'Ali Güneri' Röportaj: Erol Sunat / 2.kısım
Geçtiğimiz hafta içinde Hakkın rahmetine kavuşan, merhum Necmettin Erbakan’ın Konya’da en güvendiği isim olan, Milli Selamet Partisi İl Başkanlığı yapan, Milli Görüş Hareketinin en etkili isimlerinden İş adamı ve Konya siyasetinin önde gelen isimlerinden Ali Güneri’nin anlattıklarının ve hatıralarının ikinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.
ZİYA ERCAN’IN ATTIRDIĞI İMZA!
Gerekçelerine fazla girmiyorum. Milli Nizam Partisi kapandı. Milli Selamet Partisi Ankara’da kuruldu. Biz yine ilgi göstermedik. Ramazan’ın yirmisiydi. Telefon çaldı. Baktım Erbakan Hocam, biz dedi Milli Selamet Partisini kurduk, Cumartesi günü Konya teşkilatını kurmaya geliyoruz, Konya teşkilatını topla. Telefon edilmesi gereken adam ben değildim. İl Başkanı var, Çoktosunlar var. Ben sıradan bir adamım. Peki dedim.
İnanır mısın bir tek insan gelmedi. Hocam geldi, özür dilerim Hocam dedim. arkadaşlarımızın Konya dışında programları vardı. Yalan söyledim mecburen. Önümüzdeki Cumartesi buyurun gelin dedim.
Hocamı o gece misafir ettik.
Bir hafta sonra Hocam geldi. 70 kişiyle Hocamı karşıladım. Başka bir grup arkadaşları toplamıştım. Milli Selamet Partisinin Genel Başkanı Süleyman Arif Emre idi.
Hocam telefonu açtı. Arif dedi Konya’da 70 kişiyle partiyi kurduk. 15 kişilik bir idare listesi yapıldı. İlk sıraya Elektrik Mühendisi Sami Baysal’ı yazdılar. İstemememe rağmen 15. sırada da benim ismim vardı. Ertesi gün arife. Bunu hemen yazın, yarın saat beşe kadar listeyi netleştirin. Ve evrakları yetiştirin dediler.
Evraklar yetişirse büyük kongreye delege olarak katılabilirsiniz. Gece sahurda geliyoruz, benim hiç vaktim yok.
Biz köylere gittiğimizde, Adil Küçük, Ziya Ercan ve İlahiyat öğrencisi Raşit Küçük ( Karaaağaçlı, şimdi Profesör) bizim karargahı ayakta tutuyorlardı.
Ziya dedim benim devinecek halim yok Sami Baysal’a git, arkadaşlar seni İl Başkanı olarak layık gördüler de, şu evrakı imzalat.
Sami Baysal Başkanlığı kabul etmemiş. Kendince geçerli mazeretleri vardı. Ziya birkaç arkadaşa daha gitmiş.
Saat beşe yarım saat kala dükkana geldi. Dükkan kalabalıktı. Ali Abi dedi, bir imza atsana vakit kalmadı Ben Sami Baysal Başkanlığı kabul etti diye biliyorum. Evraka hiç bakmadan attım imzayı.
Ertesi gün Bayramdı. Sabah dokuz gibi Şeyh Sadrettin Konevi Camiinin imamı Mehmet Kaya küçük oğluyla birlikte bayramlaşmaya geldi.
Abi dedi, inşallah hayırlı olur partiyi de kurmuşsunuz. İnşallah senin Başkanlığında hayırlı olur.
Ne Başkanlığı dedim. Ben Başkan değilim
Gazete öyle yazıyor abi dedi. Hocayı gönderdikten sonra koştum Ziyanın evine. Vakit kalmadı seni yazdım dedi. Bir ay sonra kongre var, istemezsen devam etmezsin.
YA SİYASET, YA TİCARET!
Bir ay sonra Şahin Sinemasında kongre yapıyoruz. İdare heyetini tanzim ettik. Sami Baysal sen Başkan ol, bütün işi ben yapacağım, senin sadece ismin olacak dedi.
Şahin sinemasının sahnesinde perde vardı. Hocam dedi ki, perde açılınca, kongremize hoş geldiniz diyeceksin, şimdi size Sayın Erbakan hitap edecektir, diye beni sahneye davet edeceksin dedi.
Perdeyi araladım. Bir baktım ki ortalık mahşer. Localara varıncaya kadar her yer dolu. O güne kadar müşterilerle konuşmanın dışında bir topluluğa karşı hiç konuşmamıştım.
Hocam dedim, ben konuşamam. Konuş diyorsanız, benim yerime bir Başkasını Başkan yapın.
Hocam Sami Baysal’ı çağırttı. Konuşmaları ve takdimi Sami Baysal yaptı.
Biz partimizi kurduk, kongreyi yaptık 1973 seçimlerine girdik.
Seçimlerde herkes bizim 50-60 Milletvekili çıkaracağımızı söylüyordu. Bizlerde 40-60 arası çıkar diyorduk. Ama Hocam, 250-300 Milletvekili çıkaracağız diyordu. Ama Hocam dedim siz böyle diyorsunuz, neye dayanarak söylüyorsunuz. En yakınınızdakiler dahi buna inanmıyor. Kim o en yakınımdakiler dedi. İsmini söylemem dedim. Söylesem adamı parçalayacak.
Seçim bitti. Hakikaten başarılıyız. Televizyon yok. Radyo akşam saat 09.00’da sonuçları açıklamaya başlayacak. Birkaç arkadaş çağırdım eve . Bir süre oturduk. Onlar gittikten sonra, Hocamla yalnız kaldık.
Hocam dedim her şey bitti bir saat kadar sonra sonuçlar radyodan açıklanacak herkes 50-60 Milletvekili çıkaracaksınız diyor. Siz ise 250-300 diyorsunuz.
Bana bir kağıt ver dedi. Bir parça kağıt getirdim. Olmaz dedi dosya kağıdı getir.
Dosya kağıdını getirdim. Yaz bakayım dedi. 67 ili baştan sona alt alta yazdım. İl il ne kazanacağımızı tek tek yazdırdı. İki ilde yanıldı.
Seçimi kazandık. CHP ile o dönemde koalisyon yaptık. Bu arada İl Başkanlığını temelden yapıyorum. Sana yardım edeceğim diyenlerde yok ortada.
Dükkana giriyorum. Gelenler müşterimi partilimi bilemiyorsun. Adama ne istediğini sorduğumda. Ermenek’e bir çeşme yapılacaktı, ne oldu diyor adam.
Babamın küçük bir dükkanı vardı. Eniştem Kapı Camiinin orada katıkçılık yapıyordu. Fazla bir şey kazanamıyordu. Ona gel dedim ortak yaptım dükkana. Babamda var. Olduk üç ortak. Bir süre sonra ortaklarım bana rest çektiler.
Ya siyaset, ya ticaret dediler. Onlara kızdım. Hesabı kestim. Dükkandan ayrıldım. Toptancılarda 350 metrelik bir dükkanım vardı onu sattım. İbrahim Laleli ile ortak bir teneke fabrikası kurdum. İbrahim’in az bir hissesi vardı, büyük hisse bana aitti.
Fabrikayı ona teslim ettim. Bana dedim nerde kaldın, neden gelmedin demeyeceksin. Gece gündüz tam kapasiteyle siyasete döndüm.
İSTİFA DİLEKÇEMİ HOCAM KABUL ETMEDİ!
İl Başkanıyım Erbakan Hocamla aday tespiti yapıyoruz. Kendi birinci sıra. Eline kalemi aldı, bana döndü ve sordu, aday mısın? Hayır dedim, rahatladı. Sonra Reşat Aksoy, Şener Battal diye yazmaya başladı.
Koalisyon döneminde Hocamın üstün performansı, Ecevit’in etrafındakileri kıskandırmıştı. Koalisyonu bozdular. Daha sonra birinci ve ikinci MC Hükümetleri kuruldu. O hükümetlerde parti olarak yer aldık.
Önde fazla koşarsanız düşmanlarınız artıyor. Ali Güneri, Oooo…şöyle yapıyor, böyle yapıyor, rüşvetti, bilmem neydi. Paramla pulumla koşuyorum. Çalışıyorum. Mebusluğu reddetmişim. Bir sürü dedikodu.
İstifa dilekçesini yazdım. Ankara’da aldım soluğu. Altımda 280 Mercedes bir araba var. İki saatte varıyorum Ankara’ya.
Ankara’ya vardım, Hocamın odasına girdim. İçeri girişimden anladı. Zeki adam.
Ali beye bir çay getirin dedi, gelen çayı içtim.
Hocam dedim. Ali beye bir çay daha getirin dedi. Ben dedim ömrümde üst üste iki çay içmedim. İç dedi, bizim çayımız içilir.
Tekrar Hocam dedim, bir çay daha getirin dedi, onu da içtim. Ancak sakinleştim. Hocam demek ki benim halimi görüyor.
Hocam dedim, ben yıprandım.
Yıpranma Yahudilerin icat ettiği bir şeydir dedi. İslam’a hizmet eden adam yıpranmaz. Ama yara bere alır. O da şeref madalyasıdır.
Hocam dedim hakkımda çok dedikodu oluyor şöyle şöyle diyorlar. Bu görevi bir başkası yürütsün.
Erbakan Hocam, bak Ali Bey dedi senin hakkında konuşulanları akşam başını yastığa koyduğunda şöyle bir düşün senin hakkında konuşulanlar içinde ola ki doğrular olabilir. O zaman kendini düzelt. Yoksa şükret. Ben onların dediği gibi değilim de. İftira ancak şahidini helak eder.
Ve o sene İl Başkanlığı ile birlikte ikinci kongrede Genel İdare Kuruluna seçildim. Hem de on kişinin yer aldığı Başkanlık Divanına üye oldum. Her hafta Ankara’ya gidiyordum. Öyle çalıştık.
KEÇECİLER’İ DÖRT YIL ÖNCESİNDEN ADAY YAPMIŞTIM!
Ben 1980 İhtilaline kadar Konya MSP İl Başkanıydım. İhtilalden bir hafta önce burada bir miting Kudüs mitingi yaptık. O günlerde Yahudiler Kudüs’ü Başkent ilan ettiler. Biz İsrail’i kınadık. Dışişleri Bakanı İsrail’i destekler bir şekilde konuşunca gensoru ile onu düşürdük.
Hocam, Kudüs’ün Yahudilerce Başkent ilan edilmesini telin için Konya’da bir miting yapacağız dedi.
Konya o günlerde gergindi. Şartlar uygun değil dedim. Yapmasak iyi olur.
Bu mitingin Konya’da yapılması lazım dedi.
Israr ediyorsan tamam dedim.
Keçeciler Belediye Başkanı.
Biz seçimlerde 3. Parti olmuştuk. Bu bize çok dokundu. Seçim bitti. Üç ay geçtikten sonra. 4 yıl sonraki seçimlere hazırlanmaya başladık. Çok iyi bir aday bulmamız lazımdı.
Mehmet Keçeciler Tahir Hocanın hanımıyla teyze çocuklarıydı. İyi bir çocuktu. Rize-Fındıklı’da Kaymakamdı. Bana Oğuzhan Asiltürk’e söyle Mehmet’i yanına alsın diyordu.
Keçecileri Konya’ya davet ettik. Seçimlere 3.5 sene var. Bizim Belediye Başkan adayımız sensin dedik.
Biraz nazlandı. Ona şehir teklifi gibi geldi. Sonunda evet dedi.
Seçimlere iki yıl kala, Keçeciler, Ali bey dedi, ben dedi İlahiyat Mezunuyum, Siyasal Mezunuyum. Ancak Şehircilik konusunda yetişmem lazım. İçişleri Bakanlığı Kaymakamlar arasında bir imtihan yapıyor. Birinci olanı Fransa’ya Sorbonne Üniversitesine 1.5 yıllığına şehircilik tahsiline gönderiyor. Bana yardımcı olabilir misiniz dedi.
Keçeciler imtihana girdi. Üçüncü oldu. Atilla Koç İçişleri Bakanının Sekreteri.
Atilla’ya imtihan heyetini bir çağır konuşalım dedim. Söz sahibi olan 2-3 kişiyi çağırdık dedim ki ben yetkiliyim ne istiyorsanız yerine getirelim. Pazarlık yaptık. Biz onların teklifini kabul ettik. Onlarda Keçecileri birinci yaptılar. Böyle birinci oldu yani.
Keçeciler birinci ilan edildi ve Fransa’ya gitti. Okulu dünya ikincisi olarak bitirdi. Birinci bir Cezayirliydi.
RIZA’NIN YERİNE AHMET REMZİ HATİP’İ YAZDIM!
