1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. Ankara Garı Önündeki Terör Saldırısı Davası
Ankara Garı Önündeki Terör Saldırısı Davası

Ankara Garı Önündeki Terör Saldırısı Davası

10 Ekim 2015'teki saldırıyla ilgili 20'si tutuklu 36 kişinin yargılandığı davada ara kararını açıklayan Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi - Sanık Altıntuğ: - "Halil İbrahim Durgun'a neler olduğunu

A+A-

ANKARA (AA) - Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015'te gerçekleştirilen terör saldırısıyla ilgili 20'si tutuklu 36 kişinin yargılandığı davanın bugünkü celsesi tamamlandı.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada tutuklu ve tutuksuz sanıklar, mağdur ve müştekiler ile tarafların avukatları hazır bulundu.

Duruşmaya, davaya müdahillik ve dava dosyasına gelen evraklara ilişkin sanık avukatları ve sanıkların beyanlarının alınmasıyla devam edildi.

Zaman zaman gerginliklerin yaşandığı duruşmada, sanık avukatlarının beyanlarının ardından sanıklara söz verildi.

Sanık Yakup Karaoğlu, iddianamede kendisi hakkında somut bir delil bulunmadığını ve suçsuz olduğunu beyan etti. Uzun süre tutuklu kaldığını ifade eden Karaoğlu, DAEŞ tarafından mağdur edildiğini öne sürdü.

Burak Ormanoğlu ise önceki savunmalarını tekrar ettiğini dile getirdi. Ormanoğlu, "Benim hakkımda Suriye'de çekilmiş olduğu iddia edilen fotoğraflar var. Bu iddialar doğru değil. Benim o tarihlerde Suriye'de olmadığım pasaport kayıtlarımdan öğrenilebilir." diyerek suçsuz olduğunu öne sürdü.

Sanık Metin Akaltın da iddianamede kod adının "Ebu Eymen" olarak geçtiğini belirterek suçlamayı reddetti.

İddianamede yer alan "canlı bomba eylemcilerinin Gaziantep'ten Ankara'ya getirdiği belirtilen Halil İbrahim Durgun'un içinde bomba olduğu ifade edilen valizle evlerine gelmesi" suçlamasına ise Akaltın, "Halil Durgun bizim evimize karısı ve çocuğuyla geldi. Yanında bir valiz ya da çanta yoktu. Onları eve bırakıp gittikten sonra valiziyle tekrar geldi. Ama valizinde ne olduğunu ben bilmiyorum." savunmasını yaptı.

- "Suriye'ye kaçabilirdik ama Halil'in kaçmaya niyeti yoktu"

Halil İbrahim Durgun'un olay tarihindeki eşi Esin Altıntuğ da suçlamaları kabul etmedi. Eşinin terör saldırısında rolünün olduğunu televizyonlardan öğrendiğini iddia eden Altıntuğ, olayda ihmaller bulunduğunu öne sürdü. Altıntuğ, patlamadan sonra eşi ile Gaziantep'te, diğer sanıklar Metin Akaltın ile eşi Hatice Akaltın'a ait bir evde buluştuklarını ifade etti. Altıntuğ sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ben polisin eve baskın düzenleyeceğini düşünüyordum. Durgun, Akaltın ve Ormanoğlu'nun polis tarafından arandıklarını biliyordum ama buna rağmen Akaltın ve Ormanoğlu alışveriş için şehirde rahatça dolaşabiliyorlardı. O gece eski eşim Durgun benim olduğum odaya hiç gelmedi. Sabaha karşı yanıma geldiğinde Durgun'a neler olduğunu sordum. Bana 'bilmem gerektiği kadarını bilmemi' söyledi ve 'Yapmak zorundaydım, kendimi ispatlamam lazımdı' dedi. Bugünden sonra 5 gün boyunca Suriye'ye kaçabilirdik ama Halil'in kaçmaya niyeti yoktu."

- "Yalvarırım polise teslim ol"

Eski eşi Halil İbrahim Durgun'un bu suçu işlemiş olabileceğini düşünmediğini savunan Altıntuğ, polis kaldıkları eve geldiğinde eşine teslim olması gerektiğini söylediğini anlattı.

Altıntuğ, "Durgun bana Metin Akaltın ile yaklaşık bir aydır beraber olduklarını, bulunduğumuz evi ise yaklaşık 10 gün önce birlikte tuttuklarını ve beraber temizlediklerini söylemişti. Zaten Akaltın ve Ormanoğlu alışveriş için dışarı çıktıklarında üzerlerinden çıkan adreslerden biri bizim kaldığımız evin adresi, diğeri ise polisi yanıltmak için yazılmış başka bir adresiydi. Halil'in yaşamını yitirdiği gün, polis geldi kapıya. Ben Halil'e 'Yalvarırım polise teslim ol' dedim. Halil kapıyı açmadı. Daha sonra bir silah sesi duydum, ardından da bir patlama sesi geldi. Polis orada Halil'i sağ yakalamak istemedi." diyerek olayda polislerin ihmali olduğunu öne sürdü.

