Askerlikten doktorluğa
Babası astsubay olduğu için küçük yaşlarından itibaren asker olmayla ilgili isteği olduğunu ifade eden Çocuk ve Genç Psikiyatri Uzm. Dr. Funda Öztürk işin içine girdikten sonra asker olmanın, üniforma giymenin çok güzel ama bir o kadar da zor olduğunu belirtti.
12 yıllık mesleki deneyime sahip Çocuk ve Genç Psikiyatri Uzm. Dr. Funda Öztürk, ilk olarak Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ni kazandığını bu sürecin kendisi için zorlayıcı olduğunu fakat süreçte komutanlarından ve arkadaşlarında destek gördüğünü dile getirdi. Çocuk ve ergen psikiyatri alanının 0-18 yaş aralığını kapsadığını söyleyen Öztürk, “Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ni kazanmıştım. Babam emekli astsubay olduğu için asker olmayla ilgili bir isteğim vardı. İşin içerisine girdikten sonra asker olmanın zor olduğunu gördüm. Üniformanın giymek çok güzel ve gurur verici fakat işin ciddiyeti herkesin kaldırabileceği bir durum değil. Benim açımdan da zor bir süreç oldu. Ama arkadaşlarım ve komutanlarım hep desteklediler. İnsan faktörlü değil de işin kendi zorluğuyla alakalı bir durumdu. 3 yılın sonunda Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden ayrılmak istedim. O dönemde istifa etme hakkımız vardı. İstifa edip Afyon Kocatepe Üniversitesi’ne geçiş yaptım. 3 yılda orada okuyarak tıp eğitimimi orada tamamladım. Alanımda 12 yıllık mesleki tecrübeye sahibim” dedi.

KÜÇÜK YAŞTA KURALLAR KONULMALI
Çocuk ve ergen psikiyatri alanının belirli yaş grubunu kapsadığını belirten Öztürk, ailelerin çocuklara sınır koymakta zorlandığını vurgulayan Öztürk, “Çocuk ve ergen psikiyatri uzmanlık alanı 0-18 yaş aralığını kapsıyor. Belirli durumlarda 23 yaşına kadarda gözlemde bulunabiliyoruz. Çocuklara özgü mesela, otizm gibi tanıları olan bireyler mevcut doktorlarıyla 23 yaşına kadar tedavilerine devam edebiliyorlar. Çocuk ve gençler bizim geleceğimiz. Ebeveynler çocukları iyi, mutlu olsun istiyor. Bu dönemde ebeveynlerin daha çok sınır koymayla zorlandığını görüyoruz. Ebeveynler genellikle kendi büyüdüğü dönemdeki zorlukları çocukları yaşamasın istiyor. Biraz sınır koymayı esnetmeye çalışıyorlar. Bu da çocukların özellikle ergenlik döneminde söz dinlememelerine ve karşı gelmelerine sebep oluyor. Bizlerin ebeveyn olarak doğru ve yanlışı öğretirken yol gösterici olması sınır koyarak gerçekleşebiliyor. Bu sınırlar şu şekilde: Yemek yeme ve uyuma uyanma saatiyle başlıyor. Aslında her şeyimiz bir sınır. Toplum içerisinde oturup-kalkmak, ders dinlemek, mevsime ve ortama uygun giyinmek, kavga etmemek, sorunları akılcı bir iletişimle çözmeye çalışmak gibi. Çocuklar da bizi izleyerek öğreniyor. Trafikteki davranışlarımız, evdeki davranışlarımız ve ev içi iletişim tarzımız bizden çocuklarımıza yansıyor. ” diye konuştu.
