Son 1 Mayıs’tan kalacak olan!

İsmail Detseli

Geçtiğimiz hafta 1 Mayıs Cuma günü Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlandı, eski tarihteki günlere göre kısa zaman önce AK Parti hükümetleri döneminde bayram olarak kabul edilen bu dayanışma günü beni eski tarihlerdeki kargaşa ve çekişmelere götürdü. Kanla ve kaosla beslenen sendikal faaliyetlerin ölümle sonuçlanan ve hiçbir ideolojiye sahip olmadığı halde başkalarının kışkırtmaları sonunda hayatlarını kaybedenler olmuştu.

“Hem işçi haklarını savunuyoruz” diyorlar, hem hükümete karşı cephe alıp yakıp yıkıyor, nümayişler düzenliyor, ortalığı adeta savaş alanına çeviriyorlardı. Yok DİSK, yok MİSK, yok TÖBDER, yok POLDER… Emniyet güçlerinin bile ikiye ayrıldığı birçok illegal legal kuruluşların mücadelesi vardı, kim kime karşı belli değildi.

1960 ihtilalinden sonra darbe hükümetleri dönemlerinde seslerini çıkartamayan sendikacılar, koalisyon ile kurulan parlamento hükümetlerine karşı acımasızca yüklenerek istediklerini almak için ne kadar illegal hareket var ise onları uyguluyorlardı. 70’li 80’li yıllarda artık bu illegal güçlerin dedikleri oluyordu. Kurumlara atanacak müdür ve amirler bile bir sendikanın onayı olmadan o makama gelemiyordu. Böyle çok müdürleri tanıyorum sendikaların kapılarında sabah akşam nöbet tutan ve sendika yöneticilerinden yardım dilenen. Tabi bunların yardımı ile başa gelen müdürler de o kurumların kuklası oluyordu. Hiç çalışmadan en büyük devlet kurumlarında çalışır gösterilip kahvelerde akşama kadar kağıt oynayıp ay başı gelince gidip kurumun mutemedinden maaşlarını alanları çok gördük.

Şimdi işçilerin durumları iyi mi diyenler var gibi? Aslında bugünkü durum da çok iyi sayılmaz. Taşeronluk adı altında çalışan binlerce işçi var, bu bayramı onlar ne diye kutlayacaklar bilmiyorum. Aynı devlet kurumunda çalışıp aynı işi yapıp hatta kadroluların yapmak istemediği işleri bile istersen babından yapmaya mecbur olan işçi kesimi… Kadrolular 3 bin lira maaş alırken onların maaşları 1500 lira, bu adalet mi? Bunların hakları kısıtlı hatta sendikalı olmaları bile yasak. Şayet sendikaya kayıt olurlarsa ertesi gün işlerine son verilir. Bugünün idarecileri ne yazık ki bu vebalin altındalar. Kara yollarında çalışanlara kadro müjdesi verenler, diğerlerini mağdur etmiştir. Ya hepsine verilecekti ya da hiç kimseye verilmeyecekti.

***

BÖYLESİNİ NE DUYDUNUZ, NE GÖRDÜNÜZ!

Cuma vakti yaklaştı evimde abdest aldım şöyle eski mahallem olan Lalebahçe’ye doğru yürüyüp nerede ezan okunursa en yakın camide namazımı eda edecektim. Selbasan köprüsü civarlarında sokak aralarından geçiyordum ki bir bağrış çağrış duyup o tarafa yöneldim ev sahibi olduğunu bildiğim orta yaşlı bir kadın ve yanında oğlu... Yine evinin önüne kamyonunu park etmiş olan yine bir mahalle sakini şoför, 17 -18 yaşlarında olduğunu sandığım bir oğlanı azarlayıp “utanmaz mısınız bu kadar şerefsizlik olur mu?” “Bu nasıl bir rezillik?” diye hanım teyze gördüğü manzara karşısında şok olmuş. Avazı çıktıkça “Tüüü Allah belanızı versin yetişin komşular” diye bağırıyor o failin müsebbibi oğlan da “size ne?” diyerek utanmadan karşı koyuyor ve geriye doğru bakıp sanki birisine gel diyordu. O tarafa baktığımda insanlığımdan utandım, arımdan yerlere geçtim. Aynı yaşlarda bir kız duvarın dibinde, otların arasında sırt üstü yatmış yerinden devinemiyordu. O şoför olduğunu bildiğim ev sahibi duvarının dibinde köpeklerin bile yapamayacağı bir biçimde yatan kıza “çabuk buradan kaybol yoksa sizi karakola teslim edeceğim” deyince kız korkuyla ayağa kalktı alt tarafı çıplak idi. Donunu kaldırıp aramızdan yüzü bile kızarmadan geçip sözde sevgilisinin yanına vardı. O şoför arkadaş oğlana dönüp “oğlum bu kıza güvenme senin gibi daha çoklarını boynuzlar” deyince “O benim sorunum seni ilgilendirmez” karşılığını verdi oğlan fütursuzca.

Selbasan çayının dibindeki yoldan Meram’a doğru oynaşarak gittiler. Ben artık gördüğüm manzara karşısında adeta şok olmuştum. Ezan vaktine 15 dakika vardı. Mahalle arasında böyle bir teşebbüste bulunarak insanların nasıl alçalabildiğine anlam veremiyordum. “Nasıl bir Konya’da yaşıyoruz?” dedim kendi kendime. Bunların ana babası kimler? Bu evlatları nasıl böyle utanmaz yaptık, nasıl yozlaştırdık, hayadan edepten yoksun bıraktık. Dövsek suçluyuz sövsek suçluyuz. Zinayı suç saymayan kanunlar karşısında eli kolu bağlı kalmış zavallı biçareleriz ve ancak buğz ediyoruz.

O gün bu gündür insan olarak Konyalı olarak bu şoktan kurtulamıyorum. Uykularım kaçıyor.

Allahım bu gibi terbiyesizleri ıslah et ya da kahret. Bu güzel şehirde bunları görmek yaşamak bizleri derinden yaralıyor.

Selam ve dua ile…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.