Ahmet Hâşim’den Gospodinov’a edebiyatın izini süren yazılar

Ahmet Hâşim’den Gospodinov’a edebiyatın izini süren yazılar
 Muhabir
Yusuf Alpaslan Özdemir’in Edebiyat Ortamı, Kayıp Kayıt, İstanbul Bir Nokta, Kitap-lık ve Ayarsız dergilerinin ekim sayılarında yayımlanan söyleşi ve yazıları, edebiyat gündemini farklı yönleriyle ele alıyor.

Osman Özbahçe’nin Ahmet Hâşim kitabını üç ayrı yazıyla inceleyen Özdemir, Metin Kayahan Özgül’le söyleşisinde edebiyat tarihini, özgünlük ve intihal tartışmalarını gündeme taşıyor; okuma kültüründen Gospodinov’un ölüm temalı hikâyelerine uzanan çalışmalarında ise edebiyat eleştirisi, kültürel hafıza ve eserler arasındaki ilişkiler üzerinde duruyor

Sonbahar yayın dünyası için yeni yayın döneminin başlangıcıdır; eylülden ama özellikle ekim ayından itibaren tüm canlılığıyla hissedilir. Edebiyat dergilerimiz için de geçerlidir aynı hâl. Buna binaen ben de tatil zamanlarını fırsat bilerek bolca okudum ve yazdım. Söz konusu tatil olunca ekim ayı dergilerinde yayınlanan yazılarım da bu bereketten payını aldı.

Edebiyat Ortamı, Kayıp Kayıt ve İstanbul Bir Nokta(eylül sayısı) dergilerinde Osman Özbahçe’nin Ebabil etiketiyle çıkan ve eleştiri dünyamıza bambaşka bir soluk getiren ‘Yüzyılları Birleştiren Şair: Ahmet Haşim’ adlı yaklaşık 600 sayfalık kitabını önemi, tesirleri, iddiaları ile çok boyutlu değerlendirmelere tabi tuttum. Edebiyat Ortamı’nın bu sayısında ayrıca kitap hakkında Osman Özbahçe ile yaptığım söyleşi yayınlandı.

Ben kitabı okurken de kitap hakkında yazarken de, Özbahçe ile söyleşirken de çok şey öğrendim. Umarım aynı hisleri taşırız.

Ayarsız’ın ekim sayısındaki yazımda ise okuma aşkını ve ihtiyacını hiçbir engelin durduramayacağı fikrini öne alan kurgu tarzı ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir yazım yer aldı.

Son olarak İstanbul Bir Nokta dergisinin Ekim-2026 tarihli sayısında Gospodinov ve ölüm irtibatını yazdım.

ÖZBAHÇE VE HAŞİM

Yaz mevsimini Osman Özbahçe’nin Ebabil’den çıkan ‘Yüzyılları Birleştiren Şair: Ahmet Haşim” adlı kitabını okuyarak geçirdim desem yeridir. Adeta yapı söküme tabi tuttuğum bu kitabı odağa alan metinlerim dergilerin eylül ve ekim ayı sayılarında okurla buluştu.

İlk olarak Edebiyat Ortamı ile başlayayım. Dergide Osman Özbahçe ile kitabı merkezinde bir söyleşim ve uzunca bir eleştiri yazım yayımlandı.

‘Edebiyat Ortamı’nın halen satışta olan Eylül-Ekim 2026 tarihli 112. Sayısındaki “Ahmet Hâşim Üzerinden Edebiyat Tarihiyle Hesaplaşma” başlıklı söyleşide Özbahçe; kitabın hazırlık sürecinden, muhtevasına ilk elden bilgiler verdi. Aynı sayıdaki ‘Şiirin Önüne Çekilen Perdeyi Kaldırmak’ başlıklı eleştirel ve uzun yazımda ise kitabı tüm boyutlarıyla irdeledim. Söyleşiyi aynı zamanda blogum üzerinden de okuma şansına sahipsiniz: https://yaozdemirledusunceyesaygi.blogspot.com/2026/09/ahmet-hasim-uzerinden-edebiyat.html

‘Kayıp Kayıt’ dergisinin yeni sayısı, 35. sayı da şu an satışta. “Bir Şairi Şiiriyle Değil, Kimliğiyle Yargılamak: Ahmet Hâşim'e Yapılanın Adı Eleştiri miydi?” başlıklı yazımda Hâşim’e yapılan haksızlıkları, hakkındaki yanlışları devam ettiren kimi merhum kimi hayatta itimat ettiğimiz pek çok ismi Özbahçe’nin yazdıkları çerçevesinde ele aldım. Başta Yakup Kadri, Yahya Kemal, Beşir Ayvazoğlu, Mehmet Kaplan, Orhan Okay, Memet Fuat olmak üzere pek çok kalem erbabını bilinmeyen özellikleriyle belki de ilk kez duyacak ve çok şaşıracaksınız yazıyı okurken. Tanpınar’ın Haşim’e objektif ve hakkaniyetli yaklaşan neredeyse tek isim olduğunu söyleyeyim, Abdülhak Şinasi’yle birlikte. Çok daha fazlasını bulacaksınız söyleşide ve yazılarımda.