YAŞA UYGUN İLETİŞİM SAĞLANMALI
Çocuklarda yaş gelişimine bağlı olarak onların anlayabileceği bir dille iletişim kurulması gerektiğini aktaran Öztürk, “Çocuklarla iletişim onların anlayabileceği bir dil ile kurulmalı. Aslında çocuktan çocuğa göre değişiyor. Yaş, gelişim dönemlerine göre şekilleniyor. 0-6 yaş daha ebeveyne bağımlı olduğu için anne-babanın sözünü dinlemeleri daha kolay oluyor. O dönemi iyi değerlendirmek gerekiyor. O dönemde bol bol çocuğunuzla oyun oynamamız gerekiyor. İlişkimizi sadece kurallar çerçevesinde değil aynı zamanda şefkat açsından da geliştirmemiz gerekiyor. 6-12 yaş aralığı okul dönemi. Bu dönemde çocuğumuz bizden artık ayrılmaya ve topluma karışmaya başlıyor. Burada da çocuğumuzun davranışlarını gözlemleyerek arkadaş çevresini takip etmeliyiz. Ödevlerinde yardımcı olmamız, gün içerisinde neler yaptığıyla ilgili sohbet etmemiz gerekiyor. Bunları yaparken kullanacağımız dil ise yine onun anlayacağı bir dil olmalı. Ona sadece derslerin nasıl geçti günün nasıl geçti diye sorularla kalmamalı. Daha detaylı öğrenebilmemiz için mesela, bu gün seni üzen bir olay oldu mu ya da mutlu olduğun bir olay oldu mu diye daha detaylı ve meraklı bir şekilde sormalıyız. Derste parmak kaldırdın mı, öğretmenin ne anlattı gibi biraz daha detay sorular sorabiliriz. Evet- hayır sorularından ziyade ucu açık sorular sorabiliriz. Ergenlik sürecinde biraz daha iletişim kurmak zorlaşıyor. Ayrı bir birey olduğunu düşünen ergen, anne-babayı çok beğenmez. Arkadaş çevresi onun için daha önemlidir. Çok küçük çocukmuş gibi sıkmak ya da büyük yetişkinmiş gibi bırakmak da doğru değil. İkisiniz ortasını bulmak gerekiyor. Biraz daha kontrollü davranmak gerekiyor. Kontrolden kastım her an nerede olduğunu takip edecek kadar kısıtlamak değil ama gece 1de 2de dışarı gezmesine izin vermek de değil.” ifadelerini kullandı.

ONLARI İSTİSMARDAN KORUMALIYIZ
Çocukları en çok istismarın etkilediğini söyleyen Öztürk şu şekilde konuştu: “Travma olarak nitelendirilen istismar: Cinsel, ruhsal ve fiziksel olan istismarlardır. Mesela cinsel istismardan korunması için küçük yaşlardan itibaren özel bölgelerinin tanıtılması ve uygun olmayan dokunmaya karşı çocuklarımızı eğitmemiz gerekiyor. En başta aile tarafından fiziksel istismar; şiddet uygulanmaması gerekiyor. Cinsel istismara maruz kalmış çocuğun dışarıda uygulama ihtimali daha yüksek oluyor.
Ayrıca farkına varmadan yaptığımız ihmaller de çok önemli. Çocuğumuza sevgi ve şefkati esirgemeden gerekli ilgiyi göstermemiz gerekiyor. Okulda ne yaptığını, gününün nasıl geçtiğini sormak, arada nasıl olduğunu sormak önemli. Kurallar bazen esneyebilir ama sadece kural değil sevgi ve şefkat de önemli. Huzurlu ve mutlu bir evde büyüyen çocukla, mutsuz ve huzursuz bir evde büyüyen çocuk aynı olmaz. Çocuğumuz için yapabileceğimiz en iyi şey huzur ve güven ortamını sağlayabilmek.”