Çok yoğun bir koşuşturma içindeydim. Çoluk çocuk babamın yüzünü göremeyecek miyiz diyorlardı. Edirne’den Kars’a kadar koşuyorduk. Gençtik, yorulmak bilmiyordum ve bu işi seviyordum. Mebus olmam için çok baskı yapıldı. Ben dedim Mebus olmam. Daha da üstüme gelirseniz istifa eder, dükkanıma geri dönerim dedim.
Çocuklarımın içinde siyasete en meraklı Rıza idi. Bu partide doğup büyüdü. Çocukluğundan beri bu işin içindeydi. Çokta çalışıyordu.
Bir haber gelirdi, Abi çocukları içeri almışlar derlerdi.. Gider bakardım Rıza içlerinde en önde. Afiş yapıştırmışlar, nezarette.
1995 yılında Hareket Partisi ile birlikte seçimlere ortak olarak girdik. Rızayı Ankara Konya’dan listeye yazmış.
Ahmet Remzi Hatip’te Karaman’dan aday. Ortak olunca biri Hareket Partisinden, birde Zeki var. Müsteşarlıktan getirip aday yaptığımız. Ahmet abi dışarıda kalmış . Baktım mahzun son derece bozuk. Hayırdır dedim. Beni dedi aday göstermemişler.
Yanlışın var dedim. Konya seni yazmış.
Yok dedi, ben listede yazılı değilim.
Ben gördüm dedim.
Rızayı çıkardık, Ahmet Remzi Hatip’i yazdık.
Rızayı çağırdım. Bak oğlum dedim. Bütün peygamberlerin hayatını tetkik et ne diyorlar hepsi biz senden bir ücret istemiyoruz. Bizim ücretimiz Allah’adır Biz ücretimizi Allah’tan alalım. Rıza hay hay baba dedi. Hiçbir şey söylemedi.
Bunu Erbakan Hocam duymuş. Bak dedi dört oğlun var, birini bana zekat olarak vereceksin. Zekat olarak Rızayı siyasete verdim.
Onu önce mebus ,sonra Bakan yaptı.
BANA ERKEKÇE SÖZ VER!
Hükümet kurmak için Çiller’le anlaştık. İstanbul’dayım. Mehmet Karaman beni bir akrabamın evinde aradı buldu. Gece bir-iki, Ali bey yarın hükümet kuruluyor Konya’dan bakan kim? Hocam Konya’dan bir Bakan ismi istiyordu. İki Profesör vardı. Bakan olacak kapasitede ve liyakatte değillerdi. Diğerleri gençti. Geriye Veysel Candan kalıyordu.
Veysel bir oylama sırasında ben vicdanımın sesini dinlerim, parti disiplinine uymam demiş.
O zaman dedim bana yarın saat dokuza ona kadar müsaade edin Veysel’le bir konuşayım.
Veysel’e neden böyle yaptın dedim. Bana erkekçe söz ver, bu işte vicdan, cüzdan yok. Bu iş parti disiplini işidir. Genel Başkana biat etmeden bu dava yürümez. Genel Başkan Kurandan sünnetten mi uzaklaştı? Böyle bir şey yok.
Söz mü, söz abi dedi.
Erbakan Hocamı aradım. Tamam dedim ben Veysel’den söz aldım. Tam anlamıyla uyumlu çalışacak dedim.. Veysel olmaz dedi. Onun beğenmediğimiz bir hareketi daha var, olmaz. Konya’dan Bakan yapmak zorunda mıyız? Sen Genel Başkansın dedim, sana akıl öğretecek değilim. Ne biliyorsan onu yapabilirsin. Hiçbir şey yapmak zorunda değilsin.
Allah, Kuran hakkı için ben Rıza’nın Bakan olduğunu televizyondan öğrendim. Rıza da bende televizyondan öğrendik Rızanın Bakan olduğunu.
Hatta Rıza Ankara’da Öğretmen evinde kalıyormuş. Konya’ya gelmek için arabaya eşyalarını koyarken Hükümet kurulmuş ancak Bakanlar kurulu açıklanmamış.
Tam diyor eşyalarımı koydum. Zaman gazetesinden bir gazeteci geldi. Abi tebrik ederim Bakan olmuşsunuz dedi. Ne Bakanı dedim, isminiz okunuyor abi dedi.
Rıza hemen içeriye gidiyor, televizyonda bakıyor ki, kendi ismi söyleniyor. Ondan sonra eşyalarını indirmiş arabadan.

Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.