'Ali Güneri' Röportaj: Erol Sunat / 4.kısım
Geçtiğimiz hafta içinde Hakkın rahmetine kavuşan, merhum Necmettin Erbakan’ın Konya’da en güvendiği isim olan, Milli Selamet Partisi İl Başkanlığı yapan, Milli Görüş Hareketinin en etkili isimlerinden İş adamı ve Konya siyasetinin önde gelen isimlerinden Ali Güneri’nin anlattıklarının ve hatıralarının dördüncü bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. (EROL SUNAT)
GIDA FABRİKASI DEĞİL, GIDA ŞEHRİ KURACAKTIK!
Benim bir projem vardı ticarette. Erbakan Hoca meşhur Arap zenginlerinden, trilyonerlerinden, banka sahiplerinden yirmi kişiyi. Suudi Arabistan’dan Konya’ya getirdi.
Üç gün Konya’da misafir ettik.
Onlara benim projeyi anlattık
Projem şuydu; Gıda Fabrikası değil, Gıda şehri kuracaktık. Un, unlu mamuller, undan ne yapılırsa…
Şeker, şekerli mamuller, şekerden ne yapılırsa…
Yağ, yağlı mamuller, yağdan ne yapılırsa…
Onlara anlattık, çok beğendiler.
Bak dedim şartlarını tam olarak söyleyemem
Ancak, batıda bile olsalar, doğuda bile olsa, Anadolu’da bile olsa gıda ile ilgili bir adım attıklarında gelip ilk önce size soracaklar.
Unda, yağda, şekerde dünyanın en büyüğünü kuracaktık.
Onun bütün yan sanayisini kuracaktık, olmadı!
Maşallah, ben çocukluk arkadaşım Kadir Helvacızadeyi çok takdir ediyorum. Çiçek yağıyla başladılar. O bile belli bir ses getiriyor. Bir de yağın bütün çeşitlerini ürettiklerini bir düşünün.
EĞER NE YAPACAĞIM DİYE SORARSAM NAMERDİM!
Bizde sülalemizden gelen bir aile düzeni var. şimdi Mustafa, Rıza’dan 1.5 yaş küçük. Bana yaptığı hürmeti abisine de yapar. Onun yanında konuşamaz. Azarlasa cevap veremez.
Dayım 65 yaşındaydı. Babam dayısının yanında sigara içemezdi. Halende o devam ediyor.
Kısmet olsaydı, Allah takdir etseydi Hamyağ fabrikası olurdu.
Aslanlı kışla civarında bir yer aldık. Hakiş diye de bir şirket kurduk. Başarısız olduk. Yürümedi. İhtilalle başlayanların hepsi başarısız olmuş değil, biz başarısız olduk. Neden Tecrübesizdik. Şirket nedir bilmiyorduk.
Mesela en sağlam GESAŞ’tı.
Şimdi Ülker’in üç beş gömlek ileride olmalıydı.
Ona verdiğimiz parayla arsa alsaydık bunun beş misli olurduk. Böyle ticaret olur mu?
Ne yaptıysam hep başarısızlıkla sonuçlandı.
Siyasette ise arkama dönüp bakıyorum. Yapmak isteyip de yapamadıklarım, yaptıklarımın çok üzerinde.
Kendimi başarılı görmüyorum. Ama insanlar beni başarılı görüyorlar.
Bizim parti bazı şirketler kurdu. Bazılarına teşebbüs etti. Hocam bazılarının başına geçmemi istedi. Israr etti, baskı yaptı.
Ne o şirketlere girdim.
Ne bir tek hisse aldım.
Ne de gir diye birine tavsiye ettim.
Hocama da şunu söyledim;
Bak Hocam dedim ben seninle siyaset yapmaya geldim, ticaret yapmaya gelmedim.
Ticari şeylerdeki anlayışımız birbirimizden farklı.
Yoksa birbirimize olan saygımızı yitiririz.
Siyasette Kars’a gideceksin, iki sene de askerlik yapacaksın de,
Eğer ne yapacağım diye sorarsam namerdim!
Gider orada iki sene askerlik yaparım. Siyasete girdim, Erbakan’la girdim.
DİLİNİN ALTINDA NE VAR?
Hatırlarsanız, İhtilalden sonra Büyük Türkiye Partisi kuruldu. O partinin kuruluşundan sonra Şaban Karataş Konya’ya geldi.
Onunla eski bir dostluğumuz var, ama şöyle;
Erbakan’ın Şaban Karataş’a ihtiyacı olursa, bana söylerdi Şaban Hocayı bana bul getir derdi, ben de Hocayı bulur Erbakan Hocamla görüştürürdüm...
Şaban Hoca, Erbakan’la görüşmek istediğinde, bana gelirdi. Bana söyler beni Hocamla görüştür dediğinde görüştürürdüm.
Bu kadar bir tanışıklığımız var.
Konya’ya geldi. Benimle yatıyor, benimle kalkıyor
Benim Mustafa’nın düğünü var. Mustafa’nın da nikah şahidi oldu.
Beni yemeğe Tavus Babaya Merama yemek yemeğe götürdü. Lokanta içkili olunca, dışarıya masa kurdurdu.
Orada baş başa görüştük.
Hoca dedim, dilinin altında ne var?
Nedir bu ilgin?
Dedi ki;
Politika hakkında ne düşünüyorsun?
Politikayı sevmem hayatımda hiç yapmadım!...
Yapma…
Sevmem…
Nasıl yapmadın?
Yapmadım…
İl Başkanlığı yaptın. Genel İdare Kurulu üyeliği yaptın. Başkanlık divanında görev aldın. Bunlar ne?
O senin dediğini son dönemde yaptım.
Bak Ali bey dedi.
Beni Demirel gönderdi.
Sizi çok seviyor, Ali beyi ikna et, Konya’da Büyük Türkiye Partisini kursun diyor.
Eğer yapacağınız İslam’sa köy bekçiliği olsa yaparım tercih hakkım yok dedim.
Ama bu parti kuruculuğundan pek hoşlanmıyorum dedim
Demirel Konyalı birini görse hemen bana selam gönderirdi.
12 Eylül öncesinde, koalisyon döneminde MHP’ler arabamı bombaladılar.
Emniyet Müdürü Hamza Esin’di.
Demirel’le görüşüp Hamza Esin’i Konya’dan ben aldırmıştım, iki tane Bakan göndermişti.
O olayda, Ramazan’da gündüz gazeteye, akşam da arabaya bomba koymuşlar.
ANADOLU’DA YARIN’I ZİYA TANRIKULU’NDAN SATIN ALDIM
Partide İl Başkanıyım. Gazetesiz olmuyor. Adamlar bir şey yazıyor böyle değil diyorsun.
Bizi kaale almıyorlardı.
Bir gazetemizin olmasının iyi olacağı intibaı uyandı.
Anadolu’da Yarın gazetesinin sahibi Ziya Tanrıkulu sıkıntıdaymış. Onunla görüştüm.
Gazeteni bana satar mısın, dedim.
Gazeteyi kendi paramla satın aldım.
Konyada’ki gazetecilik çok zarar ediyordu. Lüzumsuz haberler yazılar çıkıyordu.
Merhaba olduktan sonra biraz daha düzeldi.
Gazetenin Anadolu’da Yarın olan adını değiştirdik.
Herkesin çok kolay hatırında kalacağı bir isim olsun diye, adını “ Merhaba” koyduk.
Herkes birbirine merhaba diyor ya. Gazetenin adını ben koydum.
ARİF ETİK, OLAĞANÜSTÜ BİR İNSANDI
Kitap okumaya çok meraklıydım. Arif Etik Hoca vardı. Türbe önünde köşede, hocanın kitapçı dükkanı bulunuyordu.
Okuyacağım kitapları o seçerdi. Olağanüstü bir insandı.
Diploması falan yoktu. Ona önce dışarıdan İlkokul imtihanlarına girdi, kazandı, diplomasını aldı.
Daha sonra diğer okulları dışarıdan bitirdi ve Konya İlahiyata Farsça Hocası oldu. Uzun yıllar Konya İlahiyatta çalıştı ve oradan emekli oldu.
Yüz tane profesörü üst üste koysan çeyrek bir Arif Etik etmezdi.
Seçimlerin birinde partimiz 9.70 oy aldı. Yüzde onluk barajı geçemedi. Kıl payı kaybetti.
Hemen çıkmış gelmiş.
Buyur Arif abi dedim…
Yahu dedi barajı geçeceğinizi ümit ediyordum dedi.
Kıl payı kaybettik Arif Abi dedim.
Dur dedi sana Mehmet Akif’ten bir menkıbe anlatayım. Her olayda önemli bir şey naklederdi ;
Bir beldede oranın zengin ağasının konağına bir hırsız dadanmış.
Eve bir girmiş, üç girmiş, beş girmiş.
Bir türlü yakalanamıyormuş.
Ağa tedirgin bir türlü uyuyamıyor.
Evin hizmetkarlarından biri bir gün nefes nefese gelmiş.
Ağam demiş, yakaladık o hırsızı.
Hani nerde?
Bahçede ayağından ağaca astık.
Ya demiş elleri, elleri bağlı mı?
Değil demiş hizmetkar.
Eyvah demiş ağa, şimdi çözer o ellerini kaçar, gider.
Yok ağam kaçamaz!...
Ne demek kaçamaz?.
Biz nasıl ellerini bağlamayı akıl edemediysek, o da ayaklarını çözmeyi akıl edemez!
Bu millet ne ellerini bağlamayı akıl edebiliyor, nede ayaklarını çözmeyi akıl ediyor!...
Onun için üzülüyoruz, millete kahrettiğimizden değil.
Benim inancım var çok şükür.
Bu millet Tayyip Beye verdiği oyu Erbakan’a verseydi. Vallahi diyorum insanlık tarihinin akışı değişirdi. Yeni bir dünya kurulurdu. Dengeler değişirdi.
Onun D-8’ler projesi olağanüstü bir projeydi.
YANINIZDAN GEÇER GİDERİZ
Daha önce Kıbrıs’a iki gemi asker yüklendi, geri getirildi. Talimatlar, tehditler yağdı.
Hocama da dediler ki, bizim gemiler karşına çıksa ne yapacaksın?
Yanınızdan geçer gideriz dedi.
Kıbrıs’a gitti.
Şu anda 12 yerde kan akıyor. Müslüman kanı akıyor Uzakdoğu’da Çinliler acımasızca öldürüyorlar. Dünya seyirci.
Müslümanların liderlerini yakalayıp akıl almaz işkenceler ediyorlar. Kendileri televizyonlarında açıklıyorlar, şöyle oldu, şöyle oldu diyerek.
Şurada Mısır, işte Libya, işte Filistin, işte Gazze…
Sadece Müslüman kanı akıyor.

Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.