Söz konusu vatansa gerisi laf-ü güzaf

İsmail Detseli

Çanakkale’yi konuşmaya başladılar mı, içimden bir şeyler kopar, vücudum titrer, tüylerim ürperir ve celalim kat be kat artar. Şimdiki neslimize savaşları yaşamış olanların o günleri anlatması gayri mesel oldu. Oysa ben ve benim yaşımdakiler bu zor ve ölümle yaşam arasında vatan toprağının tercih edildiğini yaşayan gazilerden ve şehit olmuş atalarımızın eşlerinden dinlemiştik.

Anadolu insanı savaşa giderken çobanıyla, öğretmeniyle, çiftçisiyle kadınıyla genci ihtiyarıyla silahı varsa silahıyla silahı yoksa çoban değneğiyle, çiftçiler övendiresiyle katılırken yeni evli gelinler kocasını, nişanlılar yavuklusunu, daha geçkin hanımlar çocuklarının babalarını, askere uğurlarken adeta onun yanında imiş onunla cephede imiş gibi bir halvet içerisinde oluyorlardı. O savaşın bütün çetinliğini zorluğunu hayal ederek yaşamış gibi bizlere anlatıveriyorlardı.

Yaşamım atalarımın savaştığı yerleri ya gezerek ya da anlatılanları dinleyerek geçti. Vatanımıza saldıran düşmanlara karşı içimde bir büyük hınç oluşurken bu cennet vatanı can vererek, kan dökerek savunan, bizlere emanet eden atalarımızı hürmetle, rahmetle anıp dualar gönderdim, hep hüzünlenip ağladım.

Neleri dinlerdik atalarımızdan… Önce amcam merhumun Yemen’de şehit olduğunu amcamdan dinlediğim için onunla birlikte yemende askerlik yapmış komşumuz Zeybek Ali Emmi’ye sorardım. Çok ihtiyarlamış yaşına rağmen bana şöyle anlatırdı, emmimin şahadetini:

Meraklı oğlu, beni yoracaksın ama anlatayım. Bizlerin zamanında Yemen’de 7 sene askerlik yapardık. Benim 6 yılım dolmuştu. Emmin Osman yanıma geldi 6 ay kadar kaldık birlikte. Bölüklerimiz ayrıydı. Osman bir sabah yanıma geldi “Ali Ağa, tuza gitmek zor olur mu?” diye sordu. “Niye sordun Osman?” “Beni tuza gitmeye seçtiler” deyince içim cız etti. Ben biliyordum tuza gidip gelenlerin yarısından çoğu ölürdü. Çünkü o 6 ayda gidip gelinen çöl yolu adamı çarpardı. “Zor olsa da gidilecek Osman gardaşım, Osmanlı askeri emre uyar” dedim. Gitti. Zaman geçti, tuzcular geldi diye duyuldu. Osman’ı sormaya gittim “Sahra hastanesinde” dediler. Orada ziyaret ettim, durumu çok iyi değildi, teselli edecektim. O çabuk davrandı “Ali Ağa benim vadem geldi köye varınca kızım Zahide’yi benim için doya doya öp” dedi. “İkinci vardığımda ölmüştü emmin” dedi, gözyaşlarına hakim olamadı.

Çanakkale savaşlarından söz açılır da köyümde söz sahibi olmaz mı? Gazi vardı şehit eşleri vardı, gazi anacığımın emmisi Çolak İmam namıyla bilinen Maryalı oğlu Ahmet idi. Çolak namı ise Çanakkale savaşına medreseden giderek katılmış cephede bir şarapnel parçası ile çenesi kırılmış kolu kırılıp çolak kalınca adına Çolak Hoca denmiş. O çenesi kırık ağzı ile Kuran’ı mükemmel tilavet ederdi. Ayrıca Çanakkale de şehit olup künyesi bile gelmeyen Ali Onbaşı’nın adını alan torunu Ali okul arkadaşım, oğlu öğretmenim, hanımı Şefika nine de komşumuzdu. Künye gelmeyince şahadetine inanamayan Şefika nine oğlu Durmuş ile savaştan 14 yıl sonra gidip Çanakkale yarımadasında asker kocasını günlerce arayıp sonunda yorgun düşüp bir yerde çocuğu ile uyuyunca kocası Ali Onbaşı’nın rüyasına girip eşine “Beni arayan dağ çiçeğim! 15 adım yukarıdaki iki çatal çamın dibindeyim. Oraya gelin demesi ile ‘Kalk Durmuş babanı buldum’ diyerek tarif edilen çam ağacının dibine vardıklarında toprağın adeta hopladığını gördüm” diye anlatılanları dinlerdim.

Köyümüzden İstiklal Savaşı için çağrılınca Akşehir’de öğretmen olan eşini ve iki çocuğunu trenle Konya’ya at arabası ile de köye götürüp bir gece bile kalmadan tekrar aynı araba ile geriye dönüp cepheye koşan Mülazim Hüseyin Efendi’yi eşi Fadim Yenge’den dinlerdim.

Köyün tellalı ile evlerin damlarından köylülere çiftçi övendiresiyle çobanlar değneğiyle kadın kızlar el emeğiyle Seferberlik ilan edildi. “Eli silah tutan herkes yarın harman yerlerinde toplanacak diye ilan edilince” ayrıca civar köylerden cepheye sevk için bizim köyümüzde toplanan askere gidecek olan gençlerin gurup gurup köylülerin başlarındaki fes ve çevresindeki serpuşlarını salladıklarını… En iyi giysilerini giyerek kınalı elleri ile kimi tef çalarak kimileri saz çalarak kimileri de elindeki sopasını saz gibi kullanarak güle oynaya savaşa gittiklerini anlatmıştı. Yeni evli olanların bile yeni evli olduğunu belirtmek için çevresindeki acı ve hüzünle seyreden köylülere yeni gelin getirdiği eşini şöyle dile getirerek anlattığını söylerdi anacığım merhume. Adam ortada hem oynuyor hem de şöyle diyormuş:

Yan ekinden getirdim

Üç gün yanında oturdum

Ak ellerini al kınalara batırdım

Al gelini anama emanet ettim

Kafir oğlu geliyoruz kaçma

Bir başka asker adayının ise;

Kaçma kafir kaçma

Tutarım seni oy tutarım seni

Şekerlenmiş lokum gibi

Yutarım seni oy yutarım seni

dediğini dinlediğim için gezmek ve ziyaret etmek maksadıyla gittiğim Afyon ve Çanakkale cephesinde bu düşünceler ile o günleri yaşıyorum gibi duygulanırdım.

Değerli okurlarım Allah bu milletin evlatlarına inşallah savaş yaşatmasın, zaten atalarımız bunları fazlası ile ödemişler. Ancak söz konusu vatan olursa gerisi laf-ü güzaf olur değil mi?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.