SODOM VE GOMORE ARTIKLARI (2)

Mustafa Balkan

Amerika'daki GAY (İTNE)'ların gittiği bir diskoda meydana gelen katliam üzerine; yabancı tanınmış pop starlar dahil bizim bilinen popüler sanatçılar, twitter hesaplarından bu vahşeti kınayan açıklamalar yaptılar.

Söz konusu cinayetlerin işlendiği ülke Amerika, ve Lut kavmi artığı ahlaksızlar, edepsizler ve soyu bozuklar olunca mangalda kül bırakmayan ve telin eden popüler yerli ve yapancı sanatçı(!)lar; Suriye’de, Irak’ta, Miammar’da, Doğu Türkistan’da vahşice öldürülen masum çocuklar söz konusu olduğu zaman dut yemiş bülbül kesiliyorlar.

 

***

Şimdi bu Sodom-Gomore kalıntısı sapık GAY (İTNE) bozuntuları, şu mübarek Ramazan-ı Şerif’te İstanbul sokaklarında ellerini kollarını sallaya sallaya yürüyecekler(miş).  Bir de afiş yapmışlar; yazdıkları sloganı ne yazmaya elim, ne de söylemeye dilim varmıyor.

Uyuyan Müslüman ahaliyi daha fazla tahrik etmeyim diye. Nasıl olsa o işi anlı şanlı medyamız provoke etmek suretiyle yapıyor zaten. Müslümanları provoke etmek isteyen ve bunları yönlendiren emperyalist güç odakları ile bilmem neleri bozuk bu soysuzlar güruhuna karşı Mevlânaca cevap vermek isterim.

Hz. Mevlâna, “Hışım, şehvet ve hırs rüzgârı, namaz ehli olmayan kişiyi silip süpürür!” diyor. Hani bir ilahiyatçı prof, “namaz kılmayan hayvandır” dedi ya… TRT Kurdi’de program yapan bir kişi de; “üç mezhebin imamına göre namaz kılmayanın cezası idamdır” fetvasını veriyor ya… Bunların sözlerine bakarak Hz. Pîr’in o güzel kelâmları ne kadar lâtif, ne kadar düzgün ve insanın mayasına ne kadar da uygun: “Namaz ehli olmayan kişiyi, hışım, şehvet ve hırs rüzgârı silip süpürür.”

Bir eğitimci olarak Mevlâna Celâleddîn Rûmî’den bu kişilerin alacakları elbette büyük dersler var. Tasavvuf ehli insanların rahle-i tedrisinden geçmeyen odunları, Yunus gibi Taptuk’un karşısına düzgün odunlarla çıkmalarını beklemek beyhudedir. Bizim en büyük problemimiz de bu ya..

Hür olmak… Hür olmak… Ve özgür kalmak…

Türkiye’nin en büyük problemi insan olmak ve özgürlüktür.

 

***

Duygularını kontrol edebilen tasavvuf ehli insanların inşa ettiği Selçuklu Medeniyetinin manevi mimarlarından olan Hz. Mevlâna, Mesnevî’sinde geçen hikâyesinde heva ve hevesi ‘horoz’a benzetir. O hikâyeyi okumalı ve idealist eğitimcilerimiz de ahlâk terbiyesi ile şahsiyet gelişiminde bunu kullanmaları gerekir.

Mevlâna hazretleri buyuruyor ki:

“'Allah'ın ipi' nedir? Heva ve hevesi terk etmek. Bu heva ve heves, Ad kavmine bir kasırga kesilmiştir. Halk, heva ve heves yüzünden zindanda oturmaktadır. Kuşun kanadı, heva ve heves yüzünden bağlanmıştır. Balık, heva ve heves yüzünden kızgın tavaya düşer. Namuslu adamlardan utanma, arlanma; heva ve heves yüzünden gider. Şahne'nin gözü, heva ve hevesten bir ateş yalımıdır. Çarmıha gerilmek ve darağacının korkunçluğu heva ve heves yüzündendir. Yeryüzünde beden şahnelerini gördün ya, can âleminin hükümlerini yürüten şahneleri de gör. Ruha gayb âleminde işkenceler vardır. Fakat sen sıçrayıp kurtulmadıkça bu işkenceler, gizlidir. Kurtuldun mu işkenceyi, azabı görürsün. Çünkü zıt, zıddıyla görünür. Kuyuda ve kara su içinde doğan, ovanın letafetiyle kuyunun zahmetini ne anlasın? Allah korkusuyla heva ve hevesten geçtin mi 'Allah tesnimi'nden bir "sağrak" elde edersin. Heva ve hevesine uyup dolaşma. Bırak o yolu. Hak kapısına, selsebil ırmağına doğru gel. Heva ve hevese uyup ot gibi yelin geldiği tarafa eğilme. Şüphe yok arş gölgesi, çerden çöpten yapılma kulübelerden yeğdir.”

Hz. Pîr, Mesnevî-i Şerifinde “şehvet kokusu, söz söylerken soğan kokusu gibi duyulur” diyor. İstanbul sokaklarını saran bu günah kokularından rahatsız olan ALPERENLER, şehvet, kibir, tama ve hırs kokan bu kötü kokuları dağıtmak için Allah’ın yoluna râm oluyorlarsa, ne mutlu onlara, ne mutlu bizlere ve ne mutlu Müslüman ümmetine!

AZİZİM DİYOR Kİ…

“Hz. Lût’un düşmanları üzerine taş yağdırdığını ve onları kapkara suyun içinde dalgaların yuttuğunu, boğulup gittiklerini bilmiyor musun?”  (Mevlâna Celâleddîn Rûmî)

Şimdi buradan fetva makamındaki hocalara soruyorum: Bu Lût Gölü’ne girmek, yüzmek, yıkanmak, bu kara sudan, toprağından Yahudi tarafından elde edilen şeyleri (tuz) yemek, içmek kullanmak, satın almak caiz midir?..

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.