Sesli düşünceler

Yusuf Alpaslan Özdemir

İnsanoğlu sadece temel ihtiyaçlarını temin ederek gerçek mânâda mutlu olamaz. Aslolan ruhu doyurmaktır. Maddi ihtiyaçlar daha doğru ifadeyle nefsi doyurmak imkân dahilinde değildir. Nefis, arzuladığını elde ettikten sonra başka şekillerde daha iyisini, daha yenisini ister durur. Bu döngüde savrulmayı durdurmanın pratik yolu faydalı meşgalelerle mesai harcamaktır.

İlk tahlilde ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi şöyle bir gözden geçirecek olursak sonrasında belki de hiç hatırlamayacağımız yahut üzerinde durmaya değer bulmayacağımız pek çok sıradan işle iştigal ettiğimizi anlarız. Evet, bunlardan bazıları zaman zaman insan için ihtiyaçtır, amma velâkin denge kuramazsak zamanın bereketi kalmayacağı gibi hiçbir şeye yetişemez, mazeret uydurur dururuz. Misal; hemen hiçbir maç yayınını kaçırmamak, gündelik siyasetle haddinden fazla ilgilenmek, zihni gelip geçici klişe işlerle meşgul etmek, sosyal medyaya saplanıp kalmak, normal uyku düzenini ayarlayamamak ve daha başka pek çok şey. “Erken kalkan erken yol alır” deyişinden mülhem sabahın ilk saatlerinde, yani günün en bereketli saatlerinde işlerimizi halletmeye girişmek, beynin en zinde ve dingin zamanı olan sabah saatlerinde okumalar yapmak, tevekkül etmek ufkumuzu açacak, gerçek potansiyelimizi ortaya çıkaracaktır.

&&&

Günümüzün en büyük zaman hırsızı ekranlardır. Küçük dokunuşlar ve ferasetli davranarak bu hırsızı ait olduğu yere gömebiliriz. Yeter ki adım atmaya karar verelim, sabırlı olalım ki sabrın sonu selâmettir.

Hiç birimizin boşa harcayacak zamanı yoktur. Düşünsenize ömür sermayemiz hayatta kaldığımız dakikalar olsaydı, her şeyi zamanımızdan ödeseydik, o zaman da böyle hoyrat mı davranırdık?

Bir yandan zamanın yetmemesinden ve çabucak geçivermesinden dert yanarken diğer yandan faydasız ve fuzuli işlerle ömrü heba etmek ahmaklığın şahikası değil de nedir?

&&&

“Biz yazmadan önce okumayı sevdik.”

Okumayı ihmal eden birinin kendini doğru bir şekilde yetiştirmesi ve güzel yazması olmayacak iştir. Ona buna lâf yetiştirerek, daldan dala/konudan konuya/türden türe atlayarak ne okuduğumuzdan hayır görürüz, ne de yazdığımızdan.

Çağımızın en önemli mütefekkirlerinden Cemil Meriç’in roman ve şiir yazmaktan neden vazgeçtiğini meraklısı bilir. Yazarken yazdığımız şeye gerçekten ihtiyaç var mı, farklı ne söylüyorum diye düşünmek şarttır. Başka türlü tekrara düşen, okunmayan ve etrafına da kendisine de hayrı dokunmayan bireylere dönüşürüz.

Bilinçli birçok tanıdığım okumalarından çalacağı kaygısıyla gazete ve dergi okumaktan imtina ederler. Neleri, ne zaman okuyacaklarının plânını yapmış, sabırla ve dirayetle yol haritalarının dışına çıkmayan aydın kimselerdir bu zat-ı muhteremler. Belli bir plân dahilinde olmayan, çoban salatası benzeri savruk okuma ve yazma kimseye bir şey kazandırmaz.

Öte yandan gereksiz işler ve kişilerle gereğinden fazla ünsiyet kurmak muhatap olduğumuz vasat insanların kendilerini bir şey zannetmelerine, hatta bu yaklaşımdan kendilerine menfaat peydahlamalarına dahi fırsat verir. Günümüz siyasetinde tam da böyle bir şahitlik içinde değil miyiz? Proje üreten, çalışan çabalayan, işine bakanlar hiçbir şey yapmayan, kin ve nefretten beslenen ve iflah olmamakta direnenleri haddinden fazla muhatap alarak en büyük zararı kendilerine vermediler mi? Suçlamak, kızmak, açık bulmakla harcanan enerji karşılık bulmadığı ve fayda sağlamadığı gibi yapılan onca icraata da gölge düşürmedi mi?

Millet zaten gerilimden bıktı gerçek anlamda. Suçlamalar ve kızmaların havada uçuştuğu bir ortamda huzur elde edilebilir mi, çözüme kavuşulabilir mi?

Kimse kimsenin babasının oğlu değil. Körü körüne bağlılıktan ziyade söylenen her şeyi kabullenmemek, iyi araştırmak ve üzerinde düşünmek gerek.

Son kertede hükmü ve hesabı Yaratana bırakarak, kendimizden önce başkalarını düzeltmeye çalışmaktan vazgeçerek pek çok önyargıdan, beyhude takıntılardan kurtulabiliriz.

&&&

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu satırlar içten gelen haykırışları sesli düşünmekten ibaret. Edebiyat yapmak, süslü yazmak, yazıda bütünlük sağlamak gibi endişeler taşımadan içimden geleni, içimden geldiği gibi satırlara döktüm. Hatta bu kez tekrar okuma, gerekli düzeltmeler yapma ameliyesine de girişmeyeceğim. Yarın sizin gibi yazımı gazetede yahut internette okuyunca belki de birçok hata karşıma çıkacak.

Dediğim gibi içimden geldiği gibi yazmak istedim bugün, bir yere de bağlamadım yazdıklarımı, affola!..

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.