AFETLERLE İLGİLİ SORULAR CEVAPLANMALI
Oluşabilecek afetler hakkında çocuğun ihtiyacı halinde gerekli bilgiyi onun anlayacağı şekilde öğretmemiz gerektiğini altını çizen Öztürk, “Ne zaman başımıza ne gelebileceğini bilemeyiz. Deprem konusunu öncesinden çocuğumuzla konuşmamız gerekiyor. Soruları varsa bunları yanıtlamak gerekiyor. Çocuğun korku ve kaygısını yok saymak, bastırmak, konuyu değiştirmek ve sorularına cevap vermemek çocuğun içindeki kaygıyı daha da büyütüyor. Çocukla birlikte eylem planı hazırlamak çocuk için de korkularını yatıştırıcı oluyor. Oyun şeklinde bunu oynuyor olması iyi bir şey. Bunu baskılamaya çalışmamak lazım. Ebeveyn olarak sizlerde oyuna dâhil olursanız çocuk onu tamamlar. Bir süre sonra da o oyunlar biter. Travma sonrası ilk bir ay yaşanan belirtiler akut stres bozukluğu olarak adlandırılıyor. Bu durumu normal karşılıyoruz. Gece korkulu rüyalar, depremle ilgili konuşmalar ve uykuya dalmada güçlük gibi sorunlar olabiliyor. Bir aydan sonra hala depremle ilgili kâbuslar görme, deprem temalarıyla oyunlar oynama, yabancıların yanında içine kapanma, hırçınlık ve anneye yapışma hallerinin bulunması, dersteki başarısının düşmesi ve okuldan uzaklaşma-kaçma davranışları hala devam ediyorsa bunun uzman eşliğinde tedavi edilmesi gerekiyor” dedi.
BOŞANMA BİR YETİŞKİN MESELESİDİR
Boşanmanın ebeveynler arasında gerçekleştiğini aktaran Öztürk şu şekilde konuştu: “Boşanma öncelikle yetişkin sorunudur. Yetişkinler artık eş olmamaya karar vermişler. Ama ebeveyn olmamaya değil. Çocuğa bu ikisinin farkı anlatılmalı. Onların hala anne-babası olduklarını üstüne basarak söylemeliler sadece eş olmadıklarını anlatmalılar. Çekişmeli boşanmalarda çocuğun bir tehdit unsuru olarak kullanıldığını görüyoruz. Taraflardan biri boşanmak istemiyorsa çocuğu boşanmamaya karşı kullanabiliyor. Taraflar çocuğu birbirine karşı doldurup bu sürece dâhil ettiğinde çocuk için bu durum zorlaşıyor. Anneni mi babanı mı seçiyorsun diye soru sorup çocuk boşanmada taraf haline getirilmemeli. En sağlıklı boşanma sürecinde bile ebeveynler artık aynı evin içerisinde yaşamayacak. Çocuk zaten anne ya da babanın evden gitmesinin üzüntüsünü yaşayacak. Bu durum çocuklar üzerinde öfke, uyku, yeme ve davranış bozukluklarına neden olabilir ve süreçte sıkıntı devam ettikçe ilaç tedavisinden de bir yere kadar fayda görülebilir. O iletişim bozukluğu devam ettiği sürece çocuğun toparlanması zor oluyor.”
EMPATİ YOLUYLA YANINDAYIM HİSSİ
Empati yoluyla karşısındaki kişiye güven ortamı sağladığında sorunları kolaylıkla aştığını ifade eden Öztürk, “İletişim her durumda ve ortamda aynı. Karşındakine empati ile onu dinlediğini hissettirmek gerekiyor. Jest, mimik ve sözcüklerle senin yanındayım hissiyatını vermeye çalışıyorum. Aileler kimi zaman çocuğun kolundan tutup getiriyorlar ve çocuk nereye ve neden geldiğini dahi bilmeyebiliyor. Ya da çocuk psikiyatriye götürüleceği söylenen çocuk ‘Ben deli miyim’ diye düşünebiliyor. Buraya çok öfkeli gelip tek kelime konuşmayacağım diyen çocuklar da oluyor. Bana alıştıktan sonra ise tedavi tamamlandığında, gelmesine gerek kalmadığını söylediğimde bu sefer de üzülüyorlar Çocuklarla aramızda bağ oluşuyor. Güven ilişkisi kurulduğunda her problem aşılıyor. Bir şeylerin düzeldiğini görmek bana da iyi geliyor. Faydalı olmak, birinin hayatına dokunmak bana çok kutsal geliyor ve mesleğimi çok severek yapıyorum” dedi.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.