Siyasetin Cinsiyeti

Serap Taştekin

Gündemin gereğini yerine getirerek belki Türk Bayrağı ile ilgili yazmak lazım. Bayrağın kutsallığı ile ilgili söyleyecek öyle çok şey var ki; Osmanlı Devleti’nde Midhat Paşa’nın, bir devre damgasını vuran Konyalı Keçecizâde Fuad Paşa’nın bayrakla ilgili verdiği dersleri mi anlatalım, Millî Mücadele tarihinde o zamana kadar reaya olarak görülüp tarlasında tapasında çalışıp yoklukla yaşayan Türk insanının işgallerden sonra mevzu bayrağı olunca nasıl kahramanlaştığını mı?.. Türk Bayrağı’nın kutsallığı konusunda sayısız örnek, yaşanmış hatıralar var. Yine gündemdeki diğer bir önemli konu; Musul.. Musul’un işgali ve teslimini 96 yıl önce biz yaşamıştık. Mondros’la birlikte Musul’u terk eden Ali İhsan Paşa ve Mustafa Kemal’in onu suçlaması, İstanbul Hükümeti’nin işgallere karşı tepkisizliği, konunun Lozan’a gitmesi, ardından Milletler Cemiyeti’nin İngiltere lehine kararı ve nihayetinde Musul’u bırakmamız… Bu hafta bunları yazmak niyetine koyulduysam da bayrak konusu gerçekten can sıkıcı bir hal aldığı için ertelemeyi düşündüm.

YEREL YÖNETİMDE KADIN

Yerel gündemdeyse bir süredir Meram Belediyesi ile ilgili yazılanlar takibimde. Aslında belediyeden çok, başkanı söz konusu olan. Konya basınında daha seçilmeden önce popülarite kazanan, seçildikten sonra kimine göre cinsiyeti, kimine göre başörtüsü, kimine göre atanmışlığı veya seçilmişliği tartışılan Meram Belediye Başkanı Fatma Toru...

Yerel yönetimde kadın konusuyla ilgili epey çalışma yapılmış. Bunları, saha çalışmalarının sonuçlarına kadar okudukça; Türkiye’de kadının belediye yönetimlerindeki yerinin simgesel olarak görüldüğü kanaati hasıl oldu.

“Belediyecilik, her şeyden evvel büyütülmüş bir ev idaresi demektir.” Bu sözlerin sahibi, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verildiği 1930 belediye seçimlerinde İstanbul İl Meclisi üyesi seçilen Latife Bekir’e ait. Latife Bekir’in 84 yıl önceki tespiti bugün geçerli midir bilinmez, ama yerel yönetimlerde kadının başarılı olamayacağına sanki baştan inanılmış.

TORU ATANMIŞ MI, SEÇİLMİŞ Mİ?

Yerel yönetimde kadına bakış açısı gerçekten ilgi ve dikkate değer. Yerel yönetimde kadına genellikle önem verildiğinden değil, vitrin ve imaj olarak yer verildiği dikkati çekiyor. Veya kadınlara kimi zaman partilerde yenilik yaşandığı, kimi zaman da modernleşme kavramları vurgulanmak istendiği zaman yer açılıyor. Meram Belediye Başkanı Fatma Toru ilk bakışta parti tarafından atanmış olarak görülse de 18 yıllık belediyecilik tecrübesiyle ezber bozmaya çalışıp, bu kez yerel yönetimde kadının bir vitrin değil, baş aktör olarak yer aldığını ispatlamaya çalışıyor.

Başka belediyelerde olabileceği gibi; Meram Belediyesi ile ilgili de eleştiriler, alınan kararların doğruluğu-yanlışlığı üzerine tartışmalar başladı. Buraya kadar normal görünse de; normal olmayan, belediye sorunlarının, Meram Belediye Başkanı’nın cinsiyetiyle ilintilendirilmesi. Fatma Toru ile ilgili her konuşmada belediye adına aldığı kararlardan daha çok cinsiyeti konuşulmaya başlandı. Sanırım Fatma Toru, o koltuğa simgesel bir tercih olarak oturtulmadığını ve belediyecilik tecrübelerini daha çok anlatmalı ve tabii icraatlarıyla göstermeli. Fatma Toru, partideki görüş ayrılıklarına rağmen, sadece Başbakan kadın ve başörtülü bir kadının belediye başkanı olmasını istediği için seçildiyse, kendisinin yerinde olmak istemezdim. İster belediye başkanlığı, ister temizlikçilik, ister terzilik yapılsın, bir iş; bir insana ehli olduğu için verilmelidir. Fatma Toru’nun kapasitesi yeterliyse Meram Belediyesi’ni dört dörtlük yönetir ve bu makama simgesel olarak oturtulmadığını gösterir. Yok gösteremez, kendisi vitrin olarak konulduğunu doğrularsa bunda da kazanan olmaz, bilakis Meram kaybeder, hem de 5 yıl…

İLK KADIN BAŞKAN SADİYE HANIM’DIR

Ataerkil toplumumuz kadına evde ne kadar değer verirse, kamu hayatında o kadar değersizleştirmeye çalışıyor. Oysa kadın Türk toplumunda ta öteden beri baş tacıdır. Osmanlı döneminde kadına verilen ehemmiyette hatırı sayılır bir gerileme olduysa da; Cumhuriyet’in ilanından sonra durum değişti.

1930 seçimleriyle belediyelerde başkan ve meclis üyesi olarak görev yapmaya başlayan Türk kadınına ilk önderliği yapan, Artvin  Yusufeli Kılıçkaya Belediye Başkanı Sadiye Hanım Özarslan’dır. İlk Belediye Başkanı’nın 1950 yılında Mersin’den seçilen Müfide İlhan zannedilse de, bu doğru değildir, ilk başkan Sadiye Hanım’dır.  Türk kadını o yıllarda batılı hemcinslerinden önde olsa da; daha sonraki dönemlerde kadın temsili yetersizliği, Türk demokrasisi adına olumlu bir tablo çizmez. Siyasette kadın temsili artık eşitlik, pozitif ayrımcılık veya vitrin-imaj algısından ziyade gerçekten kadın emeğinin ekonomide olduğu gibi siyasette de değerli olduğu için önemsenmelidir.

Türkiye’de siyasetin cinsiyetiyle ilgili istatistik silsilesi yapabiliriz. Bu konuda hatırı sayılır sayıda akademik çalışma var, yüzlerce sayfasını okudum, hepsi de rakamlarla, istatistiklerle doğrulanmış. Fakat hepimiz biliyoruz ki; maçın gidişinden skoru anlamak için illa ki tabelaya bakmak gerekmez.

KISKANÇ BEYLERİN ZULMÜ

Tarihte bir Sultan Raziye vardı ( Sultan Süleyman’ın Mahidevran’dan olma kızı Tasasız Raziye akla gelebilir). Raziye Sultan, dünya tarihinde eşine rastlanmayan bir Türk kadını olan, Delhi Sultanlığı’nın 1236-1240 yılları arasındaki hükümdarıdır. Raziye Sultan’la ilgili İbn Batuta, aynı üniversitede birlikte zevkle çalıştığım Prof. Dr. Erkan Türkmen’in “Raziye Sultan”  kitabı, Yusuf Hikmet Bayur’un “Hindistan Tarihi” Bahriye Üçok’un “Delhi Müslüman Türk Sultanlığı’nın Kuruluşu ve Sultan Raziye’nin Saltanatı” isimli makalesinde ilgi çekici bilgiler var.

Kardeşi Rükn al-Din devlet işlerine karşı ilgisiz, çalgıcılar ve oyunculara rağbet eden, sarhoş iken file binip çarşı pazar gezdiği yerlere altın ve gümüş saçar, fil bakıcılarını zengin ederdi. Ayrıca cinsî sapıklıklarla da ilgilenmesi ona, saltanatını ve hayatını kaybettirecektir. Hal böyle olunca diğer kardeşler küçük olduğundan, emirler ve halkın oy birliği ile Raziye saltanat tahtına oturdu. Dört yıl hem ekonomik, hem siyasi idareyi yürüttü, hem de at üstünde savaştı.

Raziye Sultan’a bu kadar değer verildi, tahta oturtuldu da sonu ne oldu diyecek olursanız, ne yazık ki o da kabullenilemedi. İsyanlarla uğraştı, emirler ona cephe aldılar, en sadık komutanını ve emirlerinin bağlılığını kaybetti. Âsi melikler tarafından yakalandı, hapsedilsin diye Taberhind’e gönderildi. Bu kıskanç beyler, kendilerine ve erkek hükümdarlarına en doğal hak olarak tanıdıkları bazı şeyleri Raziye gibi akıllı bir kadın hükümdar için bağışlanmaz bir suç saymış, sayısız nimetlerini gördükleri iyi yürekli imparatoriçelerini en muhtaç olduğu zamanda yüzüstü bırakmışlardı. Sultan Raziye, içinde bulunduğu tehlikeli durumu çok iyi bildiğinden, kadın elbiselerini çıkarıp erkek elbiseleri giydi, saçlarını da erkek biçiminde düzenledi. Başına külah giydi ve tahta böylece oturdu. Yanından yay ve tirkeşi (ok torbası) eksik etmeyen Raziye çoğu zaman fil ile dolaşıyordu.

İbn Batuta, onun Hinduların eline düşüp şehit edildiğini yazar. İbn Batuta’ya göre Sultan Raziye kardeşi Behram Şah’ın Delhi’den yolladığı ordu ile savaşıp kaybedince esir olmamak için kaçtı. Ama yollarda çok acıktı. Bir çiftçiden yiyecek istedi. Verdiği bir parça kuru ekmeği yer yemez yorgunluktan oracıkta uyuyup kaldı. O uyurken çiftçi erkek elbiselerinin altında mücevherlerle işlermiş bir kaftan bulunduğunu gördü. Sırf bu kaftanın parasını düşünerek onu öldürdü, tarlasına defnetti. Sonra elbisesinin bir parçasını alıp çarşıya satmaya gitti. Çarşı haklı böyle kıymetli ve zarif işlenmiş bir elbise parçasının fakir bir rençberin elinde bulunmasını şüpheyle karşıladı, köylü dayakla konuşturulunca suçunu itiraf etti ve Sultan Raziye gömüldüğü yerden çıkarılarak dinî merasim yapıldı ve çok çektiği ve en sonunda canını verdiği erkek eziyetinden kurtulup ebedi yolculuğuna uğurlandı…

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.