'Ali Güneri' Röportaj: Erol Sunat
Geçtiğimiz hafta içinde Hakkın rahmetine kavuşan merhum Necmettin Erbakan’ın Konya’da en güvendiği isim olan, Milli Selamet Partisi İl Başkanlığı yapan, Milli Görüş Hareketinin en etkili isimlerinden İş adamı ve Konya siyasetinin önde gelen isimlerinden Ali Güneri’nin anlattıklarının ve hatıralarının birinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.
İLKOKUL ÖĞRETMENİM ŞÜKRÜ TARI’YDI
1936 yılının Nisan ayında Konya’nın Akçeşme mahallesinde dünyaya geldim. İki yaşındayken Babam Uluırmak Burhan Dede Mahallesinde bir ev satın aldı. Buraya yerleştik. Hayatımın önemli bir kısmı burada geçti.
1966-67 yıllarında, bu evimizi sattık. Burhan Dede mahallesindeki evi satan babam, Zafer meydanında İnceminare hizasında Alaaddin’e bakan evlerden, mal sahibi Ali Rıza Beye ait arsayı kat karşılığı yaparak biri ona, diğeri bize ait olan bir evimiz oldu.
İlkokulu Burhan Dede Mahallesinde ki Uluırmak İlkokulunda okudum. 1943 yılında başladım, 1948 yılına kadar orada okudum. Öğretmenim Şükrü Tarı’ydı. Bize çok değer veriyordu. Sınıfın iyilerindendim. Bizim mahalleden ortaokula giden arkadaş sayısı çok azdı. İlkokuldan sonra okula göndermiyorlardı.
Babamın Aziziye Camiinin orada şeker ve şeker mamulleri dükkanı vardı. Beni Ticaret Lisesinin
orta kısmına yazdırdı. O yıllarda defter usulü vergi usul kanunu yoktu. Götürü usulü vardı. Okula rağbet yoktu. Sınıflarımız 8-9 kişiydi, azami on kişiydi. 1950 yılında defter usulü vergi kanunu çıktı. Orta üçüncü sınıftaydım. Sınıflar önce otuza sonra kırka çıktı. Okul doldu herkes okula akın etmeye başladı.
Ders durumum burada iyiydi. İftihara geçtiğim zamanlar oldu. Ortaokulu başarıyla bitirdim. Orta 2-3 sınıftayken Tahir Büyükkörükçü Hoca mahallemizde kapı karşı komşumuzdu. Atçeken Hacı Mehmet Amcanın kızıyla evlendi.
Onun ilk devreleriydi, gençti, dinamikti. Vaazları etkileyiciydi. Hocanın vaazlarına anlattıklarına aşık oldum adeta. Mahallemizde bir arkadaşım vardı İsmail. İsmail hafızdı. Kardeşim gibiydi. Liseye gitmedim. Komşumuz İsmail’in etkisiyle üç yıl ara verdim. Kuran öğrendim. Kuran talimi için Sahip Ata camiinde Sivaslı Mehmet Hoca’dan ders aldım. Topal Mehmet Hoca diye tanınırdı. Gerçek bir talim hocasıydı.
TARİH KİTABI OKUR GİBİ KURAN OKUYORSUN!
Arkadaşlarım Hafız İsmail ve Aydın Tarı, Kapı Camii arkasındaki Kuran kursundan mezundular, Azade Osman Efendi’de okumuşlardı. Azade Osman Efendi Konya’da bir çok hafız yetiştirdi. Kabiliyetli çocukları toplar, onların iaşesini temin eder, yetiştirirdi. Çok özel bir insandı.
Ben bir yıl sonra ona geldim. Bir müddet onda okudum. İyide ezberliyorum. Hocaefendi; Oğlum Ali dedi, sen Hafız olma. Ne sesin var, ne makamın. Sen dedi tarih kitabı okur gibi Kuran okuyorsun.
Bak ortaokulu bitirmişsin. Arapça öğren, diğer okulları bitir. Vaiz ol, hoca ol.
Hafızlığı bıraktım. Değişmez bir doğru gibi kabul ettim. Hala pişmanım. Pisilide Hacı Hami Efendi vardı. Ondan Arapça öğrendim. Hami Efendi Yugoslav muhaciriydi 4-5 yabancı dil biliyordu. Onda uzun müddet Arapça okudum.
Sonra baktım arkadaşlarım Liseyi bitirmiş daha yükseğini okuyorlar. İçime bir ateş düştü. Liseyi bitirmek istedim. Baktım ki, benden 3-4 yaş küçüklerle aynı sınıflarda okuyacağım. Vazgeçtim. Kendime yediremedim. Kalktım İstanbul’ a gittim.
Ticaret Lisesi olduğu için her okula kayıt olunamıyordu. İstanbul’da okuyabileceğim iki okul vardı. bir tanesi Boğazkesen’de Medi İtaliani Lisesi, diğeri Avusturya Lisesi. Üniversite mezunu arkadaşlara danıştım. İkisi de geçerli lisan değil dediler. Avusturyaca öğreneceğine, git İtalyanca öğren dediler. Avusturya Lisesinde Almanca okunduğunu bilmiyorlardı.
İtalyan Lisesine kaydoldum. Dört sene burada okuyarak, bu okuldan mezun oldum. Ben iki kızdan sonra doğmuşum. Bir evin bir oğluydum. Annem beni çok severdi. Eniştem geldi. Annenin senin hasretinden gözleri görmez oldu dedi. Gel evladım, anneni kaybedeceksin deyince döndüm Konya’ya geldim.
Babam bana Aziziye Camiinin arkasında benim üzerime bir dükkan açtı. Burada tahin, helva, şeker mamulleri, lokum imal ediyor ve satıyordum.
Konya’da tahin imal eden altı müesseseydik.
Hacı Rasıklar ve Çöğenler vardı. Birisinin dükkanı eski garajın orada, diğer dükkanları Aziziye camiinin orada, cadde üzerindeydi.
Helvacı Hacı Yusuf, Karaman caddesi üzerinde, amele pazarının oradaydı.
Karaağaçlı Sözbirler Kapı Camii arkasında, İstanbul caddesinde de, Sözbir’in kardeşi İbrahim Sözbir vardı.
Onların beşi, bir de ben altı tahinciydik, altımızda çok başarılıydık. Onlara sorsan tahinciler, terazinin bir kefesine beni, diğerine kendilerini koyarlardı.
BİR GRAM BİLE SİYASETE YAKINLIĞIMIZ YOKTU
Ben çok aktiftim. Başarılı bir şekilde giderken 1969 senesinde İstanbul’dan bir arkadaşımız geldi. İsmail Karaçam adlı bu arkadaşımız İlahiyatçıydı. Kuran hocamızdı. Bizim 8-10 kişilik bir oturma grubumuz vardı. Bu gruba hadis ve fıkıh dersleri verirdi.
Bir gram bile siyasete yakınlığımız yoktu.
İsmail Karaçam Erbakan’a yardımcı olun, çok iyi bir insan dedi. Bizde siyaset yok dedim, biz siyasetten hoşlanmıyoruz.
Ali Bey dedi. Biz onunla sabaha kadar diz dize zikrettik. Bu tam aradığınız adam.
Biraz yumuşadık ama, fazla bir etkisi olmadı.
Bu arada İzmirli Süleyman Karagülle diye bir ağabeyimiz vardı. Kendisi ilim adamıydı. Ona da siyasete pek sıcak bakmadığımı söyledim.
Bak Ali bey dedi; Ahir zaman Peygamberi geldi. Ondan sonra Peygamber gelmeyecek. Erbakan Hoca şu asırda Müslümanlara bir hediyedir. Kıymetini iyi bilin.
Bu anlatımların bize etkisi yüzde seksen olacak bir duruma geldi.
BU SEFERDE DOSYALARINI VERDİK!
Mehmet Tekin diye emekli astsubay bir ağabeyimiz vardı. Hacıveyiszade’nin hizmetini görürdü. Onun gölgesi gibiydi. Hacıveyiszade’yi evine götürmeden evine gitmezdi. Sabah namazında evinden alırdı. Çok muhterem bir insandı.
Dedi ki; 1957 yılında bir rüya gördüm.
Seçimlerden az önceydi. Rüyamda Hocaefendi ile Aziziye Camiinde oturuyorum. İçeriye Adnan Menderes girdi. Hocam ayağa kalktı. Pencerede dosyalar vardı. Onları kucakladı. Adnan Menderes’e verdi. O da o dosyaları aldı gitti.
Sabah uyandım. Baktım namaz vakti. Hemen kalktım. Aziziye’ye gittim. Namazı kıldıktan sonra. Hocaefendi yanıma geldi. Daha ben hiçbir şey söylemeden, kerametini gösterdi ve dedi ki;
Bu seferde dosyalarını verdik!...
