TÜRK İSLAM KÜLTÜRÜ (Son bölüm)

Ziya Uysal

Her Müslüman Türk’ün edep, sevgi, aşk gibi tasavvufi erdemlerden bir nasibi vardır. Türkler Müslüman olduktan sonra Türkmen adını aldılar. Hz. Mevlana’nın, Yunus Emre için, “Hangi makama vardıysam, bu Türkmen kocasının benden önce varmış olduğunu gördüm” dediği söylenir. Türkler genellikle Din, tasavvuf, iş ve sanat eğitiminin yanında savaş eğitimi de alırlar. Örneğin Alp Erenler, Türk halkının iyi yetişmiş bilge kişileridir. Onlar hem iş-güç sahibi, hem derviş, hem de savaşçıdır. Bu gün dahi bu gelenek büyük ölçüde sürüyor.  Asker olmaya engeli olmayan bütün erkeklerimiz askerde savaşmayı öğreniyor. Bunların hepsi az veya çok dini eğitim, mesleki eğitim ve okul eğitimi de almaktadır, gelenek devam ediyor.

Bol dualı düğün pilavımız da, gerdek gecesinde sağdıçla damadın yatsı namazı için camiye gitmesi de, namazdan dönünce gelin odasının önünde yapılan gerdek duası da hepsi bizim İslami geleneğimizdendir. Gerdek odasında gelin ve damadın kıldığı çok samimi ve çok heyecanlı, gerdek gecesi namazı ve bu namazı kılınca yaptıkları dua, büyüklerimizin dediğine göre kabule şayan ibadetlerdendir. Bunların çoğu başka ülkelerde ya hiç yoktur ya da bizdeki gibi köklü ve samimi değildir.

Bizim camilerimizde, mübarek gün ve gecelerde salat-ü selam verilir. Dünyaca ünlü  bestekarımız, Buhurizade Mustafa ITRİ efendinin bestesiyle ve topluca getirilen tekbirler ve salat-ü selamlar başka bir ülkede, bu şekilde yoktur. Bizim cami, mescit ve türbe mimarimizin çoğu kendimize has birer şaheserdir. Kardeş Türk Cumhuriyetleri dışındaki ülkelerde bu tarz türbe geleneğine ve mimarisine pek rastlanmaz. Bizim mezar taşlarımızda bile Türk İslam sanatının taşlara işlenmiş, çok orijinal hüsnü hat örnekleri vardır. Oysa bazı İslam ülkelerinde mezar taşına bile rastlanmaz. Örneğin Suudi Arabistan’da Peygamberimiz(SAV) ve birkaç önde gelen sahabe efendilerimiz (R.A.) dışında kimsenin türbesi ve mezar taşı toktur.

Sahurdaki Ramazan davulcusundan iftar topuna kadar geçen sürede, Ramazan aylarında da çok özel gelenek ve etkinliklerimiz vardır. Minarelere asılan mahyalar, başka bir ülkede daha yoktur. Dünyanın küçülmüş olmasından kaynaklanan etkileşim sebebiyle bazı insanlarımızda kültür yozlaşması olduğu görülüyor. Ama yine de mazeretleri sebebiyle oruç tutamayanların büyük çoğunluğu oruca saygılıdır, oruç tutanların göreceği bir şekilde, açıkta yiyip içmezler.

Türk Milletinin namaz kılmayanları bile minarelerinden ezan sesi yükselmesini ister.

Ezan okunuyorken, düğün ve eğlence yerlerindeki hoparlörlerin sesi isteyerek ve içten bir saygıyla kısılır veya tamamen kapatılır. Çocuklara çoğu kez masal yerine Hz. Alinin veya diğer büyüklerimizin tarihteki kahramanlıkları anlatılır. Annelerin bebeklerine söylediği ninnilerde bile büyüyünce iyi insan olmalarına yönelik dualar vardır. Bize, düşmanlarımızın bile kötülüğünü istemeyeceğimiz bir terbiye verilir. Yaramaz insanlara lanet yerine onların ıslahı için dua ederiz.

Bütün hayırlı işlere ve etkinliklere Allah’ın adıyla ve dualarla başlanır. Türklerde “Besmelesiz işten hayır gelmez” sözü çok yaygındır. Bizde insanın yüzüne çok önem verilir. Güven vermeyen, asık suratlı, ağzı bozuk, acımasız ve kaba insanlar sevilmez. Yörelere göre değişen, “ Suratında meymenet yok, yüzünde şeytanlar dolaşıyor, eli-yüzü yunmadık biri, yüzünü görenin kırk yıl işi rast gelmez, yüzünden şer akıyor” gibi yergi sözleri bize aittir. Yüzünden nur akıyor, yüzü nurlu bir ihtiyar, yüzünden iyi biri olduğu anlaşılıyor gibi sözler de bizimdir. Bunların hepsi bizde yüz ifadesine verilen önemi anlatıyor.

İslam öncesinin batıl inanç ve hurafeleriyle bozulmamış, batı bataklığının çamuruna bulaşmamış Türk İslam geleneği ne güzeldir. Onu yaşatanlara selam olsun. İlericilik sanıp, batı kültürüne özenenlere de Allah akıl- feraset versin. Allah’a emanet olunuz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.