Altıntuğ, içinde Ankara Tren Garı önündeki bombalı terör saldırısında kullanılan bombaların olduğu ifade edilen valizi ise görmediğini iddia etti.

- Diğer sanıkların savunmaları

Sanıklardan Mehmedin Baraç da telefonunda çıkan Arapça konuşmaları içeren ses kayıtlarını reddederek, Arapça bilmediğini savundu.

DEAŞ terör örgütü içinde "Ömer Hattap" kod adını kullandığı iddiasını da reddeden Baraç, iddianamade diğer sanıklarla bağının gösterilmediğini, bu konuda somut, soyut iddia bulunmadığını ileri sürdü.

Epilepsi hastası olduğunu, 13-14 aydır da cezaevinde astım hastalığına yakalandığını söyleyen Baraç, 6 aydır boyun ameliyatı olmayı beklediğini ileri sürerek tahliyesini istedi.

Sanık Nihat Ürkmez, herhangi bir örgüt üyesiyle irtibatının bulunmadığını iddia ederek, "İrtibatım görülürse her cezaya razıyım, hiç kimseyle bağlantım olmadığı halde buradayım. Savunacak bir durumum yok. Yarın bir gün Allah'ın huzuruna çıkacağız." dediği sırada duruşma salonundaki izleyicilerden bazıları "Allah'ın adını ağzına alma." diyerek tepki gösterdi.

Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Selfet Giray, salondakileri uyararak, "Tiyatro değil burası, karşılıklı laf atacaksınız." dedi.

Sanık Talha Güneş ise "Yüksekdağ, Demirtaş ve benzerlerinin tutuklanmasını hazmedemiyorlar, bu davayı bir rövanş olarak görüyorlar. Şu mahkemede bir GBT sorgusu yapılsa bunların hepsinin veya akrabasının terör örgütüyle bağı çıkar." dedi. Güneş'in bu sözlerini tekrar etmesi üzerine salondakiler, "Hakaret suçunu işliyorsun. Başkan Bey uyarın, hepimize suç isnat etti, lütfen uyarın." diyerek tepki gösterdi.

Salonda yüksek sesle tepkilerin dile getirilmesi üzerine Başkan Giray, "Herkes ağzından çıkan lafın sorumluğuna katlanacak, laf ağızdan çıkmadan müneccim miyiz biz bilelim, laf ağızdan çıktı. Burada karşılıklı hakaret edilmesine izin vermeyiz." dedi.

Diğer sanıklar da haklarındaki iddiaları kabul etmediklerini belirterek tahliyelerini talep etti.

- Ara kararlar

Verilen aradan sonra Mahkeme Başkanı Giray, sanıkların tahliye taleplerinin reddine ve tutukluluk hallerinin devamına karar verdiklerini açıkladı.

Ayrıca mahkeme davaya müdahillik taleplerinin kabulü, Mehmet Kadir Cebeal, Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun'un otopsi raporlarının beklenilmesine ve bazı sanık ifadelerinde adı geçen, terör saldırısından önce Gaziantep'te görevli polislerin kimliklerinin tespiti için gerekli yazışmaların yapılmasına hükmederek duruşmayı erteledi.

- Terör saldırısı

Sivil toplum kuruluşlarınca Sıhhiye Meydanı'nda 10 Ekim 2015 Cumartesi günü 12.00-16.00 saatlerinde düzenlenecek miting için Ankara Garı önünde toplananların kortej hazırlığı devam ederken, saat 10.04'te 3 saniye arayla 2 patlama meydana gelmiş, ikisi çocuk 100 kişi ölmüş ve 20'si çocuk 391 kişi yaralanmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, saldırıya ilişkin 36 kişi hakkında açtığı davada bazı sanıkların "anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek" suçundan bir kez ve "100 kişiyi öldürmek" suçundan toplam 100 kez olmak üzere 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yanında "terör örgütünün faaliyeti kapsamında 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs etmek, terör örgütünün faaliyeti kapsamında ruhsatsız silah ve patlayıcı madde bulundurmak" suçlarından da 7 bin 631 yıldan 11 bin 750 yıla kadar hapsini istemişti.

Bazı sanıklar için ise "silahlı terör örgütü DEAŞ üyesi olmak" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.

İddianamede, canlı bomba eylemcilerinin, 1990 doğumlu Yunus Emre Alagöz ile açık kimliği tespit edilemeyen Suriye uyruklu kişi olduğu belirtilmişti.

Davanın sanıklarından Mehmet Kadir Cebeal, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin, Gaziantep'te 16 Ekim 2016'da düzenlediği operasyonda ölü ele geçirilmiş, olayda 3 özel harekat polisi şehit olmuş, biri ağır olmak üzere 5 özel harekat polisi ve 4 Suriyeli yaralanmıştı. Davanın firari olan bazı sanıkları aranıyor.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT