Biz her dağın zirvesine çıktığımızda, bayrağımızı açar, İstiklal Marşımızı okuruz!

Biz her dağın zirvesine çıktığımızda, bayrağımızı açar, İstiklal Marşımızı okuruz!

Recai KICIKOĞLU; Konya’da dağcılığın bir numaralı ismi, en eski dağcı. 81 yaşında olmasına rağmen, dağcıların kılavuzu..

- Hayalim Afrika kıtasında Kuzey Tanzanya’da yer alan 5895 metre yüksekliğinde ki, Kilimanjaro dağına tırmanmak,

-Eskiden havalar böyle kalleş değildi. Kar yağar, biter hava açardı.1977 yılından bu yana dağcılık sporuyla uğraşıyorum.

-Şu anda Kılavuzluk yapıyorum. En önde ben yürürüm. Konya’nın yaşayanlardan en eski dağcısı benim.

Recai KICIKOĞLU; Konya’da dağcılığın bir numaralı ismi, en eski dağcı. 81 yaşında olmasına rağmen, dağcıların kılavuzu, en önde gideni yine o. Konya Dağcılık İl Temsilciğini tam 25 yıl boyunca sürdüren tek dağcı. Hakkari hariç, Türkiye’de çıkmadığı hiçbir dağ kalmamış. Yaşayan en deneyimli dağcıların başında geliyor.

whatsapp-image-2020-02-14-at-10.35.00-(1).jpeg

FUTBOLCU OLMAK İÇİN YOLA ÇIKTIM, ATLET OLDUM.

5 Ağustos 1939 Konya doğumluyum. Şems Mahallesinde doğdum. Hakimiyeti Mİlliye İlkokulunu 1951 yılında bitirdim. Okulu bitirdikten sonra, babam beni Adil Özselçuk’un yanına saat tamircisi çırağı olarak meslek öğrenmek üzere verdi. Saatçiliği ondan, gözlükçülüğü ise İstanbul’da Rumlardan öğrendim.

 

İyi bir atlettim. Geceleri, tren yolunun oradaki battı çıktının orada bir kulübede soyunur Meram’ a gider gelirdik, çünkü gündüz koşmak için ustamız izin vermezdi.

Dükkanımız bedesten içindeydi. Kebapçı Şükrü’nün orada çalışan Mustafa diye bir Ağabey vardı. Bedestende benim gibi çıraklardan futbol takımı kurmuştu. Bu takımın adı Konyaspor’du. Esas Konya spor biziz. Ben orada oynarken, beni izleyen bir yöneticinin tavsiyesiyle beni İdmanyurduna aldılar. Çok süratliydim. Lakabı Tirit olan, İdmanyurdu’nun Kaptanı rahmetli Tevfik’ beni Yolspor’a aldı. Futbolcu olmak için yola çıktım, sonunda atlet oldum.

whatsapp-image-2020-02-14-at-10.35.03.jpeg

Yıl 1954 sonu. Sabah babam börek yaptır diye bana evden malzemeleri verdi. Şerafettin Camiinin arka köşesinde Şendağların Ahmet Ağanın etli ekmek fırını vardı. O yıllarda Ahmet Ağa’nın fırını Konya’da tekti. Börek malzemelerini verdim, sıraya girdim. O gün Atletizm yarışması vardı. Merama götürdüler Konya’dan beş kişiydik. Karagücünden de 50 koşucu vardı. Aralarında Fenerbahçe’den Şirzat ve Eker-biçer lakaplı bir koşucu daha vardı. Sanat okulunda formalarımızı giydik. Meram’dan koşmaya başladık. Hükümetin önünden döndük, yarış stadyumda bitti. Bu yarış benim koştuğum ilk uzun mesafe koşusuydu. On bin metreydi. Yarışta üçüncü gelmiştim. Fırına geldim bana daha 15 kişi var. Börekleri yaptırıp eve geldiğimde babam sordu. Oğlum yüzün kıpkırmızı, ne oldu? Baba dedim fırında bekledim ya, beklemekten yüzüm böyle oldu…

İLK ÇIKTIĞIM DAĞ LORAS DAĞI

Hıdırellezde Meram Dere’ye gidilirdi. Konya’da neredeyse bütün dükkanlar kapanırdı. Yaylılara binilir, udlar, sazlar alınır, Meram-Dere’de ayak basacak yer kalmazdı. Arkadaşlarla bizde gittik. Benim gibi iki tahtası kırık, karşı dağdan kar getirelim dedik. Kar getirmek için düştük yola. Biz gideriz dağ gider, biz gideriz dağ gider, 4-5 saat oldu varamadık. Akşam oldu. Herkes bizi merak etmiş, arkadaşlar, yollara çıkmışlar o gün geri döndük.

Bende inadım. Ertesi hafta Dereli yaşlılara nereden çıkılır diye sordum. Ve dağa çıktık. Bu dağ benim ilk çıktığım dağdı. Loras dağı. Konyalılar bu dağa masa dağı da derler. Kimi Noras dağı dese de, aslı Loras dağıdır. Üç ay kadar önce sayın Valimizle de birlikte çıktık.

Eskiden havalar böyle kalleş değildi. Kar yağar, biter hava açardı. Loras’a çıktıktan sonra, bende dağcılık başladı. Loras dağında oldukça büyük bir mağara vardır. Bu mağaranın içinde yüz yılar önce bir manastır varmış. Manastırdaki papaz, Aymanas’daki Manastır’la buradan ateşle anlaşırmış. Bu hikayeyi o günlerin yaşlı insanlarından dinlemiştim. Bu anlatılan yeri buldum. Tam 18 tane oda vardı. Kimse bilmiyor.

 

BENİM HOCAM SİVASLI VELİ AKPINAR’DI

Konya’ya, Sivaslı bir terzi geldi. O da dağcıydı. Ondan çok şey öğrendim. Sivas-Kangallı olan Veli Akpınar, dağda nasıl adım atılır, nasıl yürünür. Benim Hocam o. Bir gün Loras’ta bir fırtınaya yakalandık. O odalara kendimiz zor attık.

1992’de Konya Dağcılık İl temsilcisi Tayfun Tercan, Kaçkar dağlarında tırmanırken ayağı kaymış, boynunda fotoğraf makinesi filan var. Bir taşa takılınca iki metrelik bir çukura düşmüş, bu düşme esnasında başını kayalara çarpıp vefat etmişti.

Rahmetli Konya’da Röntgen Mütehassıslığı yapıyordu.

Onun vefatından sonra, Konya Dağcılık İl temsilciliğini bana verdiler. 1992 yılından 2019 yılına kadar tam 25 yıl bu görevi sürdürdüm. Geçen yıl bıraktım. Bir çok dağcı yetiştirdim. Şu anda Mevlana Dağcılık Kulübünü kurdum. Başkanı benim.

Konya’da iki bin metrenin üzerinde 17 dağ vardır. Bu dağların en yükseği Ereğli’deki 3435 metre yüksekliğinde olan Aydos’dur. Sonra Beyşehir’de Dedegöl dağı, Takkeli dağ yani Karaburga dağı 1620 metre, Sille’deki Gevenli dağı 1720 metre, Loras Dağı, 2245 metre, Kızılören Dağı 2185 metre, Seydişehir Küpeli Dağı 2245 metre, Derbent Aladağ 2385 metre, bu arada Derbentteki, Kayak Merkezi olmasında imzam var. Seydişehirde Ufacık dağı Seydişehir yolunda, 2010 metre, Hasanşeyh’ten girilen, Doğanbey, Yatağan arasındaki, bir dağ var üzerinde tarihi eserlerde bulunan Erenkilit Dağı 2365 metre. Aydos’a 12 defa gittim. Ereğli’ye ilk defa ben çıkardım, şimdi beni geçti o Ereğlili arkadaşlar.

 

DEMİRKAZIK DAĞINDA ÇIĞ ALTINDA KALAN DAĞCI!

Dağcılıkta yavaş hareket edilir. Dağcılığım metotlarına uymak lazım Koşmak yasak. Hızlı inmek yasak. İki yürüyüş şekli vardır. İlki hamal yürüyüşü, diğeri rahvan yürüyüş.

Geçen sene gazetelere de yansıdı Ali Kemal diye bir arkadaş vardı. Karaman’da Hacıbaba dağında beraberdik. Hocam dedi, ayakkabı aldım, çanta aldım, uyku tulumu aldım, aldığı malzemeleri anlattı. Yenisin, acele etme dedim. Ben dedi Niğde Demirkazık Dağına tırmanacağım. Gitme aslanım dedim, bu mevsimde gidilmez dedim, havalar uygun değil. Bahar gelsin seni ben götüreyim. Beraber gidelim az sabret dedim. İstanbul’dan bir kafile geldi onlarla beraber gideceğim dedi. Ne dediysem olmadı. Demirkazık Dağına gitmişler, İstanbul kafilesi geri dönelim diye ısrar ettiyse de, biz dönüyoruz, çıkamadık, gel bizimle dedilerse de, zirveye az kaldı ben çıkacağım, tırmanacağım demiş, kafileden ayrılmış. Çığ altında kalmış. Altı ay sonra çürümüş cenazesine ulaşıldı. Türkiye’den bir çok arama-kurtarma ekibi onu Demirkazık’ta aramıştı. Kadınhanı-Atlantı kasabasındandı. Babasına vardım, onun dağcı olduğunu bilmiyordum dedi. Ağabeyinin yanında yatıp kalkar, Konya sanayisinde 250 lira haftalıkla çalışan bir çocuktu. 9 bin liralık dağcılık malzemesi almış diye anlattı.

whatsapp-image-2020-02-14-at-10.35.03-(2).jpeg

 

ULUDAĞ KADAR KALLEŞ BİR DAĞ GÖRMEDİM!

Dağcılık bambaşka bir şey. O manzarayı gördükten sonra vazgeçemezsiniz. Gelinir, görülür, yaşanır. Zirveye çıkarsın, sonra haftaya nereye gideceğiz dersin. Biz her dağın zirvesine çıktığımızda, bayrağımızı açar, İstiklal Marşımızı okuruz. Geçtiğimiz günlerde Şehitlerimizin anısına Muğla Dikenli Dağa çıktık. Tam 272 kişiydik. Türkiye’nin her tarafından geldiler. Zirvede bayrağımızı açtık, İstiklal Marşımızı okuduk.

1977 yılından bu yana dağcılık sporuyla uğraşıyorum. Şu anda Kılavuzluk yapıyorum. En önde ben yürürüm. Öğrencilerim arkamdan gelir. Konya’nın yaşayanlardan en eski dağcısı benim. Çıktığım bütün dağları fotoğrafladım. Arşivledim. Her dağ için ayrı ayrı nereden çıkılır, nerede pınar var, nereden inilir diye anlattığım bine yakın CD var. Hakkari hariç, Türkiye’de çıkmadığım dağ yok.

Ağrı dağından Uludağ’a kadar bütün dağlara çıktım.

1991 yılında rahmetli Tayfun Tercan, Dağcılık Federasyonu Başkanı Alaaddin Karaca ve onlar gibi tecrübeli kayakçılardan kurulu bir ekiple Uludağa tırmanacağız. Uludağ çok tehlikelidir. Uludağ’da Gençlık ve Spor Müdürlüğünün bir Oteli var orada kaldık. Uludağ hem çok tehlikeli hem de çok kalleş bir dağdır. Uludağ gibi kalleş bir dağ görmedim. Ormanların içinde bir Volfram madeni varmış geceyi orada geçirdik..

Yerde 1 metre kadar kar var. Önce hava açıktı. Tırmanmaya başladık. Bir fırtına çıktı. 50 kişi birbirimize yapıştık. Öyle bir fırtına ki, öyle yapmasak, bizi alıp götürecek. Eldivenlerim öyle bir buz tutmuştu ki, elimi oynatamıyorum, eğemiyorum. Zirveye bir hayli de yaklaşmıştık. Orada bir kulübe vardı. Arkadaşların bazıları az kaldı, Zirve’de Defteri imzalayıp öyle inelim dedilerse de, geri dönelim diye ısrar ettim. Beni kırmadılar. Aşağıya inmeye başladık. Birde baktık ki 8-10 kişi. Bursa’dan dağa tırmanmak için gelmişler, fırtına kurdukları çadırları uçurmuş, çorapları, üst başları yok, donmak üzereler. Hemen yedeğimizde olan malzemelerden onlara verdik. Az daha aşağıda Fransızlardan kalma terkedilmiş bir Volfram madeni vardı. İçeride odalar filan olduğu gibi duruyordu. Madene geldik, bir ateş yaktık. Donmak üzere olan arkadaşlara yardımcı olduk.

 

ULUSLARARASI SEVGİ VE BARIŞ YÜRÜYÜŞÜ

Dağcı olarak çıktığım en yüksek noktam 5167 metre Ağrı Dağı. Ağrı dağına iki kez çıktım. Hayalim Afrika kıtasında Kuzey Tanzanya’da yer alan 5895 metre yüksekliğinde ki, Kilimanjaro dağına tırmanmak, gidebilirsem oraya gitmek istiyorum.  

Dağlarda stresten kurtuluyorsun, kendini deniyorsun, kendine güveniyorsun. Kendinden emin yürüyorsun. Biz zirvede iki kez çamaşır değiştiririz. Terden atletiniz sırılsıklam olur. Ne grip kalır, ne nezle, Bronşlar açılır. Rahat nefes alırsın. Ben her dağa çıkışımdan sonra 15 gün rahatlarım. Ve hangi mevsim olursa olsun her 15 günde bir dağlara çıkarım.

whatsapp-image-2020-02-14-at-10.35.00.jpeg

Beş yıldır yapılan Mevlana yürüyüşü var. O yürüyüşü Mevlana Dağcılık Kulübü olarak, Karaman’dan Konya’ya etaplar halinde yapıyoruz. Bana ilk geldiklerinde rotayı bir göreyim dedim. Duraklama yerlerine baktım, çok güzel.

Bu yol, Hz. Mevlana ve ailesinin Konya’ya geldiği gerçek yol. Hz. Mevlana’nın ailesi, köylere uğraya uğraya bu yoldan Konya’ya gelmiş. Uluslararası Sevgi ve Barış Yürüyüşü yolu 138 kilometrelik bir yol. Biz bu törenlerde, Konya Valisinden aldığımız bayrağı, Karaman Valisine götürür teslim ederiz, Karaman Valisinden almış olduğumuz bayrağı da Konya Valisine getirmek üzere Karaman Aktekke Camisinden Konya’ya doğru yola çıkarız. Karaman Valisi ve Karamanlılar, Karaman İstasyonuna kadar bizimle yürürler.

İlk gün, Aktekke’den Kılbasan’a 17 kilometre yürüyoruz, gece orada kalınıyor. İkinci etap Kılbasan’dan 18 kilometre Maden Şehrine geliriz. Maden şehri tarihi bir yer burada 1001 kilise var. Oradan üçüncü etap olarak Arıkören’e. Bu etap 21 kilometre. Dördüncü etap Arıkören’den Çumra’ya 27 kilometre mesafeli bir etap , beşinci etap Çumra’dan Kaşınhan’a, altıncı etap olarak da Kaşınhan’dan Hadimi parkına geliriz. Hadimi parkında kaldıktan sonra, ertesi gün, saat on gibi Konya’da oluruz.

Bu yolculukta, Pakistan’dan, İran’dan, Almanya’dan, Avusturya’dan, İsviçre’den gelen Mevlevilerle birlikte yürüdük. Geçtiğimiz yıl Bulgaristan’dan gelenler vardı. Onlar bu etaplardan sadece birini yürüdüler. Almanya’dan gelenlerde öyle yaptılar.

Mevlana’nın nefes aldığı, nefes verdiği, onun yürüdüğü yoldan yürümek için geldik diyorlar.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.