağırdır.

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

İnsanlarımız kaldırımların müsait olduğu sokaklarda ya da caddelerde yine ısrarla yoldan yürümedikleri zaman daha iyi ADAM oluruz.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.