Türlü!

Erol Sunat

Tek domates, tek patates, tek biber, tek patlıcan, tek kabak ve tek soğanla ne yapılır!

Türlü!

Ne demişler?

Yesen bir türlü, yemesen bir türlü!

Türlü; çok ve değişik, çeşitli özellikleri olan, çeşit çeşit, çeşitli anlamında bir kavram!

Kavram türlü, yemek türlü, hayatımız ve sıkıntılarımız türlü türlü olunca…

Ye arkadaş!

Alış!

Alışmaya çalış!

Alışamam yok!

Sesler kesildiğinde ise, herkes mutlu hayatından!

Herkes alıştı, herkes memnun, ortada şikayet falan yok! Ne ararsan var! Marketler lebalep dolu, çarşı-pazar lebalep! Kantarın topuzu az biraz kaçtıysa da, çalışıyoruz, düzelteceğiz!

Mevzu türlü olunca, tevatür türlü, rivayet türlü, hikaye türlü!

Önünde türlü bulan, yada her türlü imkana sahip olan ne mi yapıyor?

Türlü türlü konuşuyor!

Onun içinde, bir türlü vatandaşın yanına gelen yok, koluna giren yok, olan-biteni yerinde gören yok! İnsanların derdi, sıkıntısı canına tak dedikçe, bu türlü konuşmayacaktı, bu türlü konuşmak hoş değil diye gönül koyanlar, vatandaşa ne hak veriyor ne de haklı görüyor! Bu türlü konuşulmaz demeye gelen türlü türlü cümleler sıralanıyor, açıklamalar yapılıyor!

İnsanımız ise, başka türlü ne konuşacaktık ki, biz buna layık mıyız, bu bize reva mı demeye başladı!

*****

Türk Milletine neredeyse gökteki yıldızlar vaat edilmişti! Şimdi ise tek tek alın, Avrupalılar da öyle yapıyor babında tavsiyelerde bulunuluyor!

Bugün tavsiye edilenin, yarın, yok öyle, bundan sonra böyle denmesi işten bile değil!

Şartlar ve gidişat, “bundan sonra” faslına gelinmek üzere olduğunu gösteriyor!

Canınız sahanda yumurta istese…

Ya sahan yok!

Ya yağ!

Ya yumurta!

Ya da faturası ödenemediği için ocak yanmıyor!

Eksik olan her defasında birden fazla!

Var mı bir duyan?

Var mı senin mutfağında aş mı yoksa dert mi kaynıyor diyen?

Halimiz ahvalimiz bin türlü!

Anlayan yok!

Dinleyen yok!

Çare şu diyen yok bir türlü!

Sıkıntı çekmediğimiz tek bir günümüz yok, bugün bir türlü, yarın bir başka türlü!

*****

İbrahim Tatlıses’in bir zamanlar meşhur bir şarkısı vardı!

“Tek, tek!”

Her şey o şarkının sözleri gibi…

Dost bildiklerimiz terk etti gitti, tek tek

Siyasiler bizi unuttu bıraktı tek, tek!

Komşular kapımızı çalmaz oldu tek tek

Akrabalar selam vermez tek tek!

Dibe vurduk, yere çakıldık tek tek!

Tek başına kaldık mı, kaldık!

Piyasalarla, enflasyonla, virüsle, hayat pahalılığıyla teke tek kavga vermiyor muyuz?

Yanımızda olan çok, lafla, aramadığınız kadar!

Sonrası gerçeklerle yüzleşmenin ta kendisi…

Telefona çıkmayanlar!

Sizi gördüğünde yolunu değiştirenler!

Hasta olsan halini sormayanlar!

Varken yok diyenler, yok dedirtenler!

Kötü günde ortadan kayboluveren, sırra kadem basan, cümle iyi gün dostları!

İyi gününüz geri geldiğinde, her türlüsü hemen yanı başınızda bitiverecek olanlar!

*****

Virüs döneminde yaşadığımız sınanmalar yetmedi galiba! Ritim denen uyum ve ahenkle aramız iyi değil. En başta kalp ritmimizin şakülü kaymış vaziyette. Piyasalar şirazeden çıkalı çok oldu. Kantarın topuzu ne türlü kaçtı artık kimsenin ilgi sahasına girmiyor!

Süte gelen onca zamdan sonra;

Üç gün önce 61 lira olan çörek otlu peynir ne mi olmuş?

78 lira elli kuruş!

Süzme yoğurt 36 liradan 48 lira elli kuruşa yükselmiş!

Peynir yüz buldu, yüz lira oldu ve aştı.

Kaşar, dağlar aşar misali o da aştı gitti yüz lirayı…

Yürü Peynir, kim tutar seni!

Peyniri tutabilene aşk olsun amma!

Ayran coştu, tere yağ rekora koştu!

Çay da kalktı ayağa, bir kilo çay elli mi desek, 60’ mı?

Bu fiyatları bir tutan, bir yakalayan, önüne set olan, set koyan, set çeken buraya kadar diyen olmalı!

Henüz daha oralara gelmedik havası sürüyor!

Laf faslını pek sevdik, laf faslında takıldık kaldık!

*****

Bu hava sürdükçe, altın fırladı, dolar fırladı! Maaş ve ücretler çakıldı! Keşke hayat sadece domates, biber ve patlıcandan ibaret olsaydı. İşin içinde, gaz var, elektrik var, su var, yağ var, et var, süt var, peynir var, zeytin var, akaryakıt var, kira var, yüksek faturalar var!

İşin içinden çıkabilmek için, milletin neler yaşadığını gelip yerinde görmek lazım. İş sadece bunlarla bitse iyi…Ekmek bozuk paralarla alınma sınırını aşma eğiliminde, kışa varmadan beş lira olur diyenler çok! Öte yandan ekmeğinin derdinde olan insan sayısı milyonlarca…

İş yok, aş yok, evine ekmek götürememe derdi her geçen gün daha da büyüyor!

Asgari ücretlinin durumu ortada! Emekli hiç kimsenin görmek istemediği bir çırpınışın içinde debelenip duruyor. Lafla yürüyen gemiler de karaya oturalı çok oldu. Akıl verenler, baktın kilo ile alamıyorsun tek tek al diyorlar ya…Bizim sıkıntımız, bizim açmazımız, niye diye, neden diye soramıyoruz bir türlü!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.