Tarih Yeniden Yazılırken…

Mustafa Balkan

15 Temmuz 2016 tarihi, Türk tarihini yeniden yazma noktasında bir “milat” olarak değerlendirilecek ve tarihçiler tarafından tarihimizin destanlarla dolu sayfalarına altın harflerle yazılacaktır.

 

***

15 Temmuz 2016 tarihi, necip bir milletin yeniden şahlanışı ve silkinişinin, tank, tüfek ve füzelerden atılan mermilerin Türk milletinin iman dolu göğsünde sönüşünün bir resmidir.

 

***

15 Temmuz 2016 tarihi, I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş liderler yerine İstiklâl Savaşı’nda zafer kazanmış komutanlar tarafından kurulan Cumhuriyet tarihinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle birlikte, Damat Ferid’de tecessüm eden “hainlik, işbirlikçilik” gibi aşağılayıcı kavramların bu sefer Fetullah Gülen için kullanılmaya başlanıldığını göstermesi açısından ilginçtir.  Damat Ferid, bilindiği üzere devlet işlerinde hiçbir tecrübesi olmadığı halde İngilizlerin zorlamasıyla, 5 defa sadrazamlığa getirilen ve Türkiye’nin ancak başta İngiltere olmak üzere Batılı Devletlerin korumasıyla kurtulacağına inandığından Milli Mücadeleye engel olmaya kalkışan, memleket sathında büyük ölçüde nefret uyandırdığından, hayatından korkarak Avrupa’ya kaçan ötleğin tekiydi.

Fetullah Gülen ise, Amerikan’ın BOP çerçevesinde kendisine biçilen “misyon” gereği, Yeşil Kuşak projesi başta olmak üzere ‘Ilımlı İslâm’ı Türk-İslâm coğrafyasına yaymak için paralel AK bir düzen kurmak için AK Parti içerisine entegre edilerek “Hocaefendi” rolünü gayet iyi oynayan bir vatan haini çıktı.  

Türkiye’nin başta Amerika olmak üzere emperyalist Batılı ülkelerin korumasıyla kurtulacağına inanarak 15 Temmuz’da, Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya adına darbe girişiminde bulunan, Türkiye’yi küresel emperyalist devletlerin işgal güçlerine teslim etmek isteyen “vatan haini” ve işbirlikçi bir kişi olarak da ABD’ye sığındı. “Ben Batı’nın hizmetindeyim” diyerek te vatan hainliğini tescil ettirdi.

Darbe başarılı olsaydı Türkiye’ye, “müttefik(!) ve “dost (!)” Batılı devletler tarafından siyaseten atanmış “İslâm Halifesi” olarak geri dönecekti.

İlginçtir, Cumhuriyet kurulduktan sonra yapılan inkılâplarla birlikte tarih yazımındaki tahrifatın büyüklüğü, yeni tarih çalışmalarını hızlandıracak gücün büyüklüğüyle doğru orantılı olmuştu. Atatürk’ün ölümü ve tek parti döneminin 1950’lerde sona ermesiyle birlikte bu sefer de değişen iktidarlara tarih yorumları da değişiyordu. Üniversitelerimizin Yakın Çağ (İnkılâp) Tarihi Bölümleri, bakalım, 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren yeniden yazılmaya başlanılan Türk tarihinin resmini nasıl çekecekler?

Siyasal düşüncelerin etkisinde mi kalacaklar yoksa, bir kalkışmanın anatomisini çıkardıktan sonra tabloyu olduğu gibi mi yansıtacaklar. Büyük ölçüde “isyanlar” tarihi olarak karşımıza çıkan Osmanlı tarihinden Cumhuriyet’e doğru gelindiğinde; bunun hiç değişmediği elbette görülecek. Çok partili demokratik hayata Amerika’nın izin verdiği ölçüde geçen ve her on yılda bir kesintiye uğratılarak iktidarlara (topluma)çeki düzen verildiği Türkiye’nin darbeler tarihine; 15 Temmuz’da bir yenisi daha eklenecekti.

15 Temmuz, Türkiye’nin sadece darbeler tarihine değil, gerçek tarihine yazılması gereken destansı bir direniş olmakla birlikte küresel emperyalist devletlere verilmiş anlamlı bir cevap olarak da tarihe geçti.

15 Temmuz’da Türk halkı ve Türk milleti, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir şekilde ve tarihin akışını değiştirecek biçimde bir destan yazmıştır.

Bunu taçlandıracak olanlar da yalan söylemeyen tarih ve tarihçiler olacaktır.

 

***

15 Temmuz sonrası toplumun hafıza atmosferinde, TSK içerisinde yuvalanan Türk subaylarının toplum nezdinde bıraktığı hoş olmayan izler yerine; tankların önünde iman dolu göğüslerini siper eden ve paletler önüne yatan, kurşunlara ve tanklar ile helikopter ve uçaklardan atılan mermi ve bombalara karşı koymaya çalışan insanımızın geride bıraktığı destanımsı anlatılanlar, gazetelerde yazılanlar toplumun ortak belleğini teşkil edecektir.

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

21. Yüzyılın Türkiye’sindeki toplumsal hafızayı siyasal ortamın gerilimiyle birlikte ardı ardına patlayan bombalar etkilemekle birlikte, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Mısır’da ve ülkemizin Doğusu ile Güneydoğusundaki olumsuz gelişmelerle birlikte dillendirilmeye başlanılan “2. İstiklâl Mücadelesi” gibi kavramlarla ifade edilen bir sürecin sonucu; inşaâllah zaferle taçlanır.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.