Şeyh Sadreddîn Konevî Camiî ve Türbesi (2)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Konya Velîlerinden Sadreddî Konev’i’nin asıl ismi Muhammed bin İshâk, künyesi Ebü'l-Meâlî, lâkabı Sadreddîn'dir. 1210 (H.606) târihinde Malatya'da doğdu. 1274 (H.673) târihinde Konya'da vefât etti.


KÜTÜPHANE VE TÜRBE
Cami bünyesinde yer alan kütüphane odasının önü geniş bir salon şeklindedir. Kütüphane ise dikdörtgen biçimli küçük bir mekândır. Kütüphaneye giriş kuzeydeki tek kanatlı ahşap kapıyla sağlanmaktadır. Kütüphanede boş ahşap kitap dolapları bulunmaktadır. Kütüphanede bulunan çok değerli el yazmaları 1926 yılına kadar korunmuştur. Kütüphanedeki 167 eser bir ara Turgutoğlu Türbesi’ne, daha sonra ise Yusuf Ağa Kütüphanesi’ne taşınmıştır. Bu kütüphanede
Konevi kitapları ile birlikte 126 adet el yazma ile 75 cilt kapağı çalınmıştır.
Şeyh Sadreddin Konevî Türbesi caminin doğusundadır. Türbe, cami üzerindeki inşâ kitabesinden anlaşıldığı üzere, kütüphaneyle birlikte 1274 yılında inşa edilmiştir. 
Kare planlı türbenin yanları ve üzeri açık olup, iskelet şeklindedir. Sekizgen gövde üzerine piramidal külâhlıdır. Sekizgen kasnak ve pramidal külâh ahşaptır. Basık kemerli kapısı kuzeydedir. Üzerinde sonradan konan mermer bir kitabe bulunmaktadır. Kitabede şu ibâre okunmaktadır. “Sabahın izzet ve devlete yakın ve kapın da hacet sahiplerine açık olsun”. 
Türbede 12 mermer sütun Bursa kemeriyle birbirine bağlanır. Bu kemerlerin aralarında hepsi birbirinden farklı geometrik süslemelere sahip dokuz adet mermer şebeke bulunur. Türbenin tam ortasında Sadreddin Konevî’nin mezarı yer alır. Mezar mermer çerçeve içine alınmış olup, baş ve ayak ucunda baklava dilimli yazısız şahideler bulunmaktadır. Ayrıca mezar demir parmaklık içine alınmıştır.

ONARIMLAR VE MEZARLIK
Manzûmedeki yapılardan cami, üzerindeki mevcut inşâ kitabesinden anlaşıldığına göre 673/1274 yılında yapılmıştır. Bu tarih aynı zamanda Sadreddin Konevî’nin ölüm yılıdır. Ancak diğer yapılardan hangileri onun sağlığında yapılmıştır, bu bilinmemektedir. Kaynaklarda belirtildiğine göre; Sadreddin Konevî vasiyetinde türbesinin açık olarak yapılmasını istemiştir. O halde türbenin onun ölümünden sonra yapıldığı kesindir. 
Manzûmedeki yapılar günümüze ulaşıncaya dek farklı tarihlerde çeşitli onarımlar geçirmiştir. Bu onarımların en önemlisi ve geniş çaplısı caminin üzerindeki onarım kitabesinden de anlaşıldığı üzere, Sultan II. Abdülhamid devrinde, Konya Valisi Avlonyalı Mehmet Ferit Paşa zamanında, 1317/1899 yılında yapılmıştır. Manzûmenin mescidi bu onarım sırasında plan bakımından değişikliğe uğramıştır. Manzûme 1958 yılında onarılmıştır ancak bu onarımın mahiyeti bilinmemektedir. 1963’te ise Türkiye Anıtlar Derneği Konya Şubesi tarafından tamir ettirilmiştir. 1989’da yine bir onarım yapılmıştır. 1996-97 yıllarında yapılan onarımda cami kuzey yönden genişletilmiş, yapıya alt kısımda kapalı avludan, üst kısımda mahfilden girilen dikdörtgen biçimli bölümler ilâve edilmiştir. Türbenin kırık olan mermer şebekelerinden biri 1997’de onarılmıştır. 1993’te yerden üflemeli olarak yapılan ısıtma sistemi 2004’te kalorifer sistemine değiştirilmiştir. Yine 2004’te minber yenilenmiş, minare onarılmış ve külâhı kurşunla kaplanmıştır. Ayrıca 2004’te türbe külâhındaki ahşap malzeme çürüdüğünden burada da bir onarım gerçekleştirilmiştir. Çini mozaik mihrap ise 2005 yılında onarılmış ve sağlamlaştırılmıştır. 
Türbenin inşasıyla birlikte oluşmaya başlayan tarihi mezarlık çevre düzenlemesi sebebiyle 1932 yılında ortadan kaldırılmıştır.

