Yüzyılın Sürgünü ve Kırım

Mustafa Balkan

Rus yayılmacılığının en etkili yöntemleri arasında baskı, zulüm, asimilasyon, zorunlu göç ve sürgün politikaları başta geliyor.

18 Mayıs 1944’de gerçekleştirilen Kırım Sürgünü de bunlardan birisi. Sürgün değil, âdeta Kırım’da yaşayan Tatarların kırımıdır bu asrın sürgünü.

Kırım’da, bir gece ansızın evlerinde uyuyan Kırım Tatarları Rus dipçikleriyle uyandırılmış, sabah gün ağarmadan apar topar evlerinden zorla alınan Kırım Türkleri, ne suç işledikleri dahi kendilerine açıklanmadan “Almanlarla işbirliği” yaptıkları gerekçesiyle hayvan vagonlarına istif edilmek suretiyle Sibirya bozkırlarına bir meçhule doğru gönderilmişlerdi. 1944 Sürgünü, Kırım Türklerini topyekûn yok etme anlamına gelmekte olup, bu bağlamda soykırım olarak

değerlendirilmelidir.

 

***

Bu arada 2013’de Ukrayna Krizi patlak vermiş ve Kırım’da yaşanan gelişmeler ve Kırım’ın

ikinci kez Rusya tarafından ilhakı ile neticelenmişti. Kırım tarihinde kaçıncı kez işgale uğramıştı? Kırım’ın Ruslar tarafından işgal edilişinin üzerinden dört yıl geçti. Ne 73 sene önceki Kırım soykırımını ne de dört sene önce yaşanan ve Kırım tarihinde bir dönüm noktası olan Kırım’ın tekrar işgalini hiç unutmadık.

Unutmayacağız…

Unutturulmasına da müsaade etmeyeceğiz…

 

***

Karadeniz'in kuzeyinde Azak Denizi'nin güneyinde yer alan ve Karadeniz hâkimiyetinin

sağlanmasında önemli bir rol oynayan Kırım Yarımadası, tarih boyunca çeşitli milletlere ev sahipliği yapmıştır. Oldukça stratejik bir öneme sahip olan bölgeye, başta Hunlar olmak üzere Alanlar, Hazarlar, Peçenekler, Kıpçaklar ve Tatarlar gibi birçok Türk kavminin de geldiği bilinmektedir. Özellikle Hazarlar ve Kıpçaklar, bölgede önemli bir etki bırakan Türk kavimlerindendir.

Kırım bölgesi, XIII. yüzyılda önce Cengiz Han’ın ardından da Altın Orda Devleti’nin kurucusu Batu Han’ın hâkimiyeti altına girmiştir. Bundan sonra bölgeye Tatar göçleri başlamış ve bölge, Tatarların sistemli bir şekilde yerleşimine sahne olmuştur. XIII. yüzyılın ilk yarısından itibaren bir Tatar yurdu haline gelen bölgede, Berke Han’ın Müslüman olmasıyla birlikte İslamiyet de yayılmaya başlamıştır. Neticede bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısı üzerinde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Altın Orda Devleti’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan hanlıklardan biri olan Kırım Hanlığı, 1438’li yıllarda Hacı Giray tarafından merkez Bahçesaray olmak üzere kurulmuş olup, anavatanı Kırım bölgesidir.

İnalcık hoca, Hacı Giray’ın ölümünden sonra Kırım Hanlığı’nda başlayan taht kavgaları neticesinde, Karadeniz hâkimiyetini sağlamak isteyen Osmanlı Devleti, 1475’te Gedik Ahmet Paşa komutasındaki donanmasını bölgeye göndererek, Kırım sahillerini Cenevizlilerden almış ve bölge Osmanlı Devleti’nin eline geçmiştir. Diğer yandan taht kavgalarının ardından başa geçen Kırım Hanı Mengli Giray da Osmanlı tabiiyeti altına alınmış ve böylece Kırım Hanlığı için Kırım’ın Ruslar tarafından ilhak edildiği 1783 tarihine kadar yaklaşık üç asır devam edecek Osmanlı himayesi başlamıştır.” diyor.

XVII. yüzyılın sonlarına doğru Doğu Avrupa’daki güç dengelerinin değişmesi, Karlofça ve Azak’taki mağlubiyetler sonucunda Osmanlıların gerilemesi, Rusların güçlenmesi sebeplerle Kırım Hanlığı, ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda gerilemeğe başladı. Kırım’ın stratejik önemi dolayısıyla Rusya, Kırım’ı ilhak ederek, bölgede iktidarının kurulması ve daimi olması doğrultusunda hareket etmiştir. Rusya, Kırım’ın ilhakından sonra bölgede iktidarının yerleşmesi ve kalıcı olması için hemen harekete geçmiş, bölgenin idaresi, nüfusu, toprak sistemi ve kültürel alanlarında reformlar yapmıştır. Kırım’daki Türk kimliğini ve Türk izlerini silmek amacıyla, öncelikle yer isimlerini değiştirme yoluna gitmiştir. Buna göre; Kırım “Tavrida”, Akmescid “Simferopol” ve eski bir Tatar köyü olan Akyar üzerine yeni kurulmuş olan liman şehri de “Sivastopol” olarak isimlendirilmiştir.

 

***

Kısacası, 19. yüzyılın başlarına kadar devam eden Osmanlı-Rus mücadelesi, Rusya’nın Kırım ve Kafkasya’yı işgal etmesi ile sona ermiştir. 1783 yılında Kırım’ın Rusya’ya ilhak olunmasıyla birlikte, Kırım Türkleri için yıllarca devam edecek olan esaret, göç ve sürgün yılları da başlamıştır. Kırım’dan en büyük göç dalgası ise, 1853-1856 Kırım Savaşı’nı takiben on yıl içerisinde olmuştur. Tarihçi Kemal Karpat, 1783’ten 1922’ye kadar uzanan süreçteki göçmen sayısını 1.800.000 olarak tahmin etmiştir. 1944’de sürgüne gönderilenler arasında bulunan yaklaşık 113.000 çocuktan 60 bini, 93.200 kadından 40 bini, 33.600 erkekten 12 bini hayatını kaybetmiştir. Bu rakam, sürülen bütün halkın %46.2’si yani neredeyse yarısıdır.

 

***

Kırım sürgününde vefat edenlere Allah’tan rahmet, geride kalanlarına sabır ve mücadele ruhu vermesini diliyorum. Kırım’da 250 bine yakın Kırım Türkü zor şartlar altında yaşamaktadır. Rusya’nın son işgalinden sonra Kırım halkı, yalnız ve desteksiz, Türkiye ise çok önemli bir kalesini kaybetmekle karşı karşıya kalmıştır.

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

Geçtiğimiz yıllarda yönetim kurulunda bulunduğum Kırım Türkleri Seydişehir Şubesi’nin kıymetli başkanı Mustafa Sarıkamış, Selçuklu Belediyesi ve Meram Belediyesi’nin yardımlarıyla Kırım’a 6 bin adet Kur’an-ı Kerim göndermiştik.

Kırım’a hizmette samimiyet, dürüstlük ve güven başta gelmektedir.

Türkiye ve Türk Milleti Kırım’da yaşayan Kırım Türklerini yalnız bırakmamalıdır. Maddi ve manevi desteğini her zaman esirgemeden her durum ve şartta devam ettirmelidir.

Yaşasın Kırım’a hürriyet ve istiklâl.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.