1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. "Uluslararası İnsan Hakları Sempozyumu"
"Uluslararası İnsan Hakları Sempozyumu"

"Uluslararası İnsan Hakları Sempozyumu"

Sempozyumun sonuç bildirgesinden:- "Özellikle güçlü devletlerin ve bazı uluslararası kuruluşların insan hakları ihlallerine çifte standartlı yaklaştıklarına yönelik artan algı, uluslararası koruma mekanizmalarının saygınlığına ve etkinliğine zarar vermekt

A+A-

İSTANBUL (AA) - "Uluslararası İnsan Hakları Sempozyumu" sonuç bildirgesinde, özellikle güçlü devletlerin ve bazı uluslararası kuruluşların insan hakları ihlallerine çifte standartlı yaklaştıklarına yönelik artan algının, uluslararası koruma mekanizmalarının saygınlığına ve etkinliğine zarar verdiği belirtildi.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) tarafından 6-7 Aralık'ta İstanbul'da "İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek" temasıyla düzenlenen sempozyumda 12'si yurt dışından olmak üzere 27 akademisyen ve insan hakları savunucusu tarafından tebliğ sunuldu.

Açılışına Adalet Bakanı Abdulhamit Gül'ün de katıldığı sempozyumda, evrensel ve bölgesel düzeyde oluşturulan norm ve mekanizmaların insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde önemli katkılar sağladığı görüşü öne çıktı.

Sempozyumun ardından açıklanan sonuç bildirgesinde, devletlerin çifte standarda yol açan uygulamalarından dolayı, bu mekanizmaların bazı noktalarda yetersiz kaldığı vurgulandı.

Çağımızda insan hakları söylemi ve bu konuda hazırlanmış belgeler ile bunların uygulaması arasında artan uçurumun endişe verici olduğu aktarılan bildirgede, şunlar kaydedildi:

"Özellikle güçlü devletlerin ve bazı uluslararası kuruluşların insan hakları ihlallerine çifte standartlı yaklaştıklarına yönelik artan algı, uluslararası koruma mekanizmalarının saygınlığına ve etkinliğine zarar vermektedir. Bu bağlamda, ırk, dil, din fark etmeksizin herkesin insan olması sebebiyle sahip olduğu insan hakları kavramının, kapsayıcı bir biçimde yeniden ele alınarak çifte standarda yol açan uygulamalara son verilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. İnsan haklarının tek eksenli olması ve değer akışının sürekli olarak batıdan doğuya doğru olması sorunlara yol açmaktadır. Bu bağlamda, tek taraflı bir değer akışı yerine, çoğulculuğun, karşılıklı etkileşimin ve kültürel göreceliliğin göz önünde tutulduğu yeni bir yaklaşım benimsenmelidir. Batı eksenli ve birey merkezli olarak ele alınan ve sekülerizmi zorunlu bir ön koşul olarak kabul ettiği varsayılan insan hakları kavramı, esasen diğer medeniyetlerin ve İslam medeniyetinin kadim değerleri gözetilerek geliştirilmelidir. İnsan hak ve özgürlüklerinin gözetilmediği bir kalkınma anlayışının mümkün olamayacağı göz önüne alınmalıdır."


- "Savaş ve terör temel hak ihlallerinin kaynağıdır"

Bildirgede, günümüzde, yaşam hakkı başta olmak üzere en temel hak ihlallerinin başlıca kaynağının, savaş ve terör olayları olduğu vurgulanırken, bu konuda, hem devletlere hem de uluslararası topluma büyük görev ve sorumluluk düştüğü, sorunların sıcak çatışmalara varmadan, barışçı yöntemlerle çözülmesi, yaşam hakkı başta olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğün ihlalini doğmadan önleyeceği ifade edildi.

Çağımızın yakıcı sorunlarından olan terörün, mağdurların yaşam, özgürlük ve güvenlik haklarının sağlanması konusunda yol açtığı sorunlar nedeniyle insan haklarına zarar verdiği belirtilen bildirgede, şu tespitler yapıldı:

"Terör örgütlerinin insan hakları gibi ulvi değerleri kendilerine kalkan yaparak, terör propagandası için kullanmalarının önüne geçilmelidir. Terör eylemleri, insan haklarını açıkça ve ağır şekilde ihlal eden eylemler olup, bununla etkili mücadele için devletin gerekli hukuki tedbirleri alması meşrudur. Tartışmasız olarak, her devletin terör tehdidine karşı meşru müdafaa hakkına dayalı olarak 'terörle mücadele yapma hakkı' olduğu, bütün uluslararası mahfillerde vurgulanmalıdır."

Bildirgede, insana bütüncül, kuşatıcı ve ayrım gözetmeksizin yaklaşan İslam dünyasının kadim değerleri ışığında insan ve insan onuru, özgürlük, eşitlik ve adalet ilkeleri dünyanın merkezinde yer aldığı kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:

"İslam dinini, şiddet ve terörle bağdaştıran bir anlayış kabul edilemez. İnsan haklarının dinamik özelliği göz önünde bulundurulduğunda, insana ve insani güvenliğe saygı duyulması bağlamında insan haklarını yerinden korumacı yaklaşımlar önem kazanmaktadır. Şehirde yapılan her şeyin, alınan her kararın insan hakları süzgecinden geçirilmesini öngören insan hakları şehirleri kavramı gündeme gelmiştir. Bu bağlamda, sağlıklı toplumun yapı taşını oluşturan ailenin gelişmesi ve güçlendirilmesine uygun bir ortam yaratılması ve buna uygun yapılar inşa edilmesi gerekmektedir."

İnsan hakları ihlallerinin tüm insanlığın ortak sorunu olduğu vurgulanan sonuç bildirgesinde, "İnsan hakları, toplumun her kesimi tarafından kullanılabilen ve herkese temel hak bilincini aşılayan bir kavram olarak bütün dünyada hak ettiği yeri almalıdır. İnsan haklarının korunması ve ihlallerinin önlenmesi, yalnızca mağdurların değil, aydın, akademisyen, sivil toplum ve kamu yöneticilerinin yanı sıra empati temelinde her bireyin meselesidir. Bu bağlamda, sivil toplum ve üniversiteler başta olmak üzere, toplumun her kesiminin geniş katılımına ve çoğulcu temsiline dayanan politikalar geliştirilmeli, bu anlamda kamuoyunda bir farkındalık yaratılmalıdır." görüşlerine yer verildi.

HABERE YORUM KAT