‘ ŞİİRİ ÇÜRÜTMEYİN EFENDİLER!’

Yusuf Alpaslan Özdemir

Edebiyatımızın yaşayan en önemli şair ve eleştirmenlerinden Osman Özbahçe ile şiirden, edebiyat mahfillerine; eleştiriden, edebiyat dergilerine geniş yelpazede bir söyleşi gerçekleştirdik

Osman Özbahçe; Konya’da doğan, şiir denilince ilk akla gelen isimlerden biri. Çıkardığı dergiler halen aşılamamış durumda…Başta İkinci Yeni olmak üzere Türk şiirinin hemen her konusunda fikirleri merak edilen, görüşlerinden istifade edilen önemli bir eleştirmen aynı zamanda. Biri söyleşi, diğeri şiir türünde iki kitabı yeni yayınlanan bu önemli ve saygın isimle önemli mesajlarla bezeli güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Beğenerek okuyacağınızı ve istifade edeceğinizi umut ediyoruz…

 

Öncelikle iki kitabınız da hayırlı olsun, neden ‘Görevimiz Tehlike’ diye başlayalım isterseniz?

 

Çünkü ben yeni bir şiiri savundum. Bakın, genç şair eskidir. Klâsiktir. İsmet Özel ve Cahit Zarifoğlu İkinci Yeni gibi yazdılar. Şiire böyle başladılar. Çünkü şiire başladıklarında hâkim şiir İkinci Yeniydi. Fakat ben bizden önceki kuşaktan, 80 kuşağından öğrenmedim şiiri. Zarifoğlu ve Özel’den öğrendim. Ortamdaki şiire karşı çıktığım için Görevimiz Tehlike. Onaylanmış, meşruiyet sorunu olmayan şiir yerine yeni şiir dediğim için Görevimiz Tehlike.

Diğer taraftan şiire bakış açım. Bence şiirle, edebiyatla yaptığınız her iş, sanat niteliği dolayısıyla toplumsallaşır. Şiirde ben kalamazsınız. Bütün bireyselliği içinde şiir bize ilişkin bir sanattır. Sezai Karakoç, “Her soy varlık gibi sanat da ihanete elverişli değildir” diyor. İhanet etmediğim için Görevimiz Tehlike.

Şiir benim dünyaya, topluma verdiğim tepki. Hayata ve insana değil ama. Dünyaya, topluma, hatta devlete verdiğim tepki. Şiir, temelde bir milletin varlık belgesidir. Tapu senedidir. Hafızasıdır. Psikolojisidir, sosyolojisidir. Canına can, ruhuna ruh katan özüdür. Ben bu özü savunduğum için Görevimiz Tehlike. Bugünlerde yeni bir kitabım çıktı. Dogma. Orda bir mısra var, “Bağlı kal” diye. Bağlı kaldığım için Görevimiz Tehlike.

 

‘Görevimiz Tehlike’, isimli eserde tartışma yaratacak, yaratması gereken pek çok görüşünüz var. Ne gibi tepkiler aldınız? Genel olarak söyleşilerinizi de düşünürsek beklediğiniz tartışma ortamı oluştu mu, şiir üzerine kaleme alınan yazıların şiirimizin gelişimine etkisini değerlendirir misiniz?

 

Benim ömrüm tepkiyle geçti. Ben tepki gösterdikçe bana tepki gösterdiler. Ben Görevimiz Tehlike’nin küçük bir çabayla teori kitabı olarak da okunabileceği kanaatindeyim. Bence bizim kuşağın yazdığı her şey çok etkili oldu. Biz bir dönem, bir kuşak olarak İkinci Yeniden sonra etkili olan tek kuşağız. Toparlayıcı, kurucu ve öncü vasfı olan tek kuşağız. Biz şiirin kurgusunu ve algısını değiştirdik. Yani bugün hâkim şiir bizim yazdığımız şiirdir. Tabi bu gerçek şair, gerçek okur için böyle. Yoksa ortam şiir adına güven duyulabilecek bir ortam değil. Dostoyevski’nin kitaplarından birinde, “Şairleri severim. Sevimli çocuklardır. Şiirlerinde anlatmadıkları yok,” şeklinde bir cümle var. Ortamın şiire, şaire bakış açısı bu. İşin kötüsü, kendini şair zannedenlerin bakış açısı da bu.

 

Aynı zamanda yayıncılıkla da uğraşıyorsunuz, nasıl gidiyor Ebabil Yayınları? Projeleri, plânları neler Ebabil Yayınları’nın?

 

Ebabil Yayınları baştaki plânlamasına, perspektifine bağlı yayıncılığını sürdürüyor. Önceliğimiz yeni şiir, genç şiir. Yayımladığımız her kitapla inşa etmeye çalıştığımız binayı biraz daha somutlaştırıyoruz. Birikimimiz gittikçe güçleniyor. Şiir ve eleştirinin yanı sıra teori ve bunları destekleyecek söyleşi kitapları yayınlamaya başlayacağız.

Yayıncılık benim için yazarlık uğraşımın bir parçası. Zaten bunun için yayıncılık yapabiliyorum. Uğraşımın anlamı bu. Niçin yazıyorsam aynı nedenle bu işle uğraşıyorum. Ve yazıda amaçladığım, ortaya koymaya çalıştığım bütünlüğün bir başka boyutu yayıncılık. Bireysel plânda yazarlık, toplumsal plânda yazarlık / yayıncılık gibi.

 

Şu an nerelerde yazıyorsunuz? Dergilerde Şiir yazılarını tekrar düşünüyor musunuz?

 

Sağlam Şiir benim dönemimim, kuşağımın görmek istemediği bir kitap. Ama bu kitap bizden sonraki kuşaklar için vazgeçilmez kitaplardan biri olacak. Belki de en çok okunan kitabım olacak. Genç arkadaşların bu kitaba tepkisine bayılıyorum. Piyasa herkesten saklamak istedi bu kitabı; ama yakında ikinci baskısını yapacağım.

Dergi süreci içinde olmadığım için artık derginin istediği yazıları değil, kendi istediğim yazıları yazıyorum. İki kitapla uğraşıyorum. Biri Hâşim’e ilişkin. Şiirini, poetikasını, düşüncesini tartışan, yorumlayan bir kitap. Bir de modern şiir kuramı diyebileceğimiz bir kitap. Bu kitapları önemli ölçüde yazdım. Belki bu yaz birini bitiririm. Ve elbette şiir.

 

2006’daki bir söyleşinizde edebiyat dergilerinin, değil kültürün, edebiyatın dahi yönlendiricisi olmadığını söylüyorsunuz. Aradan geçen 13 yılda durum değişti mi,  aynı mı? Bir de dergiciliği hiçbir zaman bırakamayacağınızı söylemiştiniz, bu konuda bir projeniz var mı?

 

Önce dergi konusu. Bir daha dergi çıkarmayacağım. Dergi çıkarmanın değişik yolları var. Kitap yazmak bunlardan biri benim için. Elbette bazı teklifler aldım, hem eski arkadaşlarımdan, hem daha önce çalışmadığımız bazı arkadaşlardan. Artık dergiyle uğraşmak istemiyorum. Çünkü dergi parmağının ucuyla yapabileceğin bir iş değil. Bütünüyle içinde olmalısın. Ve senden istediği her fedakarlığı yapmalısın. Galiba bu açıdan kendimi yorgun hissediyorum.

Türkiye’deki edebiyat ortamının özeti şu bence: Artık şiiri şairlerle bile konuşamıyorsunuz. Herkes anam babam usulü şiir istiyor. Edebiyat ortamı ve edebiyat dergileri şiirimizi tartışabilecek seviyede değil. Hatta böyle bir tartışmanın önündeki en önemli engel. Fakat gözden kaçan en önemli mesele, Türkiye’de şiir okuyucusu yok. Temel sorun bu. Bu, şiirin olup olmaması, şairin olup olmaması kadar önemli bir konu.

 

‘Kökler’ ve ‘Karagöz’ dergileri âdeta bir rüzgâr estirdi; fakat yazık ki yoklar artık. Bu dergileri görmemiş olanlar için edebiyatımız adına neler yaptıklarını, önemlerini izah eder misiniz hocam?

 

Kökler’de de, Karagöz’de de daha önce yapılmamış işler yaptık. Artık Kökler de, Karagöz de birer koleksiyon. Bu dergilerle diğer dergilerin karşılaştırılması kolayca yapılabilir. Biz kalitemiz ölçüsünde karşılık bekledik. Takdir hissi alınmış bir ortamla mücadele ettik. Yapmak istediğimiz her şeyi yaptık. Yaptırmak istediğimiz her şeyi de yaptırdık. Kökler’i de, Karagöz’ü de canımız istediği için kapattık. İki dergide de derginin istediği ekonomiyi yakaladık. Ama bir noktadan sonra akıntıya karşı kürek çekmekten bıkıyorsunuz. İnsanın kendini sürekli kavga ortamı içinde tutması iyi değil. Dergiyi (Karagöz) kapatalım da millet rahatlasın dedim. Aynen oldu.

Şiiri şair korur. Canlandırır. Büyütür. Bizde şairler şiiri çürütüyor. Şiir çürütme sanatı. Sanki böyle bir sanat icra ediliyor. Şiiri çürütmeyin efendiler! Bunu dediğiniz an yalnız kalıyorsunuz. Bizim sorunumuz tek başına kalmaktır. Birlikteyken bile tek başına kalmaktır. Kuşak bahsinde altın çağın, yani bizim İkinci Yeni ayarında, bazı açılardan onlardan daha üstün işler yaptığımızın, dergi meselâ, eleştiri ve teori meselâ, yeterince fark edilememesinin nedeni bu. Oysa tek başımıza kaldığımızda ne oldu? Edebiyat dergileri, adını hatırlayamadığımız, adını aklımızda tutamadığımız dergilere dönüştü. Şiir ortamındaki, yani edebiyat ortamı bile değil, şiir ortamındaki kişileri gözeterek kuruyorum bu cümleyi.

 

Hocam, şiir yanında şiir yazıları, eleştiriler de yazıyorsunuz, izninizle bu konuda da birkaç soru sormak istiyorum. Eleştiri yazısı yazmaya değer bulduğunuz eserler hangi nitelikleri haiz olmalı? Eleştirmeni, şiirle okuyucu arasına girmekle suçlayanlar için ne söylersiniz?

 

Eleştiri, tıpkı bir eser ortaya konurken gözetilen bütünlüklü yapı gibi kendine özgü bir yapı kurar. Gücü nispetinde güçlendirir. Eleştirinin alış verişi sanatı büyütür. Eleştiri yoksa bir noktadan sonra sanat yoktur. Bence mütemmim cüzdür sanat ve eleştiri. Eleştirinin asıl işlevi eseri yorumlamak, tartışmaktır. Ama artık sadece bu açıya indirgenemeyen bir zenginlik, bir geniş açı söz konusu. Eleştiri aslında sanatın büyüsünü bozan bir yöntem. Sanat eseri eleştirilemez, belki de en doğru yaklaşım budur.

 

Deneysel şiir, felsefi şiir, görsel şiir… Kaç şiir tarzı var günümüzde hocam, bunlardan görsel şiiri arkadaşlarınızdan Serkan Işın çıkardı, ne anlamalıyız görsel şiirden, bu şiirin geleceğini nasıl görüyorsunuz, şu anda görsel şiir yayınlayan dergi var mı?

 

Deneme, deney, yeni açılımlar bir yerde şiirin varlık nedenidir. Her açı, her çaba kıymetlidir. Şu şartla: Şiir bir bulmaca değildir. Çözmek için zekâ gerektiren bir oyun değildir. Deney, anlamı bulmacaya dönüştürüyor. Buna gerek yok. Biz bulmaca çözmek için şiir okumayız.

Radikal kopuş olarak tanımladım görsel şiiri. İşin özü bu bence. Son dönemde şiire ilişkin en derli toplu, ne dediğini, ne yaptığını bilen yaklaşım görsel şiirdir. Görsel şiir, görüntünün egemenliğine görüntüyle karşı çıkabildiği ölçüde, bizi sözün derinliğine çağırabildiği ölçüde varlığını sürdürecek.

Şimdi sevgili arkadaşlar bu konulara şöyle yaklaşıyorlar: Örneğin felsefi şiir deyince kronolojik olarak felsefe tarihi yazmaya kalkıyorlar veya akılları sıra felsefe yapmaya başlıyorlar. Şiir bu değil. Hiçbir zaman.

Ben daha teknik, bütünüyle tekniği ölçü alarak bir şey söyleyeyim: Şiirde değil, modern şiirde, temel kurallardan biri, şiirin tekniği şiirden doğar. Şiirin felsefesini şiirden çıkarmak gerekir. Ona yüklenmiş yargı cümlelerinden değil. Modern şiirde biçimleyici güç manifesto değildir. Şiirinizde geliştirdiğiniz değil, binlerce kez savunulmuş düşünceleri bir kez daha savunacağım diye yaşantıyı ve insanı konu mankeni yapıyorsunuz, yanlış yoldasınız. Şiirde felsefe yapmayacaksınız, şiir yazacaksınız.

Modern şiir, geldiği aşamada, şiirin sanat niteliğine saldırıyor. Sanat fikri parçalanarak sanat yapılıyor bugün. Aslında modern şiirin doğuşunda bile bu saldırı var. Modern şiir şiirin sanat niteliğini bozmaya çalıştıkça sanat niteliği kazanıyor. Sadece ehlinin anlayabileceği, zevk alabileceği bir uzmanlaşmaya dönüştürdü şiiri. Klâsik kültür ve zevk alma biçimleri bu yeni biçimleri anlayamadı, anlayamıyor. Bunun için ortaya hâlâ şablonik yapılar sürüyorlar. Bugün açısından bunların hepsi anakronik.

 

Sizin şiirlerinizle henüz tanışmamış biri, şiirlerinizde ne görecek, ne bulacak, hangi temaları okuyacaktır?

 

Şiir yazmak için insanın önemli bir nedeninin olması gerekir. İsmet Özel, şiir, dünyadan olumsuz etkilenmiş birinin söylediği sözdür diyor. Temelde bu var. Hayatın benden esirgediklerine karşılık benim hayata vermek istediğim / verdiğim karşılıktır şiir. Yaşadığımız çağdan geriye doğru, bütün çağlara damgasını vuran yegâne unsur savaş teknolojisi. İnsanlık sadece savaşıyor. İnsan özde vahşi, katil bir yaratık. Okuyucularımdan birinin, buna karşı çıkmış, demesini beklerim. Bir bütün olarak baktığımızda, şiirimin ortaya koyduğu perspektife bakarak, bu reddedilemez bir şiir, demesini beklerim. Onda halkın umutları var, demesini, kalbi kırılmış insanların hıncı var demesini.

Şiir hem insanın, hem toplumun vicdanıdır. Şiirimden bu doğrultuda besleyici bir güç elde ederse bir okuyucu kendimi bahtiyar hissederim.

 

Günümüzde şiirin büyüsü bitti mi Osman Bey? Siyasetle çok fazla içli dışlı olduğunu söylediğiniz insanımız nazarında örneğin, öykünün yükselişte olduğu söylenirken, türler bazında şiir neden büyük yaralar aldı, şiirin bittiği gibi görüşler öne sürülüyor?

 

Bakın sanat ve edebiyat temelinde sanata ve edebiyata hâlâ bağlı kalan tek sanat şiirdir. Resim de dahil olmak üzere hikâye ve roman sanat ve edebiyat olmayarak varlıklarını sürdürmeyi seçtiler. Şiir bağlı kaldığı için bitti gözüyle bakılıyor. Kapitalizm konusu yapılamadığı için bitti gözüyle bakılıyor. Oysa kalan şiir, biten diğerleri. Yani şiir yükselerek pazarın şartlarını kabul etmedi. Yükseldiğini zannedenler gerçekte varlıklarına sahip çıkamayanlardır. Bugün modern şiirin üç temel sorunu var:1. Romanın sorunu şiirin de sorunu: Yazılacak ne kaldı? Her şey anlatıldı? 2. Modern şiir bir eleştiri biçimidir. Bugün itibariyle şiir, eleştirdiği yapıyı üreten, çoğaltan sistemik bir unsura dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Şiirin eleştiri gücü azaldı. 3. Edebiyat ve ciddi eser artık ilgi çekmiyor. Yükselişe geçen diğer sanatlar tartışmayı bu boyutlarda yapmıyor. Bunu yapan, bunu yaptığı için hâlâ ayakta ve diri kalan tek sanat şiirdir.

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.