Osman Özbahçe’nin ‘Yüzyılları Birleştiren Şair: Ahmet Haşim” kitabına dair son yazım İstanbul Birnokta dergisinin Eylül 2026 tarihli 296. sayısında yayımlandı: “Edebiyat tarihi, eserlerin ve isimlerin yan yana dizildiği kayıt defterinden ziyade hüküm verme alanıdır. Kimin büyük, kimin öncü, kimin anlaşılmaz, kimin millî, kimin yabancı, kimin değerli, kimin tehlikeli sayılacağı çoğu zaman metinlerin gücünden çok, o metinler hakkında tekrar edilen kanaatlerle belirlenmektedir. Bundan mütevellit edebiyat tarihçisinin, eleştirmenin ve araştırmacının ilk sorumluluğu, hüküm vermeden önce bakmak; söylentiye değil belgeye, kişisel husumete değil esere, yerleşik kabule değil hakikate yaslanmaktır. Aksi hâlde eleştiri, edebiyatı anlamanın yolu olmaktan çıkar; şairi veya yazarı itibarsızlaştırmanın kılıfına dönüşür.” diye başlayan “Bir Şairin Üzerine Çöken Yüzyıllık Gölge” başlıklı yazımdan da ziyadesiyle istifade edeceğinizi düşünüyorum.

Edebiyat eleştirisine gönül verenlerin ilgisini daha da bir fazla ilgilerini çekeceğine inanıyorum bu yazılarımın.

whatsapp-image-2026-10-14-at-13-57-57-1.jpeg

KİTAP-LIK’TA M. KAYAHAN ÖZGÜL SÖYLEŞİSİ

Metin Kayahan Özgül, edebiyat tarihi deyince ülkemizde akla ilk gelen isim. Çolpan’dan art arda çıkan ‘Fânûsla Okyanus’ ve ‘Kaknusla İkarus’ da diğer eserleri gibi yeni bilgiler öğrendiğimiz, unuttuklarımızı hatırladığımız kitapları oldu.

Fânûsla Okyanus üzerine Metin hocayla bir söyleşi yapmıştım, ki Edebiyat Ortamı’nın Temmuz-Ağustos 2026 tarihli 111. sayısında yayınlanmıştı. Söyleşinin tam metnine şu link üzerinden ulaşabilirsiniz: https://yaozdemirledusunceyesaygi.blogspot.com/2026/06/fanusun-camn-krmak-edebiyat-tarihini.html

Metin hocanın yine Çolpan’dan çıkan ‘Kaknusla İkarus’u ise karşılaştırmalı edebiyat konusundaydı. Kitap hakkındaki yazımı https://yaozdemirledusunceyesaygi.blogspot.com/2026/06/yusuf-ozdemir-yazdi-kaknusla-ikarus.html adresinden okuyabilirsiniz.

Metin Kayahan Özgül Hoca ile ‘Kaknusla İkarus’ a dair söyleşim ise Kitap-lık dergisinin yeni çıkan 244. sayısında “Müşterek hafızadan intihale, şairin yalanından mağlup metinlere edebiyat kimin malıdır?” başlığıyla yayımlandı. Söyleşide Metin Kayahan Özgül, Kaknusla İkarus üzerinden edebiyatın millî sınırlarını, özgünlük mitini ve yerleşik edebiyat tarihi anlayışını sorguluyor; büyük eserlerin gölgesinde kalan metinlere, unutulmuş ilişkilere ve ihmal edilmiş ayrıntılara dikkat çekiyor: “Metin Kayahan Özgül, Fânusla Okyânus ile başlattığı edebiyat tarihini sorgulama çabasını Kaknusla İkarus ile dünya edebiyatının ortak hafızasına taşıyor. Özgül’e göre mesele, bir fikrin veya sanat biçiminin hangi millete ait olduğunu ilan etmekten ziyade farklı coğrafyalarda ortaya çıkan benzerliklerin, ortak insanlık tecrübesinin ve kültürler arasındaki alışverişin izini sürmek.

Özgül, Doğu ile Batı’yı birbirine karşı konumlandıran alışılmış yaklaşımların yerine, kültürlerin birbirinden beslendiği geniş bir sanat havzasını öneriyor. Mesnevî ile manzum romansı, farklı şiir geleneklerini ve medeniyetlerin ortak sembollerini bir üstünlük yahut taklit tartışmasına hapsetmeden ele alıyor. Bir eserdeki benzerliğin tek başına etkilenmeyi kanıtlamayacağını vurgularken, karşılaştırmalı edebiyatın da parlak fakat dayanaksız yorumlar üretme tehlikesine dikkat çekiyor.”

Söyleşimiz daha sonra özgünlük ile intihal arasındaki sınırı gündeme getiriyor. Özgül’e göre edebiyatın asıl hüneri, daha önce söylenmemiş olanı söylemekten ibaret değil; devralınan bir hikâyeyi, mazmunu veya düşünceyi dönüştürerek ona yeni bir değer kazandırmakta yatıyor. Geleneği yaratıcı biçimde geliştirmekle başkasının başarısından karşılıksız yararlanmak arasındaki farkı belirleyen, sadece benzerlik değil, sanatçının dönüştürme kudreti. Üstelik edebiyat tarihini sadece şaheserler üzerinden kurmak da geçmişin gerçek tablosunu görmeye yetmiyor. Özgül, büyük sanatçıların etkilenmeleri kendi eserlerinde eriterek görünmez kılabildiğini, daha vasat eserlerde ise izlerin çok daha kolay seçilebildiğini savunuyor. Bu nedenle unutulmuş, ikinci derecede görülmüş metinler, edebî alışverişin ve çağın zihniyetinin anlaşılmasında beklenmedik ölçüde önemli olabilir.

Seyahat edebiyatından şiirin yalan ve hakikatle ilişkisine, klâsik Türk şiirinin kaynaklarından Türklerin başka medeniyetlerle tarih boyunca kurduğu ilişkilere uzanan söyleşi, edebiyat araştırmasının yalnızca metinleri yorumlamak değil, edebiyat tarihindeki eksikleri ve yanlışları da ortaya çıkarmak olduğunu gösteriyor. Özgül’ün yıllara yayılan çalışmaları, şiir ile görsel sanatlar arasındaki ilişkiden Sultan Abdülmecid döneminin edebiyatına kadar uzanan geniş bir araştırma alanına işaret ediyor.

KİTAP TAŞIYAN EŞEKLER

Aylık Türk Edebiyatı dergisi Ayarsız’da okuma kültürü, okumada sınırların ortadan kalkması üzerinde düşündürücü, bir o kadar da akıcı kurguvâri bir yazım yayımlandı: “Kitap Taşıyan Eşekler, Tohum Dağıtan Kütüphaneler” Ayarsız’ın Ekim 2026 tarihli 128. sayısında yayımlanan yazım, kültürün insanlara ulaşmasını beklemek yerine insanlara götürmenin ve küçük imkânlarla büyük iyilikler başlatmanın hikâyesini anlatıyor.

Ürgüp’ün Eşekli Kütüphanecisi Mustafa Güzelgöz’den Kentucky’de dağ köylerine kitap taşıyan kadınlara, Kolombiya’nın gezici eşek kütüphanesinden çocuklara ücretsiz kitap gönderen programlara uzanan örnekler, kültürün sınır tanımayan gücünü ortaya koyuyor. İnsan Kütüphaneleri, tohum paylaşım ağları ve üretim atölyeleriyle kütüphaneyi kitap raflarının ötesine taşıyan yazı, her insanın paylaşabileceği bir bilgiye, hatıraya, beceriye veya imkâna sahip olduğunu hatırlatıyor. Büyük projeler ve kusursuz şartlar beklemek yerine eldekiyle işe koyulmayı öneren yazının temel mesajı şu: Kültür, paylaşıldıkça çoğalır; bazen bir kitabın yolunu değiştirmek, bir insanın dünyasını değiştirmeye yeter.

CENAZEDEN SONRA EVE DÖNENLERİN KİTABI

İstanbul BirNokta dergisinin ekim sayısında yayımlanan “Cenazeden Sonra Eve Dönenlerin Kitabı” başlıklı yazımda ise Bulgar yazar Gospodinov’u misafir ediyorum. Daha önce okuduğum ve hakkında yazdığım ‘Bahçıvan ve Ölüm’ adlı romanında babasının ölümü üzerinden okurlarını derin hüzünlere gark eden Gospodinov bu kez ölüm temalı hikâyeleriyle okur huzuruna çıktı. Ben de yazımda bu kitabı değerlendirdim: “Kimin kimi neden öldürdüğünü anlamadığı, sevgiyle güvenin tedavülden kalktığı bir dünyada Gospodinov’un hikâyeleri, ölümün gölgesinde yaşayan insanın iç sesine dönüşüyor. Yazarın anlam karışıklığına set kuran kısa ama ihtişamlı cümle kuruluşlarının ve başarılı çevirinin “Ve Her Şey Aya Büründü’de değerine değer kattığının altını çizerek yazımı hitama erdireyim.”

Yazılarımı odağa almamdan mütevellit elbette edebiyat dergilerimizde çok daha fazlasını bulacaksınız. Örneğin Hece’de Siyaset ve Şiir İlişkisi, Şiraze’de Deneme türü ile alâkalı dosyalar ön plâna çıkıyor.

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.