SADREDDÎN-İ KONEVÎ HAZRETLERİ
Konya'nın büyük velîlerinden. İsmi Muhammed bin İshâk, künyesi Ebü'l-Meâlî, lakabı Sadreddîn'dir. 1210 (H.606) târihinde Malatya'da doğdu. 1274 (H.673) târihinde Konya'da vefât etti. Kabr-i şerîfi Konya'da kendi adı ile anılan câminin bahçesindedir.
Sadreddîn-i Konevî'nin babası İshâk Efendi, Anadolu Selçukluları nezdinde îtibârlı, yüksek mevkı sâhibi biriydi. Küçük yaşta babası İshâk Efendi vefât etti. Üvey babası Muhyiddîn-i Arabî, Sadreddîn-i Konevî'nin terbiyesi ve yetişmesiyle meşgûl oldu. Çok iyi bir tahsîl gördü. Kelâm ve tasavvuf ilimlerine âit birçok kıymetli eserler yazdı.
Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, Sadreddîn-i Konevî'nin terbiyesi ile çok yakından meşgûl oldu. Yetişmesine husûsî ihtimâm gösterdi. Muhyiddîn-i Arabî'den Konya'da ilim ve feyz alan ve çok istifâde eden Sadreddîn-i Konevî, hocası ile Halep ve Şam'a gitti. Muhyiddîn-i Arabî hazretleri Sadreddîn-i Konevî'ye nefsini terbiye yollarını öğretti. Sadreddîn Konevî günlerini riyâzet ve mücâhede ile nefsiyle uğraşmakla geçirdi. Nefsiyle uğraşması öyle bir dereceye ulaştı ki, uyumamak için Muhyiddîn-i Arabî hazretleri onu alır, yüksek bir yere çıkarır, o da düşme korkusuyla uyumaz tefekkürle meşgûl olurdu.
Bir gün annesine birkaç hanım gelip; “Sen zengin, îtibârlı bir kişinin hanımı iken şimdi bir pîr-i Mağribî'ye vardın. Hâlin nasıl, hayâtından memnun musun?” dediler. O da; “Hâlimden memnunum. Geçimim de iyidir. Lâkin gözümün nûru oğlum büyük sıkıntılar içindedir. Gecesi de gündüzü de yoktur. Efendim Muhyiddîn-iArabî kendisi kuş eti yer, ballı şerbetler içer, lâkin ciğerpâreme bir arpa ekmeği dahi vermez. Yememek ve içmemekten bir deri bir kemik kaldı. Üstelik onu da göremez olduk. Onu kimseye göstermez. Uykusu gitsin diye zenbile koyup bir yere asar." dedi. O akşam Muhyiddîn-i Arabî hazretleri hanımından yine kızarmış bir tavuk istedi. Yemekten sonra Muhyiddîn-iArabî hazretleri hanımına; "Tavuğun kemiklerini bir yere topla." buyurdu. Kadıncağız kemikleri bir araya topladı. O zaman Muhyiddîn hazretleri; "Bismillah! Kalk git ey tavuk!" buyurdu. Allahü Teâlâ’nın izniyle hayvan et ve kemiğe büründü ve kanatlanarak uçtu. Bunun üzerine Muhyiddîn hazretleri; “Hanım! Oğlun böyle olduğunda ancak tavuk etini yiyecek.” buyurdu. O zaman kadıncağız Muhyiddîn hazretlerinin ellerine kapanıp özür diledi ve cân-u gönülden istiğfâr etti. Sonra oğlu Sadreddîn-i Konevî mânevî dereceleri geçip büyük velîler arasına girdi.
Sadreddîn-i Konevî hazretleri anlatır: “Hocam Muhyiddîn-i Arabî hayatta iken, benim yüksek makamlara kavuşmam için çok uğraştı. Lâkin hepsi mümkün olmadı. Vefâtından sonra bir gün, kabrini ziyâret edip dönüyordum. Birden kendimi geniş bir ovada buldum. O anda Allahü Teâlâ’nın muhabbeti beni kapladı. Birden Muhyiddîn-i Arabî'nin rûhunu çok güzel bir sûrette gördüm. Tıpkı sâf bir nûrdu. Bir anda kendimi kaybettim. Kendime geldiğimde onun yanında olduğumu gördüm. Bana selâm verdi. Hasretle boynuma sarıldı ve; “Allahü Teâlâ’ya hamd olsun ki, perde aradan kalktı ve sevgililer kavuştu, niyet ve gayret boşa gitmedi. Sağlığımda kavuşamadığın makamlara, vefâtımdan sonra kavuşmuş oldun” buyurdu.
Sadreddîn-i Konevî hazretleri, bundan sonra çok büyük mânevî derecelere yükseldiğini, mânevî âlemlerin kendisine seyrettirildiğini, hiçbir zaman Allahü Teâlâ’yı hatırından çıkarmadığını, bir an bile unutmadığını Nefehât isimli eserinde bildirdi.

Devam edecek.
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.