Ama o önemli değil dedi asıl müjdeyi yarın vereceğim!...
Ertesi gün tekrar gittiğimde bana dedi ki; bak oğlum Mehmet, ben o günleri görmeyeceğim. Benim o kadar ömrüm yok. Ama sen inşallah o günleri göreceksin. On- on iki sene sonra Konya’da İslami bir hareket başlayacak. O gerçek bir hareket. O günlere yetiştiğinde o ordunun askeri ol mutlaka!...
Mehmet Ağabey’de böyle dedikten sonra Erbakan Hoca ile görüşme kararı aldık.
TAM KIRK GÜN, DAĞ, BAYIR DOLAŞTIK!
O devirde Adalet Partisi ikiye bölünmüştü. Sükancılar diye muhafazakar bir grup var, Demirelciler yeminliler olarak ayrılmışlardı. Önseçimi Konya’da muhafazakarlar kazandı. Milletvekili listesinin 12-13’ünü muhafazakarlar kazandı… Yeminlilere bir şey kalmamıştı. Yeminlilere hiçbir şey kalmayınca olduğu gibi Erbakan Hocanın yanında yer aldılar. Elektrikçi Çoktosunlar, Hanefi Çınar gibi isimler öne çıkıyordu.
Kapı camiinde akşam namazını kıldık. Bir arabayla Meram’da Osman Öz’ün bahçesine gittik. Gece bir- ikiye kadar konuştuk. Biz lisan-ı hal ile onlarla değil, bizlerle çalış demiştik. Beraber oturduğumuz arkadaşlarla biz temiz adamız, iyi adamız bizimle çalış dedik. İkisi Öz kardeşler, Servet Akdoğan, Matbaacı Recep Okumuşlar gibi arkadaşlarımız vardı. Bu arkadaşlar beraber oturduğumuz arkadaşlardı hepsi.
Hocam tabi çok usta. Hem onları, hem de bizi çalıştırdı.
Tamam dedi, yarın sabah namazında Yunak’a gidiyoruz, hazır olun.
Dükkanımız var, tezgahımız var. Bir yandan da söz verdik. İşlerimizi ayarladık. Ertesi sabah Hocamla yola düştük.
Tam kırk gün. Ne ev, ne çoluk, ne çocuk. Dağ bayır dolaştık. Hocamın yanına gelen büyüleniyordu.
Aman Yarabbim o ne büyük heyecan. Gece 10-11 gibi karargaha geliyor, birkaç saat o gün içinde ne yaptıysak onun muhasebesini yapıyorduk. Hocama da abi diye hitap ediyorduk.
Seçimlere iki gün kala Konya’ya geldik. İmanlı Büyük Türkiye mitingi yaptık.
Müthiş bir mitingdi.
Hükümet meydanındaki mitingin bir kolu Mevlana’nın yarı yoluna, bir kolu Alaaddin’in yarı yoluna ulaşmıştı.
Arkadaşlarla ilçeleri bölüşmüştük. Ben Beyşehir temsilcisiydim. Kendi paramla 20 tane otobüs tuttum. Beyşehir civarından 20 otobüs insanı alıp miting alanına getirdim.
ERBAKAN DA ÇEYREK MEBUSLUK OY ALIR GİDER!...
Ertesi gün aynı meydana Demirel gelecekti. Demirel geldi. Onun kalabalığı bizim kalabalığın üçte biri kadardı. Biz o gün Hocayla birlikte gitmedik. Erbakan Hoca Bozkır’a gitmişti. Biz dedik gözlemci olarak kalalım, o günlerde seçim yasağı falan yoktu. Seçim sabahına kadar propaganda yapılabiliyordu. Demirel’i dinleyelim aleyhimize bir şeyler söylerse ona göre tedbir alalım.
Cevap vermemiz gerekirse Şeker Fabrikası yolunda kahvehaneler vardı, oraları kiralayacak ve hazırlayacaktık.
Demirel geldi. Konuşması esnasında, konuşmanın bir yerinde bize çattı. Şöyle diyordu;
Ne istiyor bunlar sizden Konyalılar?
Eline üç otuzüçlük tespih alan Konya’ya koşuyor!
Bundan önceki seçimde, eski Diyanet İşleri Başkanı Konya’dan aday olmuş, seçilememişti.
Demirel onu kastederek, Biri geldi şansını denedi yarım mebusluk oy alamadı, Dedi.
Erbakan’da çeyrek mebusluk oy alır, gider!
Biz hemen Şeker Fabrikası yolundaki 4-5 kahvehaneyi kiraladık. Ses cihazlarından anlayan arkadaşlar boydan boya ses cihazlarını, hoparlörleri ayarladılar.
Matbaacı arkadaşımız Recep Okumuşlar, birkaç yüz bin adet broşür basmıştı. Broşürde şöyle yazıyordu; “Erbakan bu akşam Şeker Fabrikası Caddesinde Demirel’e cevap verecek!”
On tane anons yapan araç tutuk. Broşürde yazan cümleyi Konya’nın bütün sokak ve caddelerinde anons ettirdik.
Millet kavgayı sever. Demirel’e ne diyecek diye Adalet Partililerde geldi. Yer, gök doldu, taştı.
Erbakan Hocam, mutat konuşmasını sürdürdükten sonra Demirel dedi, bize bir sual sormuş şimdi ona cevap verelim. Bazı şeyler söylemiş demiş ki;.
Camileriniz açık değil mi?
Açııık!...
Kuran okumuyor musunuz?
Okuyoruuuz!...
Mevlid Okutmuyor musunuz?
Okutuyoruuuz!..
Sorun bakalım daha ne istiyor bu adam?
Demirel böyle demiş. Dinle Sayın Demirel!...
Eczanelerin girişinde tam karşıda bir Kartal olur. Canlı gibi, tüyleri, gagası, pençesi, kanadı ancak içi saman dolu. İşte biz bu Kartalın canlısını istiyoruz.
Meydan alkıştan yıkıldı.
BEN BU ADAMI ANLAYAMADIM!
O yıllarda Cumhuriyet Gazetesinde yazan köşe yazarı Sadun Tanju vardı. Günlerce Erbakan’ı takip etti. Sonra şöyle yazdı;
Yahu ben bu adamı anlayamadım. Mikrofonda konuşurken, Ecevit mi bu diyorum, Ecevit gibi konuşuyor, insanlar alkışlıyor. Ecevit konuşuyor “ Ecevit Moskova’ya!” diyorlar.
Biraz başka yerde Demirel gibi konuşuyor. yaşa varol diye sabaha kadar alkışlıyorlar. Demirel konuştuğunda, Morison Demirel Amerika’ya diyorlar!...
Erbakan konuşmaya başladığında, herkes mıknatıslanıyordu..
Sonunda 2.5-3 mebusluk oyla Konya’dan Bağımsız Milletvekili seçildi Erbakan.
Mehmet Şevki Eygi bile, oy pusulalarının arkasına mühür vurun diye, oy verenleri yanıltmıştı. Oyların yarısı mühürlü çıktı. Bereket versin, sonuca tesiri olmadı. Meclise girildi.
Seçim sonrasında Erbakan tekrar çıktı geldi.
YAKASINDA MİLLİ NİZAM ROZETİ VAR!
Milli Nizam Partisini kuruyoruz dedi. Hocam dedik. Biz tüccarız. Partili değiliz. Seni seçtirdik, işimiz bitti. Tekrar aday olduğunda gel, yine kırk gün çalışalım.
Çocuklar dedi bu değişlik bir parti. Eski alışkanlıkları olanları seçmeyeceğiz.
Çok zor ikna oldum. Mustafa Özücan diye bir arkadaşımız Başkan oldu. Bende yönetime girdim. Ancak ortalarda bir adamım.
Allah şahit Erbakan’ı gördüğümde aşık oldum. O terbiyeyi, o nezaketi onda gördüm. Gerçekten olağanüstü bir insandı. Yarabbi beni bu adama yakın kıl diye dua ettim.
Milli Nizam Partisi kısa bir süre sonra kapandı.
Yeni kurulduğu devrelerde, bir partili arkadaşımız anlatmıştı.
İmajı şuydu;
Kulu’daki bir otobüs yazıhanesinde, otobüs bekliyoruz.
5-6 yaşlarında bir çocuk, sigara içen bir adamı görünce;
Baba dedi bak adam sigara içiyor.
İçsin oğlum…
Ama baba yakasında Milli Nizam rozeti var!...
Beş altı yaşındaki çocuğun kafasındaki imaj buydu